full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

Kelimelerin azizliği ve iki Abdullah

Diğer Dinler kategorisinde ve Hristiyanlık forumunda, bulunan Kelimelerin azizliği ve iki Abdullah konusunu görüntülemektesiniz. Arkadaşımız Metin Karabaşoğlu'nun Yollarda: Hidayet Öyküleri kitabından öğrendiğimize göre, gayrimüslimlerde bilhassa Hıristiyanlarda arayışlar çok küçük yaşlarda başlıyor. Fakat günümüzde, propagandaların ...


Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Din Bölümü > Diğer Dinler > Hristiyanlık

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle
Eski 21-04-2008, 12:21   #1 (permalink)
Varsayılan Kelimelerin azizliği ve iki Abdullah

Arkadaşımız Metin Karabaşoğlu'nun Yollarda: Hidayet Öyküleri kitabından öğrendiğimize göre, gayrimüslimlerde bilhassa Hıristiyanlarda arayışlar çok küçük yaşlarda başlıyor. Fakat günümüzde, propagandaların gayet ince taktik ve teknikleriyle İslâm'ın terörle aynı şeymiş gibi gösterilmesi, 'acaba aradığımız soruların cevabı İslâmiyet'te olabilir mi?' düşüncesinin akıllarına gelmesini engelliyor. Fark edebildiğimiz kadarıyla onların zihinlerini kurcalayan beş mesele var. Teslis meselesi, hem insan, hem oğul tanrı olmak, hem insan, hem tanrının annesi olmak, bir din adamına günah çıkartmak, doğuştan aslî bir günahla doğmak gibi...
Bu problemlerle boğuşmuş bir araştırmacı olan Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch'in kendisiyle yapılan bir mülâkattan (İslâm'ın Güleryüzü) alıntılar yaparak meseleyi müşahhas (somut) hâle getirmek istiyorum.

