full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

Müzeler ve Ören Yerleri

il il Türkiyem kategorisinde ve Mersin forumunda, bulunan Müzeler ve Ören Yerleri konusunu görüntülemektesiniz. ANAMUR MÜZESİ Yalıevler Mahallesi, Atatürk Caddesi, Fahri Görgülü Caddesi No:8, Anamur Tel : (0324) 814 16 77 Faks : (0324) ...


Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Her Telden,Konular > Her Telden Diğer Konular > il il Türkiyem > Mersin

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle



Müzeler ve Ören Yerleri






Yeni Konu Gönder Cevap Yaz

 

LinkBack Konu Araçları Mod Seç
Eski 22-08-2007, 10:55   #1 (permalink)
Arrow Müzeler ve Ören Yerleri

ANAMUR MÜZESİ
Yalıevler Mahallesi, Atatürk Caddesi, Fahri Görgülü
Caddesi No:8, Anamur
Tel : (0324) 814 16 77
Faks : (0324) 814 30
18
Her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.
Müzede
etnografik ve arkeolojik eserler bölümü, kütüphane, fotoğrafhane, laboratuar,
konservasyon ve sanat galerisi gibi üniteler bulunmaktadır.Arkeolojik bölümde
helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergilenmektedir.Bozyazı'daki
kazıda bulunan kabartma motifli altın diadem; Anamur Nekropolünde bulunan 36
parça ajurlu Bizans yapısı altın objeler, bronz athena, kantar ağırlığı, Müzenin
önemli eserleri arasında yer almaktadır.
Anamur kazılarında çıkartılan ve
çoğu mitolojik sahneleri içeren bitki ve geometrik desenli insan figürlü zengin
mozaik örnekleri ile İ Ö 6. Yüzyıla ait ve Aydıncık'ta bulunan, kırmızı ve siyah
figür tekniğinin en güzel uygulamaları olan Lekitoslar, Helenestik, Roma ve
Bizans dönemlerine ait taş kitabe, mil taşları, taş pişmiş topraktan heykeller
ve kabartmalar, Anamur kazılarında bulunan insan yüzlü kandil örnekleri, taşın
bir dantel gibi işlendiği bitkisel süs ve hayvan figürlü taş işleme örnekleri
Müzede sergilenmektedir.
Etnografi bölümünde, geleneksel sanatların
örnekleri, yörük eşyaları ve "Post Yanışlı" kilim türleri, zengin bir koleksiyon
oluşturmaktadır.
MERSİN MÜZESİ
Atatürk Caddesi Kültür Merkezi,
Halk Evi Binası
Tel : (0324) 231 96 18
Faks : (0324) 231 96
29
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete
açıktır.
Kent merkezindeki Kültür Merkezi'nin doğu cephesindedir.
Arkeolojik ve etnografik eserler üç ayrı salonda teşhir edilmektedir. Taş
eserlerin sergilendiği birinci salonda; Roma dönemine ait mermer insan başları,
heykel ve steller ile anforalar yer almaktadır. Pişmiş kilden (Terracota)
yapılmış terliksi formdaki mezarlar, Pompeipolis antik kentinde bulunmuştur.
İkinci salonda; Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden Yumuktepe ve
Gözlükule kazılarından çıkarılan Yeni Taş, Bakır Taş ve Eski Tunç dönemlerine
ait eserler sergilenmektedir. Bunlar iki kulplu kaplar, ikili, üçlü, dörtlü
sepet kulplu fincan şekilli kaplar, gaga ağızlı testiler ve çeşitli boyalı
kaplardır. Ayrıca Eski Tunç, Urartu, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait
çeşitli çanak, çömlek, cam ve bronz eserler, bronz, gümüş ve altın sikkeler bu
salonda sergilenmektedir.
MÖ 2. Bine ait kurşun figür, Hitit İmparatorluk
dönemine ait mühürler dikkat çeken eserlerdir. Hayvan başlı gümüş, Urartu
bilezikleri ve çeşitli dizi boncuklar, klasik ve Helenestik Çağ'a ait Lechyos,
Kylix ve Sigilatalar ile Roma dönemine ait çeşitli form ve büyüklükteki cam
eserler, altın diadem ve küpeler sergilenmektedir. Etnoğrafik eserlerin
bulunduğu üst kattaki üçüncü salonda; gümüş süs eşyaları, tesbihler, işlemeli
kadın elbiseleri, peşkirler, ağaç ve bakır eşyalar, kilimler, nazarlıklar ile
tabanca, kama ve barutluklar yer almaktadır. Müze bahçesinde ise çeşitli
dönemlere ait taş eserler ile Pithoslar sergilenmektedir. İçel müzesinde 999
sikke ve 446 etnografik eser bulunmaktadır.
MERSİN ATATÜRK EVİ VE
MÜZESİ

