Aşk & Sevgi kategorisinde ve Aşk Hikayeleri forumunda, bulunan Onu düşünmeden bir saatin geçmiş konusunu görüntülemektesiniz. İnceden inceye bir yağmur yağıyor. Hani şu ahmak ıslatan cinsinden. Şemsiyem yok, yani ismine yakışır bir şekilde beni ıslatıyor. Karşılıksız ...
|
|||||||
|
Kayıt | SSS | Üye Listesi | Takvim | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
#1 (permalink) |
|
İnceden inceye bir yağmur yağıyor. Hani şu ahmak ıslatan cinsinden. Şemsiyem yok, yani ismine yakışır bir şekilde beni ıslatıyor. Karşılıksız bir aşk için bu kadar acı çekene "Ahmak" denmez de ne denir? "Kaldır başını aslanım, dik yürü Gül bakayım, nedir bu halin Bir ağlamadığın kaldı. . . . . . . . . Bir gün bakacaksın ki Onu düşünmeden bir saatin geçmiş Şaşıracaksın. Başka bir gün Birisi adını anacak yanında “-Hiç yabancı gelmiyor, kimdi o? “ diyeceksin, sonra hatırlayacaksın O'nu ve bu günleri Kimse sebebini sormasın diye Gizlice güleceksin. . . " Acı çekiyorum, gün gelir unuturum. Mantığım unutacağımı söylüyor ama yüreğim ezim ezim eziliyor, sanki dünyanın sonu geldi. Böyle üzülüp duracağıma bir güzel ağlayım, belki rahatlarım diyorum. Yağmurda ağladığım da fark edilmez. Üstelik sokakta kimse yok. . . Ağlayamıyorum gururum engel oluyor, Neymiş efendim "erkekler ağlamaz". Oyalanacak bir şeyler düşünüyorum, elime anahtarlığımı aldım; tespih gibi çeviriyorum. Dudağımda bir ıslık, ıslığıma hüzünlü bir şarkı dolandı. Neşeli bir melodi bulayım dedim, sonra vazgeçtim. Çünkü üzülüp boşalmak, ferahlamak istiyorum, unutmak istiyorum. Vakit akşam, yağmurun sesiyle ayak seslerim birbirine karışıyor. Ankara caddeleri çamurlu, sokaklar boş. Yalnız bir kaç saniye önce geçen araba hariç. Zaten o araba da üstüme su sıçratmaktan başka işe yaramadı. Çamur sıçratmasına aldırmadım bile. Boş sokaklarda ıslanarak bir süre daha yürüdüm. Artık yeterince ıslandım, yeterince ferahladım, evime bekâr evime dönmeliyim. Ana caddelere doğru yöneldim. O'nu hiç tanımadım, o bana hiç acı çektirmedi, hatırladıklarım bir filmden aklımda kalanlar. Evet, evet, unutmalıyım onu. Otobüs durağına vardım, yolda insanlar koşuşturuyordu ama durakta sadece bir genç kız vardı. Islak giysilerimden utandım, ondan olabildiğince uzak bir köşede durdum. İçimden söylediğim şarkılar, yavaş yavaş neşeli olmaya başlıyordu ki, kızın ağladığını fark ettim, üzüldüm ama güldüm. Nasıl tarif etsem, hani "buruk gülüş" derler ya işte öyle. Kendi kendime "Al başına, bir gariban âşık daha. "dedim. Aldırmayım dedim ama olmuyor, yanına yanaştım. Güzeldi, yaşı da benden birkaç yaş küçük görünüyordu. Yanına yanaştığımı fark edince ağlamsını gizlemeye çalıştı. -Merhaba Nasıl biri olduğumu anlamak için yüzüme baktı, tereddütle konuştu; -Merhaba Gülümseyerek konuştum; -Siz şanslıymışsınız. -Niçin? -Baksanıza yağmur benim her tarafımı ıslattı, sizin sadece gözlerinizi ıslatmış. Gözlerini kurularken gülümsemeye çalıştı; -Gerçekten fena ıslanmışsınız. -Biraz yürüdüm yağmurda. -Çok mu seviyorsunuz yağmurda yürümeyi? -Severim ama bu kadar ıslanacak kadar değil. -Öyleyse niye? -Bir gönül yarası aldım da. Kendisine