full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

psikolojide merak ettikleriniz

Bilgi Kulübü kategorisinde ve Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji forumunda, bulunan psikolojide merak ettikleriniz konusunu görüntülemektesiniz. BİLİYOR MUYDUNUZ ?? Psikolojide Merak Ettikleriniz... Dolunay Davranışlarımızı Etkiliyor mu? Depresyon Tedavisi Bilgi ve Bellek Stresle Başa Çıkma Çikolata bağımlılık ...


Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Eğitim & Öğretim > Tez & Makale > Bilgi Kulübü > Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle
Eski 24-07-2008, 00:11   #1 (permalink)
Varsayılan psikolojide merak ettikleriniz

BİLİYOR MUYDUNUZ ??
Psikolojide Merak Ettikleriniz...

Dolunay Davranışlarımızı Etkiliyor mu?
Depresyon Tedavisi
Bilgi ve Bellek
Stresle Başa Çıkma
Çikolata bağımlılık yapıyor mu? Çikolata niçin mutluluk veriyor?
Alkol bağımlılığı.Psikoterapi nasıl yardımcı oluyor?
Insomni nedir? Uzmanlar insomni (uyku uyuyamama) sorunu olanlara ne öneriyor?
Kişiliğimiz hangi etkilerin altında?
Psikolojik hastalıkların kökeninde ne var?
Genlerimiz karakterimizi ne kadar etkiliyor?
Beyindeki Sinir Hücreleri Gerçekten de Kendilerini Yenileme Yetisinden Yoksun mu?
Görme Duyusundan Yoksun Biri Rüya Görebilir mi?
Sol Elini Kullananlar Daha mı Zeki?
Çocuklar Neden Tırnak Yer?
Voodoo büyüsünün bilimsel açıklaması var mı?
Ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan insanların rüya görmediği doğru mudur?
Düşünce duyguyu yönetir mi?
Uyku ve Hipnoz...

DOLUNAY DAVRANIŞLARIMIZI ETKİLİYOR MU?

Dolunay zamanı kültürel öğelerin de etkisiyle kurt adamlar, cinayetler, seri katiller ve uğursuzluklarla bağdaştırılır. Oysa yapılan bilimsel araştırmalar öyle gösteriyor ki popüler inanışın aksine dolunay zamanlarının davranışlar üzerinde herhangi bir özel etkisi bulunmuyor. Konu üzerine uzun yıllar araştırmalar yapmış Kanadalı psikolog Ivan Kelly, yapılan çalışmaların birbiriyle tutarlılık göstermediğini ve dolunayda davranışların değiştiğine yönelik sonuç veren her çalışmaya karşılık aksi tezi savunan bir diğerinin de mutlaka bulunduğunu söylüyor.

Çılgın Köpekler?

2000 yılında biri İngiltere, diğeriyse Avustralya Sydney'de yapılan iki farklı çalışma dolunay zamanında köpek saldırısına uğradığı şikâyetiyle hastaneye başvuran hasta sayılarıyla normal dönemlerdeki başvuruları karşılaştırmış. Simon Chapman tarafından yürütülen Avustralya'daki çalışma sonucunda köpek saldırıları ve dolunay zamanı arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken, Chanchall Bhattacharjee ve araştırma grubu İngiltere'deki çalışmalarında dolunay zamanında köpek saldırılarının iki katına çıktığını gözlemlemişler.

Bu çelişkileri sonuçları değerlendiren Washington Üniversitesi'nden psikolog Eric Chudler, suç oranları, polis tutuklamaları ve intihar davranışlarında da dolunay zamanının anlamlı farklar yaratmadığına parmak basmış. Chudler, bilim tarafından desteklenmemesine rağmen insanların halen dolunay zamanındaki suçları ve trafik kazalarını dolunayın etkisine bağlamakta ısrar ettiklerine dikkat çekiyor.


Bilim tarafından desteklenmemesine rağmen insanlar halen dolunay zamanındaki suçları ve trafik kazalarını dolunayın etkisine bağlamakta ısrar ediyor.