Atatürk Caddesi
Tel : (0324) 237 55 71
Faks : (0324) 231
96 29
Pazartesi dışında her gün mesaî saatlerinde ziyarete
açıktır.
Mersin Belediye binasının kuzeyinde, Atatürk Caddesi
üzerindedir. 1917 yılında İsviçreli Krizmon tarafından yaptırılmış, daha sonra
Tahinci ailesince satın alınan ev, 1980 yılında kamulaştırılmıştır.
Atatürk
20 Ocak 1925 tarihinde eşi Latife hanımla birlikte Mersin'e geldiğinde bu evde
11 gün misafir edilmişti. Bu yapı günümüzde Atatürk Evi ve Müzesi olarak
düzenlenmiştir. 2 katlı müzenin 1. Katında, Atatürk'ün değişik tarihlerde
Mersin'i ziyaretleri ve Kurtuluş savaşı ile ilgili fotoğraf ve belgeler yeralır.
2.katında ise çalışma, dinlenme, yatak ve misafir odaları ile şahsi eşyaları
bulunur. Ayrıca bir konferans salonu vardır.
SİLİFKE
MÜZESİ

Taşucu Caddesi No: 111, Silifke
Tel : (0324) 714 10 19

Faks : (0324) 714 28 52
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45
saatlerinde ziyarete açıktır.
SİLİFKE ATATÜRK EVİ
Saray
Mahallesi 1. Cadde, Silifke
Tel : (0324) 714 10 19
Faks : (0324) 714
28 52
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete
açıktır.
TARSUS MÜZESİ
Kültür Merkezi Binası, Tarsus
Tel
: (0324) 613 06 25
Faks : (0324) 613 30 80
Tarsus Müzesi,1557 Yılında
Ramazanoğullarından Kubat Paşa tarafından açık avlulu medrese olarak yaptırılan
ve 1966 yılında restore edilen Kubat Paşa Medresesi’nde uzun süre hizmet
vermiştir.Dana sonra Tarsus Kültür Merkezi bünyesinde düzenlenen bir binaya
taşınan Müzede 5234 adet Arkeolojik, 1639 adet Etnografik ve 26841 adet sikke
olmak üzere toplam 33734 adet eser bulunmaktadır.Eserler Paleotik, Kalkolitik,
Eski Tunç, Hitit, Urartu, Grek, Roma, Bisans, Selçuklar, Osmanlı devletine
aittir.
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde
ziyarete açıktır.
MERSİN MERKEZ ÖREN
YERLERİ

YUMUKTEPE
Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden
biridir. Sistemli arkeolojik kazılar İngiliz John Garstang başkanlığında
1936-1937 yıllarında yapılmıştır. II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle ara
verilen kazılar 1946'da yeniden başlanıp 1947'de sonuçlanmıştır. 1992 yılında
İstanbul Üniversitesi ve Roma Üniversitesi işbirliği ile hazırlanan "Yumuktepe
Arkeolojik Kazısı" 1993 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Yaklaşık 15 yıl
sürecek kazı çalışmaları yaz aylarında sürdürülmektedir.
Yumuktepe'de ilk
yerleşme Neolitik dönemde başlamış ve kesintisiz olarak kalkolitik, Tunç, Hitit,
Bizans ve İslami devirlerde de devam etmiştir. 33-25 katmanlar Neolitik döneme
aittir. Bu dönemde taş temelli evler, yün eğirmeye yarayan kirmenler, bakır
oltalar, obsidyen ve akmak taşından yapılmış araçlar, taş mühür, ok uçları,
dokumacılıkta kullanılan ağırsak, çanak, çömlekler bulunmuştur. 29-13 katmanlar
ise Kalkolitik dönemi kapsar. Yapı tipleri taş temelli evler ile yuvarlak
temelli silolardır. Son Kalkolitik dönemde savunma duvarlarıyla çevrili köy tipi
yerleşime geçilmiştir. Askerlerin oturduğu sura bitişik evlerde fırın, yerel
kaplar, temellerin altında seramik ve özel eşyalı mezarlar vardır. Orta Tunç
çağı ise 12-9. katmanları kapsar ve İÖ 2000-1500'e tarihlenir. Bıçak, mızrak,
mühür, kadın heykelciği, ayaklı kadeh ve gaga ağızlı testicikler bulunmuştur.
Hitit dönemi ise 7-5. Katmanlar arasında ve İÖ 1500-1200'e tarihlenir. Sur
duvarları testere biçimindedir. Evler Sokaklar vardır. En üst katlar Grik,
Bizans ve İslami dönemi kapsar. Grek katmanında Kıbrıs tipi seramik Bizans ve
İslami katmanda ise sırlı seramik bulunmuştur.
Höyüğün 2.5 m. derinliğinde
bulunan bir kale harabesi Boğazköy'de bulunan kale harabesinin küçük bir örneği
olup, Poligonal tarzda inşa edilmiştir.
2003 kazı sezonunda ortayla çıkarılan
buluntular arasında Neolitik,Kalkolitik ve Ortaçağ dönemlerine tarihlenen
kandiller,boncuk dizileri,kemik süs iğneleri,taş ağırşaklar,kemik aletler yer
almaktadır.Yumuktepe'den çıkarılan yüzlerce eser, Mersin Müzesinde
sergilenmektedir.
SOLI - VIRANŞEHIR( SOLOI- POMPEIPOLIS
)

