full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

Duygu ötesi toplum

E-Kitap & E-Book kategorisinde ve Kitap Tanıtımları forumunda, bulunan Duygu ötesi toplum konusunu görüntülemektesiniz. YAZAR: Stjepan Mestroviç Tanıtım Yazısı: Mestroviç'in kitabı ile ilgili olarak daha önce de defalarca yazdım. Ama 11 Eylül sonrası dünya ...


Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Eğitim & Öğretim > E-Kitap & E-Book > Kitap Tanıtımları

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle



Duygu ötesi toplum






Yeni Konu Gönder Cevap Yaz

 

LinkBack Konu Araçları Mod Seç
Eski 24-06-2008, 23:02   #1 (permalink)
Varsayılan Duygu ötesi toplum


YAZAR:Stjepan Mestroviç




Tanıtım Yazısı:

Mestroviç'in kitabı ile ilgili olarak daha önce de defalarca yazdım. Ama 11 Eylül sonrası dünya ile şu günlerde Miloşeviç'in ölümü ile ortaya çıkan tablo birlikte düşünüldüğünde bu kitap daha da büyük bir önem kazanmaya başlıyor. Yanı başımızda sürüp giden olaylar karşısında Ajda'nın hissiz dudaklarından akan salyaları konuşabildiğimize inanmakta güçlük çekerken, aslında oradan akan salyalardaki grotesk ile dibimizde Balkanlaştırılmakta olan coğrafyalar ve kültürel yapılar arasındaki grotesk karşılaştırılamayacak derecede birbirine benziyor. Okumak için ikisi de gösterge ve ikisi de bizi aynı yere götürecektir.

Görülüyor ki politikacı tipimiz Mestrovic'in Reisman'dan alarak yeni bir bağlama oturttuğu "gelenek yönelimli" tip hâlâ. Yani Monika yüzünden ağlayan Clinton yerine "ananı da al git" gibi bir kabadayılanmanın siyasi söyleme sirayet ettiği türden. Bugün Meclis'te uçuşan "********" lafları ile birlikte düşünüldüğünde, bu insanların -insanlarımızın genelinin- size Mcdonalds Mutlu Öğünü satan tiplere pek benzemediklerini, gülümsemediklerini, ellerini kollarını fazla oynattıklarını ve öfkelerini dışa vururken "politik-doğrucu kalıplar" kullanmadıklarını da sezebilirsiniz. Ama tuhaftır iş hizmet sektöründe bu duyguöteci tiplerin hakimiyetine doğru gidiyor. Medya, Sahicilik Endüstrisi, Ölüm Endüstrisi, Güya-Duyguların Dolaşıma Sokulması, nostaljinin pazarlanması ve aşırı-balkanlaştırma, mağdur edebiyat vb. gibi konularda gelecekte nasıl bir hale geleceğimizi az çok sezebilmek için kitabı uzun zamandır elimden bırakmıyorum.

Mizan'da çıkan yazısından sonra Dünya Gazetesi'nde Mestrovic ile bir söyleşi de yapıldı. Aşağıda, aktarıyorum:

"
Texas A&M Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Profesörü, Stjepan Mestrovic
Batı, Müslümanlar'a karşı ikili oynuyor

Amerika'nın yakın dönem savaşlarına yönelik tespitleri, İslam-Hıristiyan çatışmalarına getirdiği daha ılımlı yaklaşımlarla dikkat çeken Stjepan Mestrovic, doğduğu topraklara karşı ilgisini ve sorumluluğunu yitirmeyen isimlerden. 1918 yılında kurulan Yugoslavya'nın kurucularından ve aynı zamanda ünlü bir heykeltraş olan Ivan Mestrovic'in torunu olan Stjepan Mestrovic, 1991 yılından beri Texas A&M Üniversitesi'nde Sosyoloji Profesörü olarak ders veriyor. Mestrovic'in ilgilendiği alanlar arasında sosyoloji teorisi, klasik sosyolojik düşünce, tıp sosyolojisi, zihinsel tedavi sosyolojisi, din sosyolojisi, zihinsel tedavi hukuku, postmodernzim, kültürel çalışmalar, Doğu Avrupa, Rusya ve Balkanlar bulunuyor.