yakın biri, derdine bir ortak bulduğuna sevindiği belli oluyordu. -Ya sizin gözlerinizdeki yağmur niye? -Bende de bir gönül yarası var. -Karanlıklar, güneş çıkana kadar hüküm sürer. -Benim karanlığım geçici değil, güneşsiz. Çünkü; ayrıldık. -Anlatmak ister misin? İyi bir dinleyiciyimdir. Bir an durdu, sonra; -İsterim ama sen de anlatacaksan. -Önce sen anlat, şu anda senin daha çok ihtiyacın var konuşmaya. O anlatmaya başladığı sırada otobüs geldi, binmeyeceğimizi anlayınca geçip gitti. Yağmur kesilmişti. Cadde boyunca beraber yürümeye başladık. O anlatmaya başladığı sırada otobüs geldi, binmeyeceğimizi anlayınca geçip gitti. Yağmur kesilmişti. Cadde boyunca beraber yürümeye başladık. -Geçen yıl beni takip etmeye başladı. Efendi davranıyordu, yanıma gelip rahatsız etmiyordu. Sanki sadece dikkatimi çekmek istiyordu. Bunu da başardı, yakışıklıydı. Neyse bir gün yanıma geldi, mahcup bir ifadeyle tanışmak istediğini söyledi. Ayaküstü biraz konuştuk. Beni beğendiğini, bir süredir takip ettiğini söyledi. İyi birine benzediğine kara verip az bir nazlanmadan sonra arkadaşlık teklifini kabul ettim. Birkaç gün sonra pastanede buluşup konuştuk. Bir süre bu tür buluşmalar, konuşmalar devam etti, sonunda ilan-ı aşk ve evlilik teklifi. . . Tabi evliliği hemen istemiyordu, bitirmesi gereken işleri varmış onları halledince ailelerimize konuyu açacakmış. . . Normal karşıladım, kabul ettim ama yine de daima ölçülü davrandım, bazı işadamlarının bu tür vaatlerle genç kızları kandırdığını bildiğimden. . . İş adamı olduğunu söylemiş miydim? Üç arkadaşıyla küçük bir ticari ortaklıkları vardı. Neyse ilişkimizde daima ölçülü davranınca bana karşı gittikçe soğuk davranmaya başladı. Evlilikten söz edince de hep acele etmememi, sabırlı olmamı öğütlüyordu. Sonunda bir gün onu başka bir kızla gördüm. Bu günkü buluşmamızda gördüğümü söyledim, önce inkâr etti, ben üstüne gidince itiraf etti; ”Tamam tamam, bir kız var, seni istemiyorum artık. Bıktım senin nazlarından. "dedi. Ağlayarak kaçtım. Çok üzülmüştüm ama yine de şükrediyorum onun gerçek yüzünü evlenmeden gördüğüme. Teselli edici bir şeyler söylemek istedim. O'da bunu bekliyordu ama aklıma bir şey gelmiyor. Dostça elini tuttum; -Fakat bu olay sayesinde birer arkadaş, dost bulmuş olduk. Elimi samimiyetle sıktı; -Haklısın. . . Şey. . . -Ümit. -Mehtap. Vakit epey geç olmuş, hava da serinlemişti. Hafifçe titrediğini fark ettim, anlaşılan üşümüş. -Üşümemen için ceketimi vereceğim ama ıslak. -Düşündüğün için sağol. Gizlemeye çalışıyorum ama ıslak elbiselerle ondan daha fazla üşüyorum. Titremeye başladım. -Vakit çok geç oldu, seni evine bırakayım. -Senin hikayeni dinlemedim. -Bu günlük bu kadar yeter, bende başka zaman anlatırım. -Sen titriyorsun. . . -Hayır, dans ediyorum. -Ne dansı? -Zatürree dansı. -Gidelim hasta olacaksın. Şey. . . Evime bırakmana gerek yok. Bir daha görüşecek miyiz? -Tabi arkadaş değil miyiz? -Arkadaşız. Hımm adreslerimizi, telefonlarımızı birbirimize verelim. -İyi olur. Bende telefon yok ama seninkini alayım. Ailenle mi kalıyorsun? -Evet, ya sen? -Tek başımayım. -Ooo... bu kötü