Chudler, popüler inanışın halen dolunayda davranışlarımızın değiştiği yönünde olmasını seçici hafızayla açıklıyor. Dolunay zamanında olağanüstü bir şeyler olduğu zaman insanlar bunu ayın durumuyla bağdaştırma eğilimi gösteriyorlar ve zihinlerine o şekilde kodluyorlar. Oysa örneğin, dolunay dışında bir zamanda işlenmiş herhangi bir cinayet durumunda ayın durumunu görmezden geliyorlar. Chudler'a göre bu yanlış inanışın bir diğer nedeniyse birbiriyle ilişkili olmayan olaylar arasında neden sonuç ilişkileri kurmak. Olumsuz bir olayın dolunay zamanında gerçekleşmiş olması, o olaya neden olan durumun dolunay olmasını gerektirmiyor.

Sonuç olarak, dolunay konusundaki düşüncelerimiz filmlerdeki kurt adam senaryoları ve medyanın da etkisiyle popüler etkilerden kurtulamasa da yapılan bilimsel çalışmalar dolunayın kişilik ve davranışlar üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmadığına işaret ediyor.





Depresyon Tedavisi

Depresyon tedavisinde psikoterapinin de ilaç tedavisinin de eşit derecede etkili olduğunu biliyor muydunuz? İlaç tedavisi daha kısa sürede sonuç verip psikoterapi daha uzun bir süreç gerektirse de bilimsel çalışmalardaki istatistiklere göre hastalığın tekrarlama olasılığı psikoterapide daha düşük.



Bilgi ve Bellek

"Çalışıyorum ancak yapamıyorum." Çoğu öğrencinin zihnini kurcalayan ve canını sıkan bir cümledir bu. Biliş alanında yapılan çalışmalarsa bu konuda öğrencilere yardımcı olabilecek bir takım püf noktalar sunuyor. Bakalım bu püf noktalar neleri kapsıyormuş:

• Özgül Kodlama: "Özgül kodlama" ile kastedilen bilginin öğrenildiği ve geri çağrıldığı bağlamın aynı olması. Örneğin, açık havada, çimlerde çalışılan bir konunun sınıfta hatırlanması zorlaşabiliyor. Ancak bu bağlam bilginin diğer bilgilerle ilişkisi olarak da düşünülebilir. Hep aynı şekilde öğrenilmiş olan bir bilgi sınavda farklı bir yorumla sorulduğunda yanıt vermek zorlaşabiliyor. İşte bu nedenle de uzmanlar, çalışırken notlarımızı sürekli tekrar düzenlememizi, başlıkların birbirleriyle olan ilişkilerini incelememizi ve yeni bağlantılar bulmaya çalışmamızı öneriyor.

>

• Dizisel Konum: Araştırmalar gösteriyor ki, çalışmanın ortasında öğrenilen bilgiler unutulmaya en yatkın olanları. Bu nedenle de, okulda ders ortalarında öğrencilerin daha dikkatli olmaları ve ders çalışırken konuları sürekli farklı sıralara koyarak okumaları öneriliyor.

• Özümleyerek Tekrar Etme: Kimi zaman ders çalışırken kendimizi konuların arasında kaybolmuş hissederiz. Bu gibi durumlarda, görsel düzenlememler yapmanın ve şemalarla bilginin bütününü de kavramanın bellek adına yararlı olacağı söyleniyor.

• Üst Bellek (mtabellek): Üst bellek üzerine yapılan çalışmalara göre insanlar genellikle neyi bilip bilmediklerine dair güçlü bir iç görüye sahip oluyorlar. Araştırmacılarsa, özellikle de süreyle sınırlandırılmış bir sınav sırasında hangi sorulara daha fazla zaman ayırmamız konusunda bu iç görülerin bize rehberlik edebileceğine dikkat çekiyor.