Türkiye'de 'Duyguötesi Toplum' kitabı ile tanınan Prof. Stjepan Mestrovic ile Batı, Doğu kültürü, Batı'nın İslam'a bakışı üzerine uzun uzun sohbet ettik. Mestrovic, İslam'ın Batı dünyası için bir tehdit unsuru olduğunu düşünmüyor. Mestrovic'in Batı'ya bakışı ise bir hayli farklı... Batı'yı İslam'a karşı ikili oynamakla suçluyor ve şunları söylüyor: 'Batı Avrupa, bir yandan ırkçı kalarak bir yandan da çok kültürlülüğü, çoğulculuğu ve toleransı teşvik ediyor. Bu mutlu bir ifade takınmış ırkçılıktır ve dolayısıyla, gerçek muhalefeti de önlemektedir.'

Amerika'nın yakın dönem savaşlarına yönelik tespitleri, İslam-Hıristiyan çatışmalarına getirdiği daha ılımlı yaklaşımlarla dikkat çeken Stjepan Mestrovic doğduğu topraklara karşı ilgisini ve sorumluluğunu yitirmeyen isimlerden. 'Bal' ve 'kan' beraberliğinin simgesi olan Balkan topraklarına karşı duyarlılığını hiç kaybetmeyen Mestrovic, savaşın 'yardım etmek' anlamında değil 'yoketmek' anlamında bir terim olduğunu hatırlatarak, yakın zamanda dünyada yardım adına gerçekleştirilen tüm savaşlara başka bir açıdan bakıyor. 1918 yılında kurulan Yugoslavya'nın kurucularından olan ve aynı zamanda ünlü bir heykeltraş olan Ivan Mestrovic'in torunu olan Stjepan Mestrovic, 1991 yılından beri Texas A&M Üniversitesi'nde sosyoloji profesörü olarak ders veriyor. Mestrovic'in İlgilendiği ve eser verdiği alanlar arasında sosyoloji teorisi, klasik sosyolojik düşünce, tıp sosyolojisi, zihinsel tedavi sosyolojisi, din sosyolojisi, zihinsel tedavi hukuku, postmodernzim, kültürel çalışmalar, Doğu Avrupa, Rusya ve Balkanlar bulunuyor. 1956 doğumlu Stjepan Mestrovic, lisans ve master eğitimini 1970'li yıllarda Harvard Üniversitesi'nde tamamladıktan sonra 1982 yılında Syracuse Üniversitesi'nde doktora yaptı. Bunun yanı sıra, yine bu üniversite ve dışında birçok idari görev üstlendi ve araştırma yürüttü.

Türkiye'de 'Duyguötesi Toplum' kitabı ile tanınan Prof. Stjepan Mestrovic, kültürler arası çatışmalar, İslam, Amerika'nın yakın dönem savaşları ve Türkiye'nin bu çatışmalar arasındaki rolü konularında DÜNYA Cumartesi-Pazar'a konuştu.

* Sizce Batı ve Doğu kültürleri arasındaki sınır nedir?

