full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

Politik İktisat

Bilgi Kulübü kategorisinde ve İktisat forumunda, bulunan Politik İktisat konusunu görüntülemektesiniz. Kapitalizmin küresel düzeyde yarattığı en önemli tahribatlardan biri hiç kuşkusuz yaygın kitleleri işsizleştirmesidir. Dünyanın hemen her coğrafyasında giderek daha fazla ...


Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Eğitim & Öğretim > Tez & Makale > Bilgi Kulübü > İktisat

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle
Eski 13-07-2008, 16:55   #1 (permalink)
Varsayılan Politik İktisat

Kapitalizmin küresel düzeyde yarattığı en önemli tahribatlardan biri hiç kuşkusuz yaygın kitleleri işsizleştirmesidir. Dünyanın hemen her coğrafyasında giderek daha fazla sayıda kişi ya mutlak işsiz ya da iş güvencesinden yoksun bırakılmış konumdadır. Modern kapitalist devletin en büyük sözleşmesi olan piyasa ve piyasa kuralları kapitalist bir ekonomide bireyin toplumsal olarak temel var olma hakkı olan “çalışma” hakkını bireylerden almakta ve geniş kitleleri işsizlik ve dışlama sarmalına mahkûm etmektedir. Kapitalizmin temel kuralı sayılabilecek olan değersizleştirme süreci piyasalara terk edilen insanların elinden yaşama haklarını almakta ve bunu yine piyasaların nahoş isteği olarak meşrulaştırmaktadır. Basitçe söylenilen piyasalar istemediği sürece insanlara da iş ve aşın yokluğudur.


Piyasaların bizi istemesi için ne yapmalıyız? Ya biz her şeyi yapsakta o bizi istemezse! Ya bizim yerimize başkasını isterse! Piyasalar karşısında herkesi yalnızlaştıran bu ve benzeri kuşkular “modern” kapitalist dünyanın karabasanları olarak insanlığın karşısında durmakta… İnsanlık tarihi geniş kitlelerin işsizleşmesini kuşkusuz yalnızca bugün yaşamıyor. Geçen yüzyılın başı aynı zamanda merkez ekonomilerde işsizleştirilen, değersizleştirilen kitlelerin siyasal mücadele tarihidir de… Bu siyasal gerginlik ortamında merkez ekonomiler kapitalizm içi yeni bir düzenleme biçimine de tanıklık etmişlerdir. Keynesyenizm olarak anılan bu düzenleme biçiminde devlet işçi sınıfının artan siyasal muhalefetini sistem içinde çözümleyebilmek için yeni bir işlev yüklenerek, piyasaların değersizleştirdiği kitlelere kamusal alanda iş yaratma işlevini yüklenmiştir. Meslekten iktisatçıların çok iyi bildiği bu düzenlemeler özünde kapitalizmin mülkiyet ilişkilerine dokunmadan sermayenin toplum ve maddi hayat üzerinde kurduğu tahribatı “müdahaleci devletin” politikalarıyla hafifletmesinden başka bir şey değildi… Kapitalizm yeni bir Keynesyenizm süreci yaşayabilir mi? Ya da Keynesyen bir düzenleme kapitalizmin maddi uygarlık üzerindeki tahribatlarını tümüyle telafi edebilir mi? Kuşkusuz bu sorular insanlık tarihini “sol” düşünsel perspektiften değerlendiren iktisatçı ve tabii en genel anlamıyla sosyal bilimciler arasındaki ana ayrım noktalarından birini oluşturmaktadır… Bu noktada Keynesyenizmle değişen şeyin aslında kapitalist sürecin temel doğası olmadığı, sömürünün çerçeve ve boyutlarının olduğu saptamasını yapmak kanımızca yeterlidir.