haber, evin şimdi buz gibidir, iyice hastalanırsın. Bize gelsene. -Sanırım ailen uygun karşılamaz. -Merak etme ben bir şeyler söylerim. -Ne gibi? -Ne bileyim. . . "Beni bir arabanın altında kalmaktan kurtarırken çamura düştü. . "derim. -Vay be ben neymişim! . Durağa doğru yürümeye başladık -Ailen kalabalık mı? -Annem, babam, büyükbabam, bir erkek kardeşim ve bir kız kardeşim. Kulağına eğildim; -Erkek kardeşin iri yarı mı? -Yoook canııım, iki metre doksan santim filan. Şöyle bir doğruldum, olduğumdan uzun görünmek için ayakuçlarımda yükseldim; -Hani nerdeyse benim kadar varmış. Tatlı bir sohbet içinde yürürken tekrar yağmur başladı. Otobüs durağına da gelmiştik. Şansımızdan çok geçmeden otobüs geldi. Şoförün şaşkın bakışları altında, ıslak elbiselerimle otobüse bindim. Sessiz bir otobüs yoğculuğundan sonra mahallerinde indik. Evlerine doğru yürürken hala ailesinin beni nasıl karşılayacağını düşünüp endişeleniyordum. Geldiğime çoktan pişman oldum. Mehtap benim huzursuzluğumu fark etti; -Yolda söylediğim şaka değildi, gerçekten aileme beni arabanın altında kalmaktan kurtardığını söyleyeceğim, seni iyi karşılarlar. ev durağa oldukça yakındı mehtap ışıkları gösterdi işaret ettiği yerde yolun alt tarafında kalmış bir ev görünüyordu tek katlı bir iki merdivenle evin kapısına indik kapı açıldığında karşımda kırmızı yanaklı kara kocaman gözlü bir hanım duruyordu mehtap tanıştırdı annem buda kahraman ümit gerçi annesinin onu duyacak hali yoktu beni baştan aşağıya acıyan gözlerle izliyordu demekki o kadar kötü durumdaydım içeri girdik holün daha doğrusu küçük ufak salonun sağındaki aralıktansızan ışığa başımı çevirdiğimde mutfak olduğu anlaşılan yer duruyordu biz karşımızdaki iki kapıdan birini açarak kuzineyle ısıtılan odaya girdik burda büyükanne dev kardeş sekiz yaşlarında sanırım ve küçücük bir bebek duruyordu bana bir havlu verdiler ve lavaboyu tarif ettiler biraz önce giriş yaptığımız yerin solunda bulunan camlar dışarı bakmıyormuş tuvalete bu camlardan atlayarak yani pencereden geçerek gidiliyormuş evet öğrenciydim ama ilk defa bir gecekonduya giriyordum ve ilk defa böyle sıcak böyle içten bir hava soluyordum çünkü evin büyükannesi bile hergün ben oradaymışım torunuymuşum gibi yavrum ekmek almasaydınız ben size en sevdiğiniz hamurdan yaptım yufka ekmekleri oysaki zaten almamıştıkki yemekten kısa süre sonra bir ağırlık çöktü bana yanda ki odayı verdiler ve khepsi birarada yemekte yediğimiz odada uyudular yatağım yere serilmiş döşek ve bembeyaz dantel işli çarşaflarla örtülüydü uykuya çabukmu daldım bilmiyorum ama keyifli daldığımdan emindim
__________________
[LinkLeri Görmek İçin Lütfen Üye oLunuz Üye oLmak için tıkLayın] Türkiye'nin Paylaşım Platformu... ![]() |
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