Ünlü düşünür Samuel Huntington, Doğu'yu Batı'dan ayıran bir harita çizmişti. Bu ayırmada esas olarak temel alınan öğe, Ortodoks ve İslam olarak din öğesi idi. Fakat benim görüşüme göre, Doğu'yu Batı'dan ayıracak kesin bir öğe yok. Bu ayrım, günümüz dünyasında yapılıyor. Çünkü günümüzde Batı'yı yüceltmek ve Batı'da olmayanı küçümsemek gibi bir durum sözkonusu. Örneğin, Almanlar Avusturya'yı Balkanlar'a çok yakın ve ikinci sınıf olarak görüyorlar. Aynı şekilde Avusturyalılar da Slovenler'e yukardan bakıyorlar. Bu durum Doğu'ya doğru gittikçe böyle devam ediyor.
ABD'de de bile beyaz ve Anglo çoğunluk, Kızılderililer'i, Afrikalı-Amerikalılar'ı ve yerlileri küçümsüyorlar. Kim araya bir çizgi çekebilir ki? Kimse yapamaz bunu. 'Batı' kavramı aslında insanın kafasında oluşturduğu bir durum, coğrafi bir oluşum değil. Bir ülkenin Batılılaşması demek, o ülkenin çağdaşlaması, kültürel açıdan gelişmesi demekse bu her yerde meydana gelebilir. Batı'nın kendi içinde bile toplumların birbirlerini küçümsediklerine şahit oluyoruz. Toplumların küçümseme, yüceltmeden ziyade tolerans ve eşitlik kavramlarına dikkat etmesi gerekiyor.

* Bu kültürler arasında belirgin bir ayrım var mı sizce?

Batı ve Doğu kültürleri arasında objektif farklılıklar varolup olmadığı sorusuna cevap vermek zor. Bir yandan 'evet' diyebiliriz. Kültürlerin birbirlerini küçümsemelerini, bu ayrımcılığı heryerde görmek mümkün. Mesela yaşadığım ve çalıştığım yer olan Teksas'ta bile daha çok Protestanlar'ın yaşadığı Kuzey Teksas, Kızılderililerin ve Katolikler'in yaşadığı Güneye göre daha kalkınmış ve zengin bir bölge. Elbette bu kuralın istisnaları vardır fakat, genelde durum böyle. Daha Doğu olarak adlandırılan Meksika, İrlanda, Hindistan ve Sırbistan, Protestan ağırlıklı Batı kültüründen daha fakir durumda. Bu anlamda belirgin bir ayrım var. Fakat bu bakış açısı Doğu'da bulunan Japonya ve diğer Asya ülkeleri gibi ekonomik mucizeleri açıklayamıyor. Bazı ülkeler kendilerini süper güç olarak adlandırırken, diğerlerini daha aşağıda görüp, küçümseyebiliyorlar. Bu durumu Doğu'nun ekonomik olarak rekabet edememesi şeklinde yorumlamak yanlış. Batı'nın 'Batı' olmayan kültürleri dışladığını, rekabeti zorlaştırıcı engeller koyduğunu söylemek daha doğru. Ekonomik başarı, eşit şartlarda bulunan tüm çalışkan insanların hakettiği bir başarı olmalı. Çok uluslu şirketler gerçek anlamda çok uluslu hale gelmeliler. Yani, sadece merkezde bulunan ülkelerin ihtiyaçlarını faaliyette bulundukları ülkelere bildirmekle kalmayıp, aynı zamanda o ülkelerin ihtiyaçlarına da duyarlı olmalılar. Bu durum sadece doğal yeteneksizlikten değil, sömürü ve eşitsizlikten kaynaklanan bir durum.

*Batı, Doğu veya Hıristiyan, İslam kültürleri arasındaki bu çatışmanın kaynağı, nedeni nedir?

Bu sorunun cevabı tarihe dayanıyor. Tarihçiler bu sorunun cevabını Osmanlı İmparatorluğu ve Haçlılar'a, İspanya'daki Müslümanlar'a yapılan zulme kadar giderek arıyorlar. Kültürler arası bir çatışmanın varlığının çok eskilere dayandığı bir gerçek. Benim burada ek olarak belirtmek istediğim konu, bu çatışma sadece Doğu, Batı veya Hıristiyan, Müslüman çatışması değil. Hıristiyanlık içinde de Katolik-Ortodoks, Protestan-Katolik çatışmaları mevcut.
İslam'ın da kendi içinde mezhepleri vardır ve başka mezhepleri küçümserler. Yani her grup içinde kendini yüceltme, farklı olanı küçümseme gibi bir durum vardır. Tehlike dinden kaynaklanmıyor, asıl tehlike 'iyi' olanla 'şeytan' olanın keskin biçimde ayrımından kaynaklanıyor. İdealize etmek, yani bir kültürü daha değerli ve yüksek göstermek çok tehlikelidir. Bana göre Doğu, Batı veya Hıristiyan, Müslüman ayrımları hakkında kafa yormayı bırakmalıyız ve dünya üzerinde yaşanan din, etnik farklılık, diğer kültürel ayrımlar yüzünden çıkan çatışmaları düşünmeliyiz. Eğer bir çözüm bulunacaksa, bu ayrılmaya karşı birleşme, süper olma kompleksine karşı eşitlik ve tolerans şeklinde olmalıdır.