Mersin'in 14 km batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti,
MÖ 7. Yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuş, kente güneş anlamına
gelen Soloi adı verilmiştir. Darius( MÖ 521-485) zamanında, Klikyayı ele geçiren
persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına sikke darbedilmiştir.
Pers- Yunan savaşları sırasında , MÖ 449 yılında Klikyayı bir süre işgal eden
Atinalılar, Soloi'yi yönetim merkezi yapmışlarsa da , bir yıl sonra yapılan
Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişlerdir. MÖ 333 de Asya seferine
çıkan Aleksander, Soloi yi Pers işgalinden kurtarmıştır. Filozof Chrysippoz ile
takım yıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matamatikçi ve
astronom Aratos,MÖ 3. Yüzyılda Soloi'de yaşamışlardır.
Soloi antik çağlarda
Kıbrıs Adası ve Mısır'a yapılan ticaretle zenginleşti.Kent
Seleukos
Krallığı'nın son yıllarıda Klikya korsanlarının denetiminde kaldı.
Roma yönetimi Akdenizdeki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla , MÖ 64
yılında Pompeius'u görevlendirdi, İtalya'dan başlayarak Yunanistan ve Kilikya'ya
kadar olan bölgelerde korsan faaliyetlerine son vererek Soloi'ye geldi. Burayı
da korsanlardan temizledi. Yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına, kenti
yeniden imar ederek, adını Pompeipolis olarak değiştirdi.
Bizans döneminde,
Hristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından ,
Soloi,
Piskoposluk merkezi yapıldı.Kent 527 yılında meydana gelen büyük yer
sarsıntısı ile tamamen harap oldu.Yeniden inşa edilmeye çalışılsada bu yüzyıldan
sonra yoğunlaşan Sasani ve Müslümün Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi gibi
imar edilemedi ve terk edildi.Bu nedenle ören yerine Viranşehir de
denilmektedir.
Pompeipolis kentinde liman, sütünlu cadde, tiyatro, Roma
hamamı, kent duvarları, nekropol su kemeri gibi yapılar bulnmaktaydı.Günümüzde
dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan korint başlıklı 200 sütunlu yoldan,
41 adet sütun ayakta kalmıştır. Bunlardan 33 adeti başlıklı olup insan aslan ve
kartal kabartmaları ile süslenmiştir. Ayrıca liman , hamam kalıntıları, su
kemeri bugüne kadar ulaşabilmiş kalıntılar arasındadır. Mersin Müzesinde kente
ait eserler sergilenmektedir.Petersburg Hermitage Müzesinde, Bizans dönemine ait
bir kiliseden götürüldüğü anlaşılan altın ve gümüş objeler
bulunmaktadır.
2003 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan mermer
Dionyzos,pan(satyr) ve leopar üçlü kompozisyon gurup heykeli ve bir başka ikili
heykel gurubu ve bir başı olmayan bayan mermer heykeli bulunarak Mersin Müzesine
nakledilmiştir.
ZEPHYRİUM
Mersin'in antik yerleşimi olarak
kabul edilen Zephrium kentine ait bilgiler çok azdır. Eski Halkevi(Günümüzdeki
Kültür Merkezi) civarında yapılan temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde elde
edilen bazı buluntular, eski Vilayet Konağı'nın ( Günümüzde Sağlık Müdürlüğü)
yapımı sırasında ortaya çıkan horosan duvarlar, mermerden yapılmış sütun ve
sütun başlıkları, Mersin Müzesi(nde bulunan mermer Aslan başı ile devşirilmiş
bazı mimari yapı elemanları, antik Zephyrium kentine ait arkeolojik belgeleri
oluştururlar. Öteyandan 19. Yüzyılda Mersin'e gelen C.Texier, W.M.Leake gibi
gezginler, yayınlarında burada gördükleri Zephyrium kentine ait kalıntılardan
sözederler. Örneğin V.Langlois, Pompeipolis'den Mersin'e geldiğinde: "Deniz
kenarında evler vardır ve bu evlerin olduğu yerde eski bir kent harabesi
bulunmaktadır ki, burası eski Zephyrium kentidir.
ANCHIALE(
KARADUVAR)

Kalıntıları Mersin kentinin doğusunda olan bu antik yerleşim
yeri için Strabon, Aristobulos'u kaynak göstererek, Asur Kralı Sardanapal'ın
Tarsus ile birlikte Anchiale'yi bir gün içinde inşa ettiğini yazar.Gezgin
Coğrafyacı bu abartılı bilgi nakline devamla:" Sardanapal'ın mezarının burada
olduğunu ve