(Değiştirilmiş kısmın biraz öncesinden) Yazan : Ahmet Ünal ÇAM -Yolda söylediğim şaka değildi, gerçekten aileme beni arabanın altında kalmaktan kurtardığını söyleyeceğim, seni iyi karşılarlar. -Olmaz Mehtap lütfen, ailene yalan söylemene sebep olmak istemem. Gerçeği söyle, hoş karşılamazlarsa giderim. Bu sırada evlerine gelmiştik. Mehtap söylediklerimde tereddüte düşmüştü. Kapıyı erkek kardeşi Cem açtı. Şaşkın bakışlarla; ”Hoş geldiniz. "dedi, “Hoş bulduk. "dedim. Mehtap'ın peşi sıra içeri süzüldüm. Mehtap alelacele bizi tanıştırdı; ”Bu arkadaşım Ümit, bu da kardeşim Cem, memnun oldunuz. Şimdi Cem'in odasına gidin, üzerindeki ıslak giysileri değiştir, üzerine kuru bir şeyler giy üstüne. " Mehtap bunları söyleyip yanımızdan sıvıştı. Ben, şaşkın şaşkın yol gösteren Cem'in peşine takıldım, odasına girdik. Cem soru sormak için ortam hazırlıyordu; -Nasıl oldu da böyle ıslandın. -Ben yer seviyesinde yürürken, gökten yerçekimine kapılmış su damlacıklarıyla karşılaştım, ne onlar benden kaçtı ne ben damlalardan. Hafifçe gülümsedi. -Ablamla nerden tanışıyorsunuz. -Gerçeği, yalnızca gerçeği mi söyleyim? -Önce yalanı. -Dur bakayım. . . Hah. . . Mehtaba araba çarpıyordu, ben gündelik kahramanlıklarımdan birini yapıp onu kurtardım, bu arada çamura düştüm. -Denizaltı çarpacakken kurtardım desen daha inandırıcı olurdu. Bir de gerçeğini dinleyebilir miyim? O esnada elbiselerimi değiştirmiştim. Şakalaşmalar sayesinde Cemle yakınlaştığımızı hissediyordum. -Bak Cem işin doğrusu şöyle; benim bir şeye canım sıkılmış, yağmurda dolaşmıştım. Sonunda eve dönmek için otobüs durağına gelmiştim, ablan Mehtap da duraktaydı. Öylesine konuşurken söz arasında, benim o ıslak elbiselerimle bekâr evime gideceğimi duyunca, dayanamadı. Üşüyüp, hastalanacağımı söyleyip buraya davet etti. Pek hoş bir durum olmadığının farkındayım ama durum bu. Cem; ”İnanıyorum. "dedi, sonra samimi bir şekilde elini uzattı. -Bunları sormak zorunda kaldığım için kusura bakma. Ben de samimiyetle elini sıktım. Bir an durdu, -Anlatmadığın bir şeyler var mı, mesela yağmurda niye dolaştığın gibi? -Bak o kısmı da Mehtaba sor. Ama şu kadarına emin olabilirsin, ablanla aramızda bir şey yok. Konuşarak salona vardık. Salonda dört kişi oturuyordu; Mehtap, annesi, babası ve büyükbabası olduğunu tahmin ettiğim bir ihtiyar adam. Büyükbabası koltuğunda uyukluyordu, diğerleri “Hoşgeldin. " dediler. “Hoşbulduk. "dedikten sonra Cem'in yanına oturdum. Babalarının karşısına oturmuştum, bir sigara çıkarıp bana da ikram etti, teşekkür edip almadım. “İçmiyor musun yoksa?"dedi. “Hayır. "dedim. “Karnın aç mı, yemek yer misin?"dedi, Tok olduğumu söyledim. Sigarasını yaktı, şöyle bir koltuğuna yerleşti; -Mehtap anlattı, nasıl tanıştığınızı, ısrar edip sizi getirdiğini. Sigarasından bir nefes çekti. Kendimi mahkemedeki suçlu gibi hissediyor, sessizce oturuyordum. Devam etti; -Misafiri hürmetimiz sonsuzdur, evinizdeymiş gibi rahat olun lütfen. Konuşmasında, “Aslında gelişinden rahatsız olmuştum ama Mehtabın anlattıklarına inandım. " demek ister gibi bir hal vardı. -Teşekkür ederim. -Ayrıca ben sizin isminizi öğrendim ama tanıştırılmadık. Mehtabın kusuruna bakma biz kendimiz tanışalım. Adım Ziya, bu eşim Oya, Bu da babam. -Memnun oldum O sırada bir tepsideki çaylarla bir kız içeri girdi. Herhalde Mehtap’ın “küçük kardeşim” dediğiydi. -Oooo… Çaylarımız da geldi, iç de biraz için ısınsın evladım. Çayı aldım, teşekkür ettim. Mehtap; -Bu