* Sizce İslam, Batı dünyası için bir tehdit mi?

Hayır... İslam'ın Batı dünyası için bir tehdit unsuru olduğunu düşünmüyorum. Diğer dünya dinleri gibi, İslam da sevgi ve hoşgörüyü öğretiyor. İslam aynı zamanda dünyanın en çok etnik sınıfı barındıran dini. Ne yazık ki, birçok Batılı'nın İslamı, bir tehdit olarak gördüğüne şahit oluyoruz. Postmodernist yazar Jean Baudrillard, Avrupa'daki bu anti-Müslüman tavrı bir seri makalesi ile çok iyi şekilde ifade etti. Baudrillard şöyle diyor: 'Sırplar Saraybosna'yı bombalarken, Batı dünyası nefret ve acıma dolu sözler sarfetti ve insan haklarından dem vurdular, fakat Sırplar'ın Müslümanlar'ı katletmelerine izin verdiler. Neden?' En ateşli söylemlerinden birinde Baudrillard, Batı Avrupa'nın Sırplar'a, Avrupa'nın en pis işini kendilerince yapma iznini verdiğini söylüyor. Baudrillard, Sırbistan'ın Müslümanlara karşı Avrupa'nın müttefiki olarak hareket ettiğini iddia ediyor. Tabii ki, Baudrillard çok provakatif konuşuyor. Batı Avrupa bir yandan ırkçı kalarak bir yandan da çok kültürlülüğü, çoğulculuğu ve toleransı teşvik ediyor. Bu mutlu bir ifade takınmış ırkçılıktır ve dolayısıyla gerçek muhalefeti de önlemektedir. Birinin tam tersi soruyu da sorması gerekir, 'Batı, İslam için bir tehdit midir?' Müslümanlar'ın Batı konusunda kararsız olduklarını düşünüyorum. Bir yandan Batı'yı kültürel bir tehdit olarak görürken diğer yandan ekonomi, ticaret konularında Batı'dan daha iyi olma çabasındalar.

* Hem Huntington'un hem de Ahmed'in tespitleri, dünyada, hastalıklı olarak adlandırılabilecek bir Doğu-Batı ayrımının olduğu yargısına varıyor. 'Ahmed, İslam'ı yüceltir ve Batı'yı değersizleştirirken, Huntington, Batı'yı yüceltirken, İslam'ı değersizleştirir' diyorsunuz. Peki, sizin bu konudaki kişisel yaklaşımınız nedir?

Huntington ve Ahmed saygı duyulması gereken düşünürler çünkü, her ikisi de doğru tespitlerde bulunmuşlardır. Sonuçta Huntington, İslam'ı negatif bir şekilde, militan olarak, din ve kültürünü yaymak isteyen olarak algılar. Batı'yı ise barışçıl ve demokratik olarak yüceltir. Ahmed ise, tam tersini yapar, İslam'ı toleranslı olarak yüceltir ve Batı'yı ise barbar, kendini beğenmiş, soğuk bir şekilde değersizleştirir. Bu tip ayrımlar asla sorunu çözmeyecektir. Batı'nın iyi olduğu kadar kötü yönleri de vardır, demokrasi, ırkçılık, kapitalizm ve sömürü gibi... İslam da, ekonomik, politik veya kültürel olarak tek bir resim veremiyor. Müslümanlar başka Müslümanlara karşı savaşıyorlar. Örneğin, İran-Irak savaşında olduğu gibi. Ayrımlar ve uçurumlar sadece Doğu ve Batı arasında değil, kendi içlerinde dahi çatışmalar var. Bu noktada beni Ahmed ve Huntington'dan ayrılıyorum.