Yine de Keynesyenizmin dahi radikal politik öneri olarak görüldüğü günümüz kapitalizminde piyasanın insanlığın maddi yaşamı üzerinde ortaya koyduğu sınırlamaları anlayabilmemiz için toplumların tam çalışma (tam istihdam) hakları ve bu amaca yönelmiş kamu politikalarının “maliyetleri” üzerine düşünmekte yarar var. Bu soruyu genel olarak insanlık sorunundan neoliberal politikalar altında yeniden yapılandırılmaya tabi tutulan ülkemize yönelttiğimizde karşımızda şu tür bir manzara durmaktadır. Türkiye’nin yaklaşık 72 milyon civarında bir nüfusu mevcuttur. DİE’nin 2003 yılı kesinleşmiş verileri dikkate alındığında bu nüfusun 23 milyon 640 bin kişisi 15 yaş ve üzerindeki çalışma yaşındaki faal nüfusu oluşturmaktadır. Bu toplamın 21 milyon 147 bini farklı biçimlerde çalışma hayatına katılabilmekte ve 2 milyon 293 bin kişisi ülkemizde artık kanıksanan işsizler ordusu içerisinde yer almaktadır. Toplam istihdamın %35’ni tarım, %65’ni ise tarım dışı kentsel istihdam oluşturmaktadır. Farklı mülkiyet ve çalışma koşulları dikkate alındığında çalışanların %50’si “ücretli ve yevmiyeli”, %20’si ücretsiz aile işçisi (ki büyük çoğunluğu tarımda yer almaktadır) ve %20’si ise kendi hesabına çalışanlarla işverenlerden oluşmaktadır. Sınıfsal kategorilerle düşünüldüğünde, kaba bir tahminle, faal işgücünün %70’nin aşan kısmının ya ücretleriyle geçinen ya da tarımda geçimlik üretim yapan potansiyel emek gücü tarafından oluştuğunu düşünmek mümkündür. Üstelik ücret ya da tarımsal geçimlik gelir düzeyiyle yaşamlarını sürdüren bu grupların yaklaşık 60 milyona yakın insanın “geçimleriyle” sorumlu oldukları da tahminler arasında yer almaktadır. Bu yapıya ilişkin bir diğer önemli gözlem ise hep bahsedilen Türkiye’nin genç nüfus yapısıdır. Söz konusu genç nüfus ülkemizde halen derinleştirilerek sürdürülen neoliberal yeniden yapılandırma sürecinin beklenen sonucu olan gelecek dönemlerin işsizler ordusunun adayları konumundadır. DİE verilerinden hareket edilecek olunursa 15-19 yaş gurubunda yaklaşık olarak %24, 20-24 yaş gurubunda %27 ve 25-35 yaş grubunda ise %13 düzeylerine varan işsizlik oranları gözlenmektedir. İş süreçlerindeki kuralsızlaştırmanın önemli bir diğer sonucunun ise toplam istihdamın %50’si düzeyinde olan hiçbir sosyal güvenceye tabi olmayan “kayıtsız çalışanlar” olduğu unutulmamalıdır.


Ülkemizin bu görünümü şu soruyu haklı kılmaz mı? Zaten genç olan ve giderek artan nüfus yapısında insanların yaşamaları için olmazsa olmaz olarak tanımlanan çalışma hakları yalnızca piyasanın mantık alanına terk edilmesi ne derece ahlaki bir tutumdur? Bu soruyu sormak dahi bugün dünya da ve ülkemizde her şeyi piyasaların mantık alanında meşrulaştıran meslekten iktisatçıları ve ülkesini “küresel kurallar” çığlıyla kapitalizmin acımasız kurallarına terk eden “yöneticileri” rahatsız edeceği açık…


Olsun rahatsızlık vermek pahasına gelin bir de şöyle düşünelim. Bir ülke düşünelim ki bu bizim ülkemiz olsun… Bu ülke insanının %10’ları aşan kısmı fiili işsiz olsun ve yine bu ülke uzun süredir borçlu olup, borçlarını “birlikte” borçlandık şimdi de siz “ödeyeceksiniz” deyip halkını işsizlik ve giderek sefalete mahkûm etsin… Bu ülkenin yöneticileri borç ödeme sorumluluğunu düzenli olarak gerçekleştirmenin “gururuyla” böbürlenirken örneğin SEKA’yı kapatıp işsiz kalan insanlara “eh ne yapalım piyasalar bunu istiyor” diyebilsin… SEKA’yı kapatıp orada “park” yapılacağından söz edebilsin…