"Büyük annemin bana en çok tesir eden yanı, kendisinin son derece dürüst olmasıydı. Onda, daha başkalarında da görüp hayran olduğum, ilkelerine o aşırı bağlılık duygusu vardı. Her zaman kandırmama, aldatmama düşüncesine sahipti. O kadar ki, en masum yalanı dahi çok vahim bir şey olarak görürdü. Sanırım, bu bana çok tesir etti.(...) 18 yaşımdayken, Carmelite tarikatından bir rahibe olmayı hayal ediyordum. 1925 ile 1930 yılları arası idi. Çevremi kuşatan gelenekçilikten ıstırap duyuyordum ve problemlerimi rahiplerime anlatacak olsam, bana hepsi de aynı şekilde şüphelerden uzak durmamı öğütlüyor ve bu şüpheleri benden gidermesi için Rabbime dua etmem gerektiğini söylüyorlardı. Doğrusu bana tatmin edici hiçbir cevap vermiyorlardı. Kendimi ve başkalarını kandırmama, yalan söylememe arzum ile birleşince, onların otoriter tutumları beni öylesine rahatsız ediyordu ki, beni rahatsız eden bütün meseleleri bir yana bırakmam imkânsızdı. Öyle ki dinime yürekten bağlı biri olamadığım hissine kapılıyordum. (...) Meselâ elimizdeki İncillerin ilk metinleri 4. yüzyıldan kalmadır. Üstelik onlar, asıl İncillerin tercümelerinin tercümeleridir. Elinistik bir ifadeyle Sami kökenli bir ifade arasında çok büyük bir fark olabileceğini bilecek kadar da Grekçe öğrenmiştim. Söz gelişi son derece önemli olan 'Allah'ın Oğlu' tabiri... Grekçede bu ifade kullanıldığında, gerçekten de oğul, çocuk mânâsına gelir, halbuki bu terim (Kitab-ı Mukaddes'te "İsa'ya" adını taşıyan kısım) kul, köle anlamındadır. Bu ise, hiçbir zaman aynı şey değildir. Konsiller'in bildirileriyle katılaşmış çok kapalı bir husus vardı burada ve ben bunu kabullenmede zorlanmıştım. Pek uzun zaman olmuyor, çok sevimli bir genç rahiple karşılaştım, kendisi bana şu garip açıklamada bulundu: 'Kendimi kâmil mânâda Hıristiyan olarak görüyorum, fakat Kudas ayini yaptırdığım sırada, ekmekle şarabın İsa'nın etiyle kanına dönüşmesine inanmıyorum.' Ben eğer papaz olsaydım, ekmekle şarabın Hz. İsa'nın eti ve kanına dönüşmesine inanmaksızın ayin yaptırmaktansa, kendimi pencereden aşağıya atıp ölmeyi tercih ederdim. Kilisenin bu konudaki otoriter tutumuna zor tahammül ediyordum ve kendi kendime şu tür sorular soruyordum: 'Hangi hakla Kilise, sanırım 1943 yılındaydı, Assomption (Hz. Meryem'in göğe kaldırılması) doğmasını ilân ediyor?' Bence kilisenin değer hükümleri vermeye hakkı vardır; fakat vakıalar (gerçekler) üzerine karar vermeye yetkisi yoktur. Kilisenin ne zaman yanıldığı konusunda işte size bir örnek: Galile'yi mahkûm ettiği zaman da yanılmıştır, itibarını geri verdiği zaman da. Bütün bunlar beni fena halde rahatsız ediyordu ve kendi kendime, giderek daha sık 'Katolik olarak kalıyorsam, bunun sebebi, pazar sabahları kudas âyinine gidip katılmam içindir, halbuki bu bir kandırmacadır. Bu ise ahlâka tamamen aykırı bir davranıştır.' diyordum. Her seferinde (günah çıkarmak için) herhangi bir kiliseye gidiyordum. O sürekli zihni kısıtlamalardan burada söyleyemeyeceğim bütün o hususlardan biraz üzüntü duyuyordum. Geçenlerde büyük bir ilâhiyatçı (rahip) ile sohbet fırsatı buldum. Bir soruma verdiği şu karşılığı duyunca hayretten dona kaldım: 'İyi de, bugün arafa, cehenneme veya ilk günaha (günahkâr doğuşa)gerçek anlamda kim inanıyor ki? Bence bunlar, insan tabiatının boşluklarını izah etmek için ilâhiyatçıların ortaya attıkları uydurmalardır.' Kendi kilisesi tarafından hiç tenkit edilmeyen bu parlak adam karşısında, yine de şöyle düşünmekten kendimi alamadım: 'Bu rahip, bütün bunları boşaltırsa geriye ne kalır ki? Demek ki o, kendisini rahatsız eden her şeyi silkeleyip zihninden atıyor.' (...) Bu şartlarda gidip kudas ayini yapmak bana nahoş görünürdü. Onun için hepsinden vazgeçmeyi tercih ettim. İlişkimi kökünden kestim. Daha 1437'de iken, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında bir ilâhiyatçılar meclisi toplanmasını tavsiye eden Alman kardinal Nicolas de Cues, Kur'ân'ı Arapça'sından okumuş ve bu konuda insanı gerçekten şaşkına çeviren sayfalar yazmıştır. Meselâ şu ifadeler onundur: 'Kur'ân, 'Allah'ın oğlu dememek gerekir' dediği zaman, bunda çok haklıdır, zira bu bir karışıklığa sebep olabilir. 'Kur'ân, 'Allah hakkında üçtür demeyin' dediğinde de, yine oldukça haklıdır, çünkü insanlar buna üç ilah olarak inanabilirler.' Muhammed İkbal'in İslâm'da Dîni Düşüncenin İnşası isimli kitabını okuduktan sonra, ters bir yolda kaybolmuş, tek başıma biri olmadığımı, farkına varmaksızın, büyük bir geleneğin (dinin) içinde bulunduğumu müşahade etmekten de mutluydum. Müslüman olmuştum, hem de hiçbir şeyi inkâr etmeden. Ne Tevrat'ı inkâr ediyordum, ne de İncil'i... Çok geçmeden, İslâm'ın temel hususlardan, hiçbir şeyi inkâr etmediği kanaatine vardım. Kur'ân, Hz. İsa'nın bâkireden doğduğunu belirtir ve Hz. Meryem'e çok büyük bir değer verir. Kur'ân'da Hz. Meryem'e (Cebrail'le Hz. İsa'nın doğacağına dair) verilen haber, Luka İncili'ndekinin aynıdır(...) Araştırırken bir ilk-Matta İncili olduğunu ve Matta İncili'nin Aramca ifadelerle tıka basa doldurulmuş bulunduğu dikkatimi çekti. Grekçe'ye tercümesi, Aramca ifadelerden geçilmiyordu. Bu biraz, İngilizce'yi pek iyi bilmeyen ve 'Wat is the matter? (Ne var? Ne oldu?)' cümlesini, 'Madde nasıldır?' diye tercüme eden kimsenin haline benziyor. Hem sonra, İncillerin ortaya çıkış tarihlerinin belirlenen şekli de beni şaşırttı. Özellikle de, en eski el yazması İncil'in veya daha doğrusu, sahip olduğumuz ve British Museum'da bulunan en eski el yazması İncil örneğinin, karbon 14 yöntemiyle, belirlenen tarihinin II. yüzyıl başları olması rahatsız etti. Bu sözünü ettiğim, İncil'in çok küçük bir parçacığıdır. Geri kalan kısımlar çok daha geç tarihleri göstermektedir. Alın şu Allah'ın oğlu ifadesini. Grekçe'de 'Uios Theou' denilir. Tam olarak ne demek bu? Arapça gibi İbranice'de de, oğul sözcüğü için iki kelime vardır: Bedene göre oğul, ruha göre oğul. Küçük bir çocuğa, 'oğlum, git bana gazete al' dediğinizde, o çocuğun sizin oğlunuz olduğu anlamına gelmez. Halbuki, Grekçe'de oğul için sadece bir tek kelime vardır. Bu kelimenin çok iyi seçilmiş olması gerekir, fakat bu seçimin iyi ve doğru olduğunu bize kim söylüyor? İşte beni gerçekten ilgilendiren türden bir mesele, ama pek bir anlamı olmayan, pek bir şey ifade etmeyen bir mesele. Kelimeye verilen önemle ilgili bir başka misâl ister misiniz? Biliyorsunuz, Kur'ân'ın bütün sureleri 'Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla' diye başlar. Aslında bu, kötü bir tercüme, ama başka türlü çevirme imkânı da yok. Bu kelime, döl yatağı (rahim) anlamına gelen Sami dilindeki bir kökenden gelir. İmdi, biraz anlaşılmaz bir dilde yeni bir Kur'ân meâli yapmış olan, fakat kelimelerin kökenlerine ulaşma konusunda çok büyük imkânlara ve üstünlüğe sahip bulunan Andre Chouraqui, bu kelimeyi 'Bir dölyatağı sevgisiyle' diye tercüme ediyor. Kuşkusuz, bu doğru, fakat çok güzel bir tercüme değil. Gerçekte bu kelime, Allah'ın yaratıkları için, bir annenin bağrındaki yavru için taşıdığı şefkatin aynısını taşır anlamındadır."