*'Duygu ötesi toplum' kavramını biraz açar mısınız? Neden Amerika'nın yakın dönemdeki savaşlarını duygu ötesi olarak tanımlıyorsunuz?

Duygu ötesi toplum, benim postmodern topluma alternatif olarak ürettiğim bir deyim. Kökeni Batı'da olan modernizm ve postmodernizmde, teorisyenler duyguları dışarda bıraktılar. Modernizm akla uygunluk, verimlilik, kontrol ve diğer akıl ile ilgili konulara değiniyor. Fakat duygular nerede? Benzer şekilde postmodernistler dünyanın kavranabilir, öğrenilebilir bir metin olduğunu ve bu nedenle herşeyin gittikçe daha çok taklite, sahteye kaydığını söylüyorlar. Bu teorilere baktığımız zaman 'duygu'nun varlığının giderek dışlandığını görüyoruz. Benim 'duygu-ötesi' dediğim şey, gerçek duyguların üzerinin kapatılması, duyguların sahteleştirilmesidir. Örneğin Batı, Bosna Hersek Savaşı'nı televizyondan izleyerek, acıma hisleri duydular ve antipatiyle yaklaştılar. Kısaca söylemek gerekirse Amerika, kayıpları ve sorumluluğu minimum olan savaşlara girişiyor. Çünkü, Amerikalılar kendi askerlerinin uzun süreli, kayıpları ağır olan bir savaşa girmesini kabul edemezler. Sonuç şöyle oldu: Amerikalılar, ABD'nin Bosna'daki ve Irak'taki müdahalesinden ne de ulaşılan sonuçlardan emin olamadılar ve benzer soru işaretleri Afganistan olayında da yükseldi.

*Amerika'nın Afganistan, Körfez Savaşı gibi yakın zamanlardaki savaşlarındaki esas hedefi neydi? Amerika, İslam'ı bir tehdit olarak görüyor mu?

Uzmanlar, Amerika'nın Afganistan ve Körfez Savaşı'ndaki esas amacını tartışmaya devam ediyorlar. Her iki durumda da ortaya çıkan esas olay sivil halkın ve sivil altyapının yok edilmesi oldu. Ben bitmemiş halde kalan Vietnam Savaşı ile paralellik kuracağım çünkü, bu savaşlar da esas suçluyu ortaya çıkaramadan ve sivil halka korkunç zararlar vererek bitmemiş haliyle kaldılar. Noam Chomsky, Yugoslavya'daki NATO harekatında Amerika'nın liderliğini, insanlık savaşı veya acıma savaşı olarak nitelendiriyor. Bu tanım doğru. Körfez ve Afganistan Savaşları için de geçerli bir tanım. Buralarda çizilen duygu ötesi resimde, Amerikalılar Kosovalılar'a yardım ediyor, Kuveytlileri kurtarıyor veya Afgan halkına yardım elini uzatıyor. Fakat bu resim bahsettiğim gibi birçok aykırılıkları da içeriyor, acıma ve savaşın karmaşık ve kararsız anlamını da içeriyor. Savaş yok etmek içindir, yardım etmek için değil. Gerçek duyguların saklandığı bir toplumda, yoketme amaçlı bir savaşa girişildiği açıkça söylenemez. Daha iyi ve gösterişli bir imaja ihtiyacı vardır, örneğin Amerika'nın savaş sırasında yiyecek ve bombaları art arda atması gibi... ABD'nin İslam'ı bir tehdit olarak gördüğünü sanmıyorum. Bu İslam'a karşı verilen bir savaş değil. Amerika yaşadığı Vietnam Sendromu'na ve gerçek terör tehdidine cevap olarak karmaşık bir şekilde davranıyor. Birçok İslam ülkesinde sivil halka verilen zarar dolayısıyla ve duygu ötesi yönleri nedeni ile İslam ülkeleri bunu İslam'a karşı bir savaş olarak görüyorlar. İronik olansa, bu tip algılamaların sadece terörizmi ateşleyeceği gerçeğidir.