Kaynak:
Gerric, R. & Zimbardo P. G. Psychology and Life. (2005) sf.228


Stresle Başa Çıkma

Günlük hayat sırasında stres uyandıran pek çok olayla karşı karşıya geliyoruz. Stresle başa çıkma, kendi kaynaklarımızı aşan bu içsel ve dışsal taleplerin üstesinden gelebilmemiz olarak tanımlanıyor. Davranışsal, duygusal ve motivasyonel yanıtlarımızın tümüyse bizim stresle başa çıkma yollarımızı oluşturuyor. Bilimsel yaklaşımda iki farklı "başa çıkma stratejisi"nden bahsediliyor. İlki, " problem odaklı başa çıkma ". Bu stratejide insanlar stres kaynağını dolaysız, fiziksel davranım ya da gerçekçi sorun çözme aktiviteleriyle yenmeye çalışıyorlar. Tehdit edici unsuru yok etme ya da zayıflatma, kaçma ya da gelecekteki stresi önleme bu stratejideki yanıtlardan yalnızca birkaçı. " Duygu odaklı başa çıkma " stratejisinde ise stres kaynağı değiştirilmiyor ancak kişi bu stres varlığında kendisini daha yi hissettirecek aktivitelere yöneliyor. Örneğin, kaygıya karşı ilaç kullanma, rahatlama egzersizleri, psikoterapi bu stratejinin içinde yer alan yöntemler. Uzmanlar, stresle etkili bir şekilde başa çıkabilmek için kişisel kaynakların algılanan sorunla eşleşebilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yüzden de kişi deneyim yoluyla ne kadar çok yöntem geliştirirse, stresle başa çıkabilme başarısı da o denli artıyor.



Çikolata bağımlılık yapıyor mu?

Günümüzde seri üretim halinde piyasaya sürülen çikolata ürünlerinin tümü yüksek oranlarda şeker içeriyor. Bizi çikolataya karşı bağımlı kılan en önemli etmen de işte bu "tatlı"lık.

Yoksa siz de mi bir tatlı seversiniz?
Yakın zamanlarda New Yor Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma kimi insanların tatlı yemeye karşı niçin daha eğilimli olduğu sorusunun yanıtını genlerde bulmuş. Çalışmayı fareler üzerinden yürüten ekip, bulunan gen dizilimlerinin benzerlerini insan genomunda da saptamış.


Evrim ne diyor?
Evrimsel kuramcılar, tatlı şeyleri tanıyabilme ve onlara yanıt verebilme yetisini atalarımızdan miras aldığımızı düşünüyor. Tatlı gıdaların bol enerjili ve besleyici özellikleri olduğunu da göz önünde bulunduracak olursak, tarih öncesi çağlarda insanların zehirli, acı bitkilerdense meyve toplama eğilimi geliştirmiş olmaları anlam kazanıyor. Ancak yine de atalardan gelen bu tercihlerin günümüz süpermarket kültüründe ne derece etkili olduğu tartışılır!

Endorfin hormonunun salgısı tetiklenirse.
l Çikolata, tıpkı diğer şekerli yiyeceklerin de yaptığı gibi vücuttaki endorfin hormonunun salgısını tetikliyor. Bu hormonsa, haz ve mutluluk hisleriyle ilişkili. Ancak bu tatlı tadın yanı sıra çikolata henüz kimi etkileri saptanamamış 300 farklı kimyasal barındırıyor. Yani bağımlılık, bu bilinmeyen kimyasallardan da kaynaklanıyor olabilir.


Çikolata ve Hamilelik
Bayanlar özellikle de adet öncesi dönemlerde ve hamilelikte sık sık çikolataya aşererler. Uzmanlar bunun nedenini, söz konusu zaman dilimlerinde vücutta oluşabilecek magnezyum ve demir eksikliğine bağlıyor. Çikolata ise bu eksikliğe çözüm olabiliyor.

Çikolata ve Uyarıcılar
Çikolatada bulunan ve Merkezi Sinir Sistemi'ni uyaran kafein, kişinin dikkatinde yükselme sağlayabiliyor. Diğer bir uyarıcı olan theobromin ise akciğer çevresindeki istemsiz kasları yatıştırıyor. Bu maddeler, çikolatanın niçin bağımlılık yaptığına dair en favori seçenekler.

Çikolata niçin iyi hissettiriyor?
Çikolatanın içerdiği kimyasallar beynimizin nörotransmitter trafiğini etkiliyor:
Nörotransmitterler: Beynimizin kimyasal mesajcıları da diyebiliriz. Farklı sinir hücreleri arasında elektrik sinyallerini taşıyorlar. Bu sinyallerse deneyimlediğimiz his ve duygularda değişim yaratıyor.