Bu mülâkatı, İslâmın Güleryüzü isimli kitaptan, muhterem Cemal Aydın'ın tercümesinden naklettim.

Ben şu kadarını ilâve etmek istiyorum. Aslında İncil'deki ifadenin kul mânâsına gelmesi daha uygun. O zaman Allah'ın kulu yani Abdullah demek oluyor. Enteresan bir tevafuktur ki, Kur'ân-ı Kerim'de Abdullah kelimesi iki yerde geçmektedir. Birisi ile Hz. İsa (a) kast edilmektedir: "(Anne kucağındaki İsa dile gelip) Ben Abdullahım (Allah'ın kuluyum). Bana kitap verdi, beni peygamber yaptı." (Meryem Sûresi, 30. âyet) İkincisi ile Hz. Muhammed aleyhisselâm kast edilmiştir: "Abdullah (Allah'ın kulu, Muhammed) kalkıp O'na yalvarınca (hayretten hepsi) onun üzerine üşüşüp neredeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi." (Cin Sûresi, 19. âyet) Hz. Muhammed Aleyhisselâmın namaz kıldığını gören müşrikler, hayretten onun üzerine üşüştüler veya putperestler, onun getirdiği dini iptal etmek için âdeta birbiriyle kenetlendiler. Dikkat edilirse her iki peygamberi birleştiren abd yani kul kelimesi... İkisi de Allah'ın kulu ve peygamberidir...

Bilim Teknik dergisinin Nisan 1972 sayısının 23. sayfasında; 'Kelimelerin Azizliği' başlıklı yazıda şöyle deniliyor: "Musa Peygamberin, dünya şaheserlerinden sayılan ve meşhur heykeltraş Michel Angelo (Mikelanj) tarafından yapılmış olan heykelinin başında iki küçük boynuz vardır. Çoğu kimselerin hayretine sebep olan bu boynuzların Tevrat'a göre şimdiye kadar açıklanış şekli şuydu: Musa, Sina dağından, inerek Allah'tan aldığı 'On Emri' İsrailoğullarına getirirken başında iki Chorn (Chornus=Boynuz) görünmüştü. İsrail Devleti'nin kuruluşundan sonra bulunan bazı İbranî metinlerin incelenmesi yüzyıllardan beri bilinen 'Chornus=Boynuz' kelimesinin aynı zamanda hâle (azizlerin başları üzerindeki ışık halkası) mânâsına geldiğini ortaya çıkardı. Böylece Tevrat'taki cümle mânâ kazanmış oluyordu. Ne yazık ki, Musa Peygamberin heykelindeki boynuzları artık kimse çıkaramaz." (Time'den)