*Sırplar ve Hırvatlar arasındaki savaşın bir etnik çatışma değil de, demokratik uluslar topluluğuna katılmak isteyen bir topluluk ile komünist geçmişinden kopamayan bir topluluk arasındaki çatışma olduğunu söylüyorsunuz. Peki, Batı dünyasının bu savaşa gösterdiği tepkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Bu tabii ki sadece Yugoslav Savaşı'ndaki Sırp ve Hırvatlar ile ilgili bir konu değil. İlk olarak ayrılmak isteyen Slovenler'i hatırlayın. İki haftalık bir çatışmanın ardından Sırplar onların ayrılmasına izin verdi. Hırvatlar'ı yenmek, Bosnalılar, Makedonlar ve Kosovalılar gibi diğerlerine bir ders olacaktı. Burada amaç Slovenya ile başlayan ayrılmaları önlemekti. Fakat Hırvatlar savaştı ve Sırplar da Hırvatları yenmek için daha da fazla çaba gösterdi. Eski Yugoslavya'da yaşayan insanlar ise Sırp kontrolündeki bir Yugoslavya'da yaşamanın zorbalarla dolu bir odada kilitli kalmak anlamına geldiğini anladılar. Batı'nın bu savaşa gösterdiği ***** kararsızdı ve bunun bazı nedenleri vardı. Öncelikle, Batı bir yandan kararlılık hakkını korumaya çalışırken, diğer yandan Helsinki Anlaşması'na göre sınırların değişmemesi gerekiyordu. Fakat bu iki prensip birbiriyle zıt düştü. İkinci olarak Fransa ve İngiltere, I. ve II. Dünya Savaşı'nda Sırplar'la yapılan ittifaktan etkilenmişlerdi ve bu nedenle Belgrad'a karşı savaşı durdurabilecek bir tavır takınmaktan kaçındılar. Üçüncü olarak, Bush ve Clinton, bu işi daha çaylaklık döneminde olan Avrupa Birliği'ne, kendilerini test etme imkanı olarak bıraktı ve Avrupalılar da ne yapacakları hakkında ikileme düştüler. Dördüncü olaraksa, Batı dünyası 'ayrılma' fikrinden ürktü ve Belgrad'ı bu 'ayrılma' fikrinin işe yaramadığı dersini öğretmekle baş başa bıraktı.