da kız kardeşim Nur. -Memnun oldum. Gülümseyerek karşılık verdi. Güzel bir kızdı ama bir daha bakmamaya çalıştım. Yeni bir sevdadan kurtulurken, üstelik bir daha belki de hiç göremeyeceğim bir kıza bakmamalıydım. Çaylarımızı içerken havadan sudan şeylerden konuştuk. Oya hanım hastalanmamdan endişe ettiğinden bahsetti, Ziya bey enflasyondan şikayetçi oldu. Aynı fikirde olduğumu belirten birkaç söz söyledim. Bu arada Mehtap’ın bir şirkette muhasebe işinde çalıştığını, Cem’in yüksek okulda okuduğunu öğrendim. Nur’dan pek söz açılmadı. O sessizce bir köşede oturdu. Çaylar içilince, Ziya bey ayağa kalktı; -Ümit bey, ben yarın işe gideceğim. Müsaadenizle. Siz de istirahat etmek istediğinizde Cem’in odasına geçebilirsiniz. Hadi hayırlı geceler. Kısa süre sonra Cem de bana yatacağım odayı gösterdi. Bana bir yatak hazırlanmıştı. Uykum gelmemişti, Cem de uykusunun gelmediğini söyleyince yataklarımıza uzanıp sohbete daldık. Odadaki Fenerbahçe posterleri ister istemez dikkatimi çekti. Takılmak istedim; -Şu Fb büyük takım be !.. Beni Fb’li sandı, sevinçle atıldı; -Öyledir… Ben devam ettim; -Nerdeyse Gs’ın yarısı kadar büyük !.. Bir an boş bulundu; -Tabii ya…Neeee ? Hop dedik, sen Fb’li değil misin? -Övünmek gibi olmasın Galatasaraylıyım! -Beni tuzağa düşürdün cezayı hak ettin. Var mısın bir Fb-Gs tavla maçına. Cem tavlayı getirirken kapı çalındı, Cem açtı. Gelen kardeşleriydi. Henüz yatmadığımızı anlayınca içeri girdiler. Mehtap; -Ne o Cem, sonunda acemi birini buldun galiba ? -”Acemi bulmuşum” usta olsa kaç yazar. Bana bak Beşiktaşlı istersen Gs’lı ile koalisyon kurun, ikinizi birden yeneyim. -Ümit Gs’lı mıymış? Neyse siz oynayın, ben Gs ile koalisyon filan kurmam, ben seni destekliyorum canım kardeşim. Nur Gs’lı olduğumu görünce gülümseyerek; -Gs’sın öyle mi? -Yahu Gs’lı olduğumu duyan şaşırıyor. İyi ki çaydan sonra söyledim. Yoksa çay da vermeyecektiniz galiba. -Ben de Gs’lıyım. -Öyleyse desteğini beklerim. Nur, benim yakınıma bir sandalye çekti, oturdu. İlk defa konuşmuş, hatta samimi davranmıştı. -Fb-Bjk koalisyonunu yenerken fazla fark atmayız değil mi? Ne de olsa onlar kardeşim. -Üzülme ortak 1–2 sayı veririz, o da senin hatırın için. -Tavlayı tatlı bir sohbet içinde oynadık, zor da olsa yenmeyi başarmıştık. Nur tavlayı abisinin koltuğuna verdi. -Öğrende gel kanarya. -Şans, tamamen şans. Ben de neşelerine ortak olmak istedim. Nur’a dönerek; “Gs’a yenilmenin acısıyla fazla yaşamazlar, veremden giderler” dedim. Bu kötü espriyi yaptığım anda üçünün de gülmesi kesildi. Ortamda buz gibi bir hava eserken, ben şaşırıp kalmıştım. Özellikle Nur’un ağlamaklı yüzü dikkatimi çekti. Çekinerek; “Yanlış bir şey mi söyledim” dedim. Mehtap üzgün bir sesle; -Verem olan bir akrabamız var, o aklımıza geldi. -Çok üzgünüm, özür dilerim. -Boş ver bilerek söylemedin ya… -Hepinizin keyfini kaçırdım. Tekrar ilk gülümseyen Nur oldu; -Tamam, ortak, sıkma canını. Cem konuyu değiştirmek istedi; -Yağmurda dolaşmanın sebebini, “Mehtap biliyor, isterse anlatabilir.” Demiştin. Şimdi anlatsa olur mu? -Bence mahsuru yok. -Gerçekten anlatayım mı Ümit? -Tabii, artık