Çikolatanın içerdiği iki güçlü kimyasal ve etkileri:
Tryptofan: Beynin, seratonin isimli nörotransmitteri yapmak için kullandığı kimyasal. Yüksek miktarlarda seratoninse mutluluk hissini tetikliyor.
Phenylethylamine: "Çikolata amfetamini" adıyla da anılan bu kimyasal, kişide uyarılmışlık, çekim ve baş dönmesi hissi uyandırıyor. Beyindeki zevk merkezini tetikliyor.

Sarhoşlar niçin düzgün yürüyemezler?

Eğer ki odaklanmada ya da konuşmada güçlük çekme gibi içkinin verdiği ilk sinyalleri göz ardı
edip, alkol almaya devam edersekkendimizi düz bir çizgide yürüyemeyecek kadar kaybedebiliriz. Bunun nedeni, alkolün beynin ince motor hareketlerini denetleyen bölgesi olan serebellumu etkilemesi. Eğer ki, parmağınızla burnunuzun ucuna dokunmakta zorluk çekiyorsanız "serebellum"unuz etkilenmiş demektir.



Alkol ve Bayılma
Hepimiz ayağa kalktığımızda kan basıncımız düşüyor ve vücudumuz istemsiz olarak kan damarlarını daraltıyor. Yüksek miktarlarda alkol alan kişiler ayağa kalktıklarında ise kendilerini kaybederek bayılabiliyorlar. Çünkü kan damarlarındaki bu reflekssel sistem alkol tüketimi fazla olan kişilerde çalışmıyor.

Alkol ve Beyne Etkileri:
Yüksek miktarlarda alkol tüketimi beyne oldukça büyük zararlar verebiliyor:
Medulla & Beyin Sapı bedenin hayati fonksiyonlarını kontrol eden beyin merkezleri. Çok fazla alkol tüketimi, beynin bu merkezlerinde hasara yol açabiliyor; kişinin bilincini kaybetmesine neden olabiliyor. Daha da korkuncu, bu bilinç kaybı ölüme kadar varabiliyor.

Alkolün Uzun Dönemde Bedene Verdiği Zarar:
Uzun dönemler boyunca yoğun miktarda alkol tüketen kişiler karaciğer sorunlarıyla yüz yüze geliyor. Etanolü kıran enzim olarak bilinen alkol dehidrojenaz fazla miktarlarda salgılanmaya başlıyor. Bu da bağımlılığı daha da körükleyerek vücutta benzer etkilerin görülebilmesi için daha fazla miktarlarda alkole gereksinim duyulmasına yol açıyor. Karaciğer kapasitesinin üstünde çalışmaya başlıyor, hücreler ölüyor ve doku sertleşiyor. Sonuçsa; SİROZ.

Alkolün uzun süreli diğer etkileri.
* Kalp hastalıkları
* İnme
* Bunama
* Kasların zayıflaması (miyopi)
* Kanser (karaciğer, kalın bağırsak, göğüs)
Alkol bağımlılığı ne demek? (Dünya Sağlık Örgütü tanı ölçütleri)
Aşağıdaki kriterlerden en az üçünün bulunması gerekiyor:
* Alkol içmek için güçlü bir istek
* Alkol alma davranışını denetlemede güçlük ( alınan alkol miktarını ayarlayamama, kullanım süresini ayarlayamama, başarısız bırakma girişimleri)
* Alkol kullanımı azaltıldığında yada bırakıldığında tipik yoksunluk belirtileri.
* Alkol ile gerekli iyilik halini elde etmek için (rahatlık, sarhoşluk, keyif ) gittikçe artan miktarlarda alkole gereksinim duyma (tolerans gelişimi)
* Alkolü elde etmek, kullanmak ve etkilerini gizlemek için harcanan zaman ve çabanın diğer ilgi ve uğraşlara yer vermeyecek şekilde giderek artması
* Aşırı alkol kullanımı nedeni ile ruhsal, sosyal, fiziksel zararlar ortaya çıkmasına rağmen alkol kullanımını sürdürme