Burada geçen "Corne" kelimesi Arapça'da birçok mânâya gelmektedir. Merhum Elmalılı tefsirinde şöyle demektedir: "Karn; boynuz, asır, bir zamanda yakın olan cemaat mânâlarına geldiği gibi; insanın tepesine ve bilhassa başının yanlarına, yani şakaklarına -ki, hayvanda boynuz yeridir- ve erkeklerin perçemine, kadınların zülüflerine, güneşin kurşunun kenarına ve bir kavmin başında bulunan efendisine ilâ âhirihi ıtlak olunur..."

Cemil Meriç de Umrandan Uygarlığa isimli eserinin 296. sayfasında şöyle diyor: "Matta İncil'inde 'Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Allah'ın melekûtuna girmesinden daha kolaydır.' Mütercim, Yunanca Kamalos (deve) ile kamilos (halat) kelimelerini karıştırmış. Yani iğnenin deliğinden geçecek deve değil, halat."

Cemil Meriç'in bu tesbiti Kur'ân'daki, "İşte onlara gök kapıları açılmayacak ve cemel iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir." (Araf, 40) âyetini hatırıma getirdi. Buradaki "cemel" kelimesi bazılarınca ki, ekseriyetle "deve" olarak anlaşılmıştır. Seyyid Kutup ise bunun "halat" olduğunu söyler, bunun ifadenin akışına ve mânânın bütünlüğüne daha uygun olduğunu belirtir. Çünkü, "iğne, iplik, halat" kelimeleri arasında tenasüp vardır. "(Saçtığı) kıvılcım sanki sarı sarı halatlardır." (Mürselat, 33) âyetinde de "cimâletin sufr" ifadesi de böyledir. Yani "sarı develer" değil; "sarı halatlar" demektir. Çünkü burada da mânâ tenasübü vardır. Seyyid Kutup, bu mevzuda şöyle diyor: "Gölge yapmayan ve alevden korumayan bir gölgeye gidin. O gölge kalın ağaçlar gibi kıvılcımlar saçar. Sanki (o kıvılcımlar) sarı, kalın bir iptir." (Kur'ân'da Kıyamet Sahneleri, 106)

İşin garibi "cemel" kelimesinin "kamelos" ve "kamilos" kelimeleriyle çok benzerliği var. Hattâ hepsi de "aynı kökten" diyebiliriz. Sadece "c" harfi "k" olmuş. Zaten Batı dillerinde çoğu zaman "c" harfi "k" olarak telaffuz edilmektedir.

Birçok araştırma pek çok dilde bazı kelimelerin aynı olduğunu ortaya koymuştur.

-Safvet SENİH-

Vurguladığım yerleri dikkatli okuyun. Benim eklemek istediğim Hristiyanlık'ta bütün insanların Allah'ın evladı olarak gösteren ifadelerin bulunduğu. İslamiyette de bütün insanların Allah'ın kulu olarak gösterildiğini hatırlarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Saygı çerçevesinde yorum varsa alabiliriz...
 
__________________
[LinkLeri Görmek İçin Lütfen Üye oLunuz Üye oLmak için tıkLayın]



L ayik
E stetik
Y orulmaz
L ider
A şkım

Sana Söz... ßir Ömrü Yanında,ßir Ömrü Kollarında Geçirmeye Varlığımın Anlamına, Hayatımın Tadına Söz...
[LinkLeri Görmek İçin Lütfen Üye oLunuz Üye oLmak için tıkLayın]
AtaK Çevrimdışı  
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap Yaz


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Küsmesin Kelimelerin N'olur... Crazzy_Angel Aşk & Sevgi 1 22-02-2008 09:48
Abdullah Abdurrahman AtaK Asker 0 09-01-2008 21:37
Abdullah Gül ( 1950) Crazzy_Angel Akademisyen 0 04-01-2008 08:52
Dr. Abdullah AtaK "Doktor" 0 30-12-2007 05:18
Abdullah bin Amr bin As Crazzy_Angel Sahabe-Evliya 0 28-12-2007 09:08


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:35 .

eXTReMe Tracker




Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0 RC8
THE SECURITY SYSTEM CBACK.de ACTIVE

TOPlist Rambler's Top100


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367