|
|
Hayatımızdaki Başkaları..
Söyler misiniz ne olur; kimdir bu hayatımızı cehenneme çevirmeye çalışan başkaları? Komşularımız, patronumuz, iş arkadaşlarımız, çevremiz, ailemiz, sokaktaki herhangi biri ve hatta sadece kelimelerde kalan insanlar mı? Bunların söyledikleri mi etkiliyor hayatımızı. Bu kişiler için mi dizginliyoruz ruhumuzu. Bunlar için mi zehir ediyoruz günümüzü, gecemizi?
Peki ya nasıl oluyor da bu insanlar, kendi düşüncelerimizden, öz değerlerimizden daha önemli olabiliyor. Neden bu insanlara teslim oluyoruz da bu insanlar sınırlıyor yaşam standartlarımızı, yaşayacaklarımızı? Neden bunlar söyleme hakkını buluyor hissetmemiz gerekenleri ya da düşüncelerimizin ne olacağını?..
Bu insanlar mutlu olsun da zırvalamasın diye neden çırpınıyoruz ki? Başkaları ne düşünür demeden, neden biz kendimiz gibi olmaya çabalamıyoruz ki? Bizlere sadece bir kez verilmiş, hayat denen bu muhteşem armağanı, bu insanların ne diyeceğini, ne düşüneceğini beynimizde kurup da neden zehir ediyoruz ki kendimize. Bu tavrımızın öncelikle kendimize karşı yapabileceğimiz en büyük hakaret olduğunu düşünmüyor muyuz?
Biz kendimize saygı duymazsak, kişiliğimizi ayaklar altına sererken, o başkaları dediğimiz insanların bize saygı duymasını nasıl bekleriz ki? Neden "ben buyum, tercihim bu, isteğim bu" demek varken, kararlı bir adım daha atmak varken, mücadele etmek varken teslimiyetin arkasına sığınıyoruz ki?
Neden başkaları üzülmesin, kırılmasın, bize kötü bir söz etmesin, bizi yalnız bırakmasın diyerek kendi hayatımızı yakıp yıkıp yok ediyoruz? Yazık değil mi Allah aşkına? Yahu yeter, kimdir, kim oluyor bu başkaları da bizim için, hayatımızda bu derece önem verdiğimiz bir yerde var olmaya devam ediyor, demeyecek miyiz?
Kabul, yaşadığımız bu ülkede birey olarak var olmak çok da kolay değil. Kullukla geçen yüzlerce yıldır gelenekler, ahlak kuralları, yasaklar, ayıplar, günahlar, anlamsız toplum kuralları karartıyor insanların hayatını. İyi de kararan hayatların tek sorumlusu bizim dışımızda kalan insanlar ya da onların oluşturduğu toplum denen güruh mudur? Bizlerin hiç mi kusuru yok? Yetişme koşullarımızın, yaşadığımız çevrenin ruhlarımıza vurduğu prangalara ne kadar direniyoruz?
Korkularımızın adı oluyor bazen aile, toplum ve çevre baskıları. Bize dayatılan hayatı sessizce kabullenirken, isyanlarımızı kimselere belli etmeden içimize atıyoruz. Yeni bir hayat kurmaktan, yeni başlangıçlar yapmaktan, kaderimizi elimize almaktan, köprüleri delikanlıca yıkmaktan ürküyoruz. Tam da bu noktada, tek bir adım atmadan, başkalarını suçlayarak boyun eğiyoruz, teslim oluyoruz...
Hayallerimizi hep erteliyoruz. Belki de hiç gelmeyecek yarınlara emanet ediyoruz yaşanılası her ne varsa. Kendi hayatımıza sahip çıkmaya çekiniyoruz ve biz böyle davrandıkça başkaları buyuruyor bize nasıl yaşamamız gerektiğini. Toplum karşısına güçlü birey olarak çıkacak yatırımı yapmıyoruz beynimize, ruhumuza. Bu durumda da güçsüz hissediyoruz kendimizi, baskılara karşı direnemiyoruz. Tembelliğimiz de başımızı derde sokuyor hep...
İyi yaşamak ve bunun için gerekli olan bedeli ödemek yerine, hasbelkader, yuvarlanıp gidiyor, amaçsızca göçüp gideceğimiz günü bekliyoruz. Çoğumuz insan bağımlısı olduğumuz için, onları kaybetmekten ölümüne korkup kendi değerlerimizi hiçe sayıyoruz. Bu da bize baskı ve mutsuzluk olarak geri dönüyor...
Kısaca; hayatlarımızı umursamadan bizden çalan "başkaları" kadar, bu hırsızlığa bizler de ortak oluyoruz onlarla birlikte...
|