Alkol Bağımlılığı (DSM-IV kriterleri)
12 aylık süre içerisinde aşağıdakilerden bir ya da daha fazlasının görülmesi gerekiyor:
* Üstlenilen sosyal rol sorumluluklarının yerine getirilmemesi: Örneğin, alkol kullanımına bağlı olarak işe gitmeyi aksatma, okuldan kaçma ya da ev işlerini ve çocukların bakımını göz ardı etme.
* Fiziksel kazalara açık olma: Örneğin, alkol tüketimine bağlı olarak araba kullanırken yapılan dikkatsizlikler.
* Legal sorunlarla karşı karşıya gelme: Örneğin, alkollü araba kullanırken trafik polislerince durdurulmak.
* Sosyal ve kişilerarası sorunlar yaşama: Örneğin, alkollüyken kavgalara karışmak.

Psikoterapi tedavide nasıl yardımcı oluyor?
Uygulanan bireysel ya da grup psikoterapileri sırasında psikologlar, kişilerin niçin alkol tükettiğinin altında yatan psikolojik süreçleri sorguluyorlar. Hastaların motivasyonunu arttırarak içki içmelerini tetikleyen durumları sorgulamalarına ve yeni baş etme stratejileri geliştirmelerine yardımcı oluyorlar. Terapi, kişinin içkiyi bırakmasıyla da sonlanmayabiliyor. İyileşen hastaların içkiye tekrar başlamasını önleme aşamasında da psikolog yardımı işe yarıyor. Alkol tedavisi sırasında aile terapileri de uygulanabiliyor. Bu terapiler, ailenin geçirdiği bu geçiş döneminde alkol içen bireyin iyileşmesiyle aile ilişkilerinin tekrar düzenlenmesine yardımcı oluyor.

Uzmanlar insomni (uyku uyuyamama) sorunu olanlara ne öneriyor?

İnsomni: Uyku uyuyamama sorunu olarak belirtilen insomni toplumda görülme yüzdesi en yüksek uyku problemi.
* Yeterli ve kaliteli uykunun alınamaması durumunda ortaya çıkıyor.
* Tedavi edilmediğinde depresyon ya da uyuşturucu madde bağımlılığına bile yol açabiliyor.
* Hastalar gündüz uyku uyuma ihtiyacı duymuyor.
* Çeşitli ****bolik olayları kontrol eden ve strese karşı vücudu koruyan ACTH ve kortisol hormonları insomnik kişilerde daha fazla salgılanıyor.
İşte uzmanlardan insomni sorunu olanlara öneriler.
1.) Yatakta fazla vakit geçirmekten kaçının. Eğer ki uyanıksanız, yataktan kalkın. Yatağın beyninizde insomni ve kaygıyla eşleştirilmesini engelleyin.
2.) Uyumak için kendinizi zorlamayın. Yatağa uykunuz geldiğinde gidin ve uykunuz kaçarsa tekrar kalkın.
3.) Yatağınızın yanında tik tak'larını duyduğunuz, ses çıkaran bir saat bulundurmayın.
4.) Gece çok fazla fiziksel aktivite gerektirecek işler yapmaktan kaçının. Bu, uykuyu engelleyen otonom sinir sisteminizi harekete geçirecektir.
5.) Gece uyumadan önce kahve, çikolata ya da alkol gibi uyarıcı etkisi bulunan maddeler almamaya dikkat edin. Kafein sizi uyanık tutarken, alkolse gece yarısı uyanma problemi yaşamanıza neden olacaktır.
6.) Kendinize düzenli bir uyku programı yapın. Eğer ki insomni problemiyle karşı karşıya iseniz normal insanlardan daha programlı bir uyku düzeniniz olmalı.
7.) Akşam yemeklerini hafif geçiştirmeye çalışın. Eğer gece uyanırsanız, bir şeyler atıştırmaktan kaçının.
8.) Eğer ki insomnikseniz gündüz uykularından kaçının.


Kişiliğimiz hangi etkilerin altında?