o meseleyi umursamıyorum. Mehtap, nasıl karşılaştığımızı ayrıntısıyla anlattı. Cem’in ısrarı üzerine kendi ayrılmasının sebebini de anlattı. Cem bu kısmı duyunca bir an yumruklarını sıktı. -Ben sana demedim mi, “Bu adam serseri” diye. Siz zannediyorsunuz ki serserilik kötü giyimle olur. Ben iyi giyimli çok serseri gördüm. Söyle aranızda bir şey geçti mi? Söyle gerekirse öldüreyim onu. Mehtap, buruk bir gülümseyişle onu sakinleştirdi; -Merak etme ablan aklı başında biri. Bir iki defa yemeğe çıktık ama ciddi bir ilişki düşünmediğini anlayınca ölçülü davrandım zaten. Merak etme sen. Bu kez ben konuyu değiştirmek istedim; -Eee… boş verin vefasızları. Hayat devam ediyor. Nur bir an bana baktı, hafif ciddi bir ses tonuyla sordu; -Konuyu değiştirmeden söyler misin, hala onu seviyor musun? --DEVAMI VAR-- (İstenirse/Okunursa) |
|
|
|
|
| ozanyazar Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti: |
Cadı (01-07-2008),
WebbiLişiM (01-07-2008)
|
|
|
#3 (permalink) |
|
-Konuyu değiştirmeden söyler misin, hala onu seviyor musun? -Vazgeçtiğime inanıyorum ama birkaç gün geçsin de daha iyi anlarım. Eğer onu düşünmeden yapabiliyorsam, kurtuldum diyebilirim. Madem samimice konuşuyoruz, şunu da söyleyim, artık o dönse de, hatta kalbim onu arasa da gururum izin vermez. Zaman uzasa bile bu noktadan sonra olmaz. Yaniii… benim için bitti, böylece bu konuyu kapattık. Mehtap atıldı; -Ya bir dakika o sadece bitip bitmediğini sordu ama sen konuyu baştan sona anlatmadın ki. Nasıl tanıştın, neler oldu? Hikayeni dinlemedik ki henüz. -Zaten önemli bir hikayesi yok, boş verin siz. -Yoook… öyle kolay atlatamazsın. -Tamam canım, tamam. İnşallah bir gün anlatırım. -Tabii haftanın sekizinci günü mü, yoksa ayın 33’ünde mi? -33’ü olur mu? Söz Şubatın 30’u gelince haber verin anlatacağım. Mehtap ufak bir yastığı fırlattı, Cem elini tabanca gibi yapıp bana çevirdi; -Ya canını ya hikayeni! -Peki peki. Ben şu yılda, filan şehirde doğmuşum. İlkokulu orda, ortaokulu şurda okumuşum… hooop tamam durun, pes. Bu kez üçü birden yastığı havalandırınca pes etmek zorunda kalmıştım. -Okuduğum üniversitede bir süredir dikkatimi çeken bir kız vardı. Mehtap; “Bir dakika! Okuduğundan bahsetmemiştin. Ben seni çalışıyor sanıyordum. -Sormadınız ki! Evet, vardiyalı bir işte çalışıp bir yandan da okuyorum. -Hem okul hem iş zor olmuyor mu? -Bütünlemelere abone olup idare ediyoruz işte. Nur; ”Konuyu dağıtmayalım efendiler!” -Tüh tam da konuyu değiştirmeyi başarmıştım. -Neyse anlat bakalım; Kurtuluş kalmadığını görünce anlatmaya başladım; -Bu kız; yaklaşık 1,5 senedir ara sıra gördüğüm, beğendiğim bir kızdı. “Çok güzel nasıl olsa bir erkek arkadaşı vardır.” diye düşünüyordum. Zaten bölümünü filan bilmediğim için çok az ve tesadüfen görüyordum. Ben anlatırken, anlattıklarımı nasıl dinlediklerine bakıyor, çabucak sıkılmalarını ve anlatmayı bırakmayı umuyordum. Fakat arasıra durup baktığımda öyle sıkılma belirtisi göremeyince mecburen devam ediyordum. -Son iki aydır, bazı dersleri farklı sınıfta da olsa aynı binada, aynı saatlerde aldığımızdan daha sık karşılaşır olmuştuk. Bir