* Fransız cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını ve Le Pen'in aşırı sağcı partisinin başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Belçika, Danimarka ve Portekiz gibi sağ partilerin seçimleri kazandığı diğer Avrupalı ülkeleri gözönünde bulundurursak, Avrupa solunun bir 'yenilenme'ye ihtiyaç duyduğunu veya Avrupa'da 'milliyetçilik'in güç kazandığını söylemek mümkün mü? Ve Avrupa Birliği'nin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Le Pen ve diğer aşırılar uzun zamandır ortadalar. Avrupa'nın çok kötü bir faşizm ve sol tarihi var. İtalyanlar, Mussolini faşizmini unutuyorlar. Aynı şekilde Fransa da sanki dünyaya 'biz size uygarlığı verdik' diyor ve Vichy'i düşünmek istemiyor. Bu yakın zamandaki seçimlere bakılarak anlaşılacak bir durum değil. Sorunun köküne inmek lazım. Batı, bir yandan kendini yüceltirken, diğer yandan kendi dışındakilere değer vermedi. Demokrasiyi keşfettiğine, aydınlanmanın mirasçısı olduğuna inanan Batı, diğerlerinin daha düşük değerde olduklarını, uygarlaşmadıklarını ve geride kaldıklarını düşünüyor. Bugün Fransa, İngiltere ve Almanya'nın, İspanya, İtalya, Yunanistan ve Portekiz'i ekonomik ve kültürel olarak geride kalmış olarak görerek, bu ülkelere tepeden baktığını görmek mümkün. AB bir süre daha sadece bürokrasi olarak çalışacak. Fakat bölünmenin kültürel çizgileri gayet net ortada duruyor. Birilerinin kendini süper güç, diğerlerinin de kendini ikinci sınıf hissettiği bir ortamda bir birlik kurulması mümkün değildir. Türkiye'nin de kendisini 'dışarda kalmış' bir ülke olarak hissetmesi sağlanıyor. Bir Balkan ülkesi olarak ele alınan Türkiye, Bosna gibi, kültürel olarak Batı ve Doğu, yani süper güç ile ikinci sınıf arasında kalmış bir ülke ve bu nedenle durumu çok zor. AB'yi de uzun sürede varlığını sürdürebilir bir mevcudiyet olarak görmüyorum. Bu, herkesin eşit haklarla hareket ettiği bir noktada gerçeğe taşınabilir. Ben bu durumu şu an Avrupa'da göremiyorum.

* Türkiye'nin pozisyonunu biraz daha açar mısınız? Doğu ve Batı kültürleri arasında Türkiye'nin durumu nasıl görünüyor?

Türkiye tam anlamıyla Doğu ve Batı arasında bulunuyor. Yakın geçmişte Taliban'a karşı yürütülen savaşta Türk hükümeti Amerikan hükümetine destek verdi fakat, Türkiye'de bir çoğunluk Amerika'ya verilen bu desteğe karşı çıktı. Türk halkı terörizme karşı ve Amerikan harekatının insancıl yönlerini destekledi, Batı'nın diğer tepkilerine destek vermedi. Türkiye daha önce de benzer durumlar yaşadı. Irak'a karşı yürütülen harekatta, NATO'nun Yugoslavya harekatında ve Soğuk Savaş sırasında da arada kaldı. Türkiye'nin, laik bir Müslüman ülke olması, İslami kültürel temelini koruyarak, Batı'dan daha iyisini yapma çabasını açıklıyor. Avrupa da, Türkiye'yi bir yandan NATO da dahil olmak üzere bir Avrupa kültürü olmaya davet ediyor, bir yandan da bir Balkan ülkesi, bir 'arka bahçe' olarak görüyor. İronik olansa tarihte çok iyi geçinememelerine rağmen, Yunanistan da benzer bir durumda olması. Yunanistan da, AB ve NATO üyesi olmasına karşın bir Balkan ülkesi olarak algılanıyor ve bazı durumlarda da -Yugoslav savaşı sırasında Sırbistan'a destek vererek- aynı şekilde davranıyor. Avrupa'nın insanlarını Doğulu veya Balkan diye ayırmayıp, eşit şartlarda davranacağı güne kadar sürdürülebilir bir çözüm göremiyorum. "

__________________
 
 
Cadı Çevrimdışı  
Alıntı Yaparak Cevapla
Reklamlar
Cevap Yaz

Etiketler
duygu, otesi, toplum


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Diğer Toplum Bilimleri IceMaN Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji 0 12-06-2008 13:02
Toplum bilimciler IceMaN Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji 0 12-06-2008 13:01
Rasyonel,Egoizm Ve Toplum IceMaN Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji 0 11-06-2008 15:36
Sümerler'de toplum yapısı cüneyt Türk Ve Dünya Tarihi 0 20-04-2008 16:52
toplum ortasında geğirenlerden Starlife Kıl Oluyorum 0 18-12-2007 10:56


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:39 .



Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
THE SECURITY SYSTEM CBACK.de ACTIVE

TOPlist Rambler's Top100


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255