Kişilik konusundaki karmaşaya her psikoloji ekolü kendisine has bir açıklama getiriyor olsa da, bugün en yaygın görüşlerden biri de kişiliğin içsel/ bilişsel, davranışsal ve çevresel faktörlerden etkileniyor olduğu. Buna sosyal-bilişsel görüşte karşılıklı determinizm deniyor.
ÖRNEĞİN;
Bungee-jumping yapan birini düşünelim;
İçsel/ bilişsel öğeler: "Yaptığım aslında riskli bir davranış."
Çevre: "Ama arkadaşlarım da bungee-jumping yapıyor."
Davranış: "Bungee-jumping yapmayı öğrenmeliyim."
İşte tüm bu üç öğe, sosyal-bilişsel görüşe göre birbiriyle etkileşim içinde, kişiyi korkuyu yenerek bu davranışı yapan biri haline getiriyor.


Psikolojik hastalıkların kökeninde ne var?

Bugün, akıl hastalığı üzerinde çalışmalar yapan pek çok araştırmacı, psikolojik hastalıkların gerek genetik mirastan ve fizyolojik durumlardan, gerekse içsel psikolojik dinamikler ve çevresel etmenlerden kaynaklandığını düşünüyor

BİYO-PSİKO-SOSYAL PERSPEKTİF
İşte akıl sağlığına bu bütünsellikten bakan görüşe biyo-psiko-sosyal perspektif deniyor. Bu görüş, akıl ve bedeni birbirinden ayırmamak gerektiğini savunuyor.
Biyolojik etmenler: Evrim, bireysel genler, beyin yapısı ve kimyası.
Sosyal etmenler: Toplum içindeki roller, beklentiler, normal ve anormal tanımları.
Psikolojik etmenler: Stres, travma, öğrenilmiş umutsuzluk, anılar, deneyimler.

Genler ve Karakter


Genlerin karakter üzerine etkileri konusunda konuşabilmek için öncelikle "karakter" kavramını hangi çerçeveye oturttuğumuza göz atmamız gerekiyor. Kimi araştırmacılar, karakteri üç ana başlık altında topluyorlar: zekâsal yetiler, kişilik ve sosyal tutumlar. Zekâsal yetiler konusunda yapılan araştırmalar öyle gösteriyor ki, genetiğin fiziksel büyüklüğüyle de ilgili olarak beyinsel kapasite üzerindeki etkisi tartışılmaz. Çünkü beynin fiziksel büyüklüğü sinir ağlarının sayısını, bununla ilgili olaraksa depo edilebilecek bilgi potansiyelini etkiliyor. Kişilik ve genin ilişkisi ile ilgili olarak ise mevcut bilimsel veri görece daha yoruma açık ancak yine de pek çok çalışmayla desteklenmeye devam ediyor. Ve son olarak sosyal tutumlar. Bu konuyla ilgili olarak yapılan çalışmaların henüz yeni olduğunu görüyoruz. Ancak yine de genlerin, sosyal tutumlarımızda da parmağı olduğunu var sayabiliriz.
Konuyla ilgili çalışmalar yürüten bilim insanları, karmaşık duygusal durumlarımızı belirleyebilen tek bir genden bahsetmenin olanaksız olduğunda hemfikir. Ancak özellikle de psikolojik hastalıkların temelinde yatan bir takım genetik özellikleri ortaya çıkarmaya yönelik araştırmalar sürüyor. Örneğin, serotonin taşıyıcı geni (5-HTT), beyne mesaj iletiminde görevli serotonin kimyasalının vücudumuzdaki dağılımından sorumlu. Bireylerin korku tepkileri ve nevrotiklik seviyeleriyle bu genlerindeki çeşitlilik arasında bir ilişki olduğu düşünülüyor. Yine de altını tekrar çizmekte fayda var: Kişiliğimizin karakterleri üzerine etkide bulunan genler öylesi çeşitli ve birbirleriyle etkileşimleri karmaşık ki, kilit bir gen bularak kişiliği çözebilmek ütopik görünüyor. Üstelik çalışmalar sırasında göz önünde bulundurulması gereken bir nokta daha var: çevresel genetik. Çevremizle olan ilişkilerimiz ve bu ilişkiler sonucu edindiğimiz deneyimlerin ya da altında kaldığımız etkilerin genleri ne yönde etkilediği de önem kazanıyor. Çünkü hiç kuşku yok ki karakter, genetik ve çevresel koşulların etkileşimli etkisiyle oluşuyor. Tam olarak bir yüzde verebilmek ise çok zor. Çünkü bir kişilik karakteri üzerinde genetiğin mi, yoksa çevrenin mi daha etkili olduğu hangi karakterden bahsettiğimize göre de değişebiliyor.

Kan Grubu ve Karakter

Kan gruplarının karaktere bir etkisinin olabileceğine dair söylenceler 1920 ve 30'ların Japonya'sında, o dönemlerde çıkan bir takım ırkçı söylemlere tepki olarak doğuyor. Bu ırkçı söylemler, kan gruplarındaki istatistiksel dağılımından yola çıkarak farklı toplumların evrim basamağında farklı bir basamaklarda yer aldığını iddia ediyor. Ancak bugün, yapılan bilimsel çalışmalar, bu söylenceyi destekler nitelikte değil. Yani kan gruplarıyla bireylerin karakterleri arasında herhangi bir ilişki bulunmuyor. Psikologlar, yaygın inanışa göre karakteriyle o karakterle bağdaştırılan kişilik özellikleri uyuşan kişilerin bu durumunu "kendi kendini doğrulayan bir kehanet" olarak yorumluyor. Daha açık bir şekilde, çevresi tarafından bir takım beklentiler geliştirilen kişi, bu beklentileri içselleştirerek bir süre sonra benzer şekilde davranmaya başlıyor.


Beyindeki Sinir Hücreleri Gerçekten de Kendilerini Yenileme Yetisinden Yoksun mu?

Beyindeki sinir hücrelerinin kendilerini yenileyebilme yetisinden yoksun olduklarını gösteren çalışmaların öncüsü 1960'larda yaptığı çalışmalarla ismini duyuran bir sinir bilimci: Dr. Pasko Rakic. Nitekim felç ya da diğer beyin zedelenmelerinde hastaların kaybettikleri konuşma ve yürüme gibi yetileri daha sonradan tekrar edinememeleri de bu bulguları destekler nitelikte. Ancak başlangıcı 1965 yılında sıçanlar üzerinde yapılan deneylere dayanan ve son yıllarda hız kazanan bir takım çalışmalar, beyindeki bazı bölgelerde sinir hücrelerinin yenilenebildiğini gösteriyor. Özellikle de belleksel işlevleri olan hippokampüs bölgesi ile makaklar üzerinde çalışılan üst düzey bilişsel işlemlerden sorumlu ve evrimsel gelişimde son sırada yer alan düşünme, koklama ve duyma ile ilişkili korteks bölgelerinin kök hücreler sayesinde sinirsel yönden yenilenebildikleri bulgular arasında. Ancak bilim insanları, bu çalışma sonuçlarının Alzheimer ya da Parkinson gibi sinir hücreleri kaybı içeren bir takım hastalıkların tedavisinde kullanılabilmesi için klinik ve uygulamaya yönelik daha çok çalışma yapılması gerektiğini söylüyorlar.


Görme Duyusundan Yoksun Biri Rüya Görebilir mi?

Araştırmalar öyle gösteriyor ki, doğuştan görme duyusu olmayan birinin rüyalarında görsel figürler yer almıyor. Bu kişilerin rüyaları görsel nesneler yerine yürüme duyusu, ya da mutlu olma hissi gibi günlük hayatta deneyimledikleri duygu ve duyulardan oluşuyor. Uzmanlar rüyalarda görsel figürler görebilmek için öncelikle bu deneyimi yaşamış olmak gerektiğini vurguluyor.
__________________











DarkgirL Şu anda çevrimiçi  
Alıntı Yaparak Cevapla
Reklamlar
Cevap Yaz

Etiketler
ettikleriniz, psikolojide


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
En Çok Merak Edilenler DarkgirL Güzellik & Moda 0 13-07-2008 17:31
Merak IceMaN Komik Resimler 0 21-01-2008 16:07
2007'de en çok merak edilenler Gezgin Magazin 0 06-12-2007 10:00
Merak Etme ! TepKi E-kart 0 11-08-2007 18:41
Merak etMe... çatlakkız E-kart 0 07-08-2007 11:47


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:13 .



Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
THE SECURITY SYSTEM CBACK.de ACTIVE

TOPlist Rambler's Top100


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225