Şimdi böyle bir ekonomide devletin iki kesime olan sorumluluğundan hareketle “aykırı” gözlemler geliştirelim. Aşağıda sunulan şekilde 1980’li yıllar boyunca “iç ve dış borçlarımızın faiz ve ana para ödemeleri” ile “toplam ücret” ödemelerinin milli gelire oranları sunulmuştur. Reel fiyatlarla hazırlanan bu ilişkide ücret gelirinin milli gelire oranı %20 ila %25 düzeylerinde seyretmektedir. Borç ödeme sürecine tabi olduğumuz sürdürülmekte olan sözde “istikrar programında” dahi borç ödemelerinin milli gelire oranı %58 düzeyinin altına çekilememiştir. Başka bir deyişle ulusal gelirin yarısından fazlası borç ödemeleriyle yerli ve uluslararası sermayeye transfer edilirken ancak %20’ler düzeyinde kalan bir kısmı ücretiyle geçinen geniş halk kesimlerine dağıtılmakta ve eğer “tasarruf” yapılacaksa ilk hatırlanan bu kesimlerin milli gelirden aldıkları pay olmaktadır. Şimdi de bu ülkede farklı bir siyasal iktidarın farklı bir iktisat politikası uyguladığını ve belirli bir minimum ücretten isteyen herkesin tam istihdamı garantilediğini varsayalım…


Olmaz mı? Meslekten iktisatçıların ve yerleşik düşüncenin amansız savunucusu yönetici elitlerin “tabiki olmaz” deyişlerini duyar gibiyiz..! Olsun soyut iktisat düşünmek bazen basit aritmetik yapmayı gerektirir… Kimi zaman karmaşık anlatı varlığı çok açık olan bir durumu gizlemenin ötesine geçmeyebilir… Sözünü ettiğimiz bu ülkede yani bizim ülkemizde 2003 yılı verilerine yeniden dönelim ve o yıl geçerli olan 427 milyon düzeyindeki işgücü maliyetinden (söz konusu miktar işçinin eline geçen net maaş değildir sosyal güvenlik katkılarını da içermektedir..!) 2 milyon kişiye iş verdiğini düşünelim… Bu tür bir iş güvencesi politikasının kabaca maliyeti yaklaşık 10 katrilyon kadar olup, aynı yıl 175 katrilyon olan milli gelirinin %6 dolayında olan bir miktarı temsil etmektedir. O yıl milli gelirden işgücüne zaten yapılan ödemelerle bu sözünü ettiğimiz tam istihdam politikasının ek “maliyetini” de kattığımız da halen işgücüne yapılan toplam aktarma anca %30’lar düzeyine ulaşmaktadır… Yani sistem için korkulacak bir şey yoktur… Halen borçlar ödenebilmekte (!) ve halen sermaye bitmek bilmez kâr isteğini gerçekleştirebilmektedir..!


Bu elbette yalnızca basit bir aritmetik..! Ama istenirse yapılamayacak, uygulanamayacak bir alternatif de değil… Halkından bu açıdan destek almış bir siyasal iktidar isterse elbette bu tür politikaları çok daha yetkin ve işlevsel olarak geliştirebilir ve uygulamaya koyabilir. Çünkü kapitalizmde ücret ilişkisi aynı zamanda bir değer ilişkisidir. İstihdam harcaması aynı zamanda bir üretim harcamasıdır ve bu anlamda ödemeden daha fazla yaratılan bir gelirdir… İstihdam harcamaları yerleşik ve uluslararası sermayeye yapılan direk bir kaynak transferi değil direk olarak bir gelir yaratımıdır…


Yeniden soralım olmaz mı? Piyasanın bu kadar mutlaklaştırıldığı, insanların çıplak olarak piyasaya terk edildiği bir dünyada belki olmaz… Ancak insanlığı bu kadar tehdit eden, kapitalizmin yalın çıplak halini insanlığa vaat eden bir iktidar da bir o kadar sürekli tarih olmaz… Meslekten iktisatçıya çağrımız nahoş aritmetiği biraz da bu amaçla kullanmalarıdır… İnsanlığın içinde hapsolduğu, ülkemizde ve dünyada kapitalizmin uygarlık suçunun boyutlarını daha kolay kavrayacaklardır..

(ALINTI)
__________________











DarkgirL Şu anda çevrimiçi  
Alıntı Yaparak Cevapla
Reklamlar
Cevap Yaz


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Uluslararası İktisat DarkgirL İktisat 0 13-07-2008 16:45
İktisat nedir? DarkgirL İktisat 0 16-06-2008 13:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:06 .



Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
THE SECURITY SYSTEM CBACK.de ACTIVE

TOPlist Rambler's Top100


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486