gün o bir arkadaşıyla okuldan uzaklaşırken, bir arkadaşımın ısrarı ile kendisi ile ilgilendiğimi anlasın diye rahatsız etmemeye çalışarak biraz takip ettik. Yapım, böyle şeylere hiç uygun olmadığından çok utanmıştım. Ya dönüp de “Bizi niye rahatsız ediyorsunuz !” derlerse diye ödüm patlıyordu. Ben dönmek istedikçe, arkadaşın ısrarı ile takibi sürdürdük. Cem burada söze girip; “Tabi, tabi. Öyle olmuştur, sen sütten çıkmış ak kaşıksın.” Deyince, kızlar güldü. -Anlamadım, başka kızları da takip ettiğimi mi sanıyorsun? -Yoook canııım, estağfurullah. Sen uslu uslu evde oturursun. -Anlaşılan ikna edemeyeceğim. Hemen kozumu kullandım; -Bak, inanmayacaksanız anlatmayım! “Anlat, anlat” sesleri arasında tekrar anlatmaya başladım. -Takip ede ede bir kız yurdunda kaldıklarını öğrenmiş olduk. Takip ettiğimizi anladıkları için bize gülerek yurda girdiler, tabi bu gülmenin bir ‘dalga geçme’ gülmesi olduğunu anlamayacak kadar saftım o zamanlar. Onlar yurda girince arkadaşım biraz durum değerlendirmesi yaptı; “Bu iş tamam arkadaş, bak sana güldü” dedi. “Yahu Kemal Sunal’a, Cem Yılmaz’a da güler bunlar” desem de dinlemedi; “Yok yok, ben anlarım bu iş tamam” dedi. Sonra da “Yarın görüşürüz” deyip gitti. Arkadaşım gidince ben de bir gazete alıp otobüse binmeye niyetlendim. Biraz yürümüştüm ki, karşı kaldırımdan onun geldiğini gördüm. Hem de bana doğru geliyordu. Mehtapla Nur gülümserken, Cem; “Aman aman, hatta dırının dırının.” -Geldi...geldi.. geldi… -Halâ gelemedi mi? -Geliyor az kaldı. Geldi…geldi, geçti gidiyor..du… -Yanından geçip gidiyor mu? Gitmesin yahu !.. -Yahu ben, bana doğru geliyor sandığım için zorlukla hazırladığım cümleyi söylemeye çalıştım; “Afederseniz biraz konuşabiii…” baktım geçip gidiyordu, benim bir şeyler söylemeye çalıştığımı anlayınca bir an durdu, dudağını sıkarak tuttuğu gülmesini bıraktı, gülerek uzaklaştı. Meğerse bana değil gazeteciye doğru gidiyormuş. Mehtapla Nur’un “Vah, vah!.” Seslerine Cem’in “Tüh tüh!” sesleri karıştı. -Cem, çok üzüldüğün belli oluyor Cem kendini alamadı, ayağa kalkıp oynamaya başladı. -Ayıp ettin, üzülmek ne demek kahroldum. Belli olmuyor mu ? O ağzında “tüh..tüh..” eli şıkıdım–şıkıdım oynarken ben devam ettim; -Neyse, bu olaydan sonra, “Kesinlikle bu kızı rahatsız etmem.” diyordum ama arkadaşım yine dolduruşa başladı; -“Ayıp ettin yahu. Tabiki ilk görüşmede kız böyle davranacak. Ne zannettin bu işleri oooglum. Bu işler okumaya benzemez, ezberlenmez yaşadıkça öğrenecen!..” gibi felsefi yaklaşımlarla beni tekrar tuzağa düşürdü. Bir gün yine karşılaşınca yine cesaretimi topladım; “Bir şey rica edebilir miyim.” dedim, oysa ezberlediğim laflar arasında bu yoktu. Acemilik işte. Tabii gereken cevabı aldım. Mehtap; “ -Ne dedi ? ” |
|
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| onu, dusunmeden, bir, saatin, gecmis |
Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) |
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Geçmiş Olsun Mesajları | DarkgirL | Aşk Mesajları | 0 | 10-12-2007 16:32 |
| Gelmiş geçmiş en uçuk seçim vaatleri | Deadly | Siyaset Tarihimiz | 0 | 24-06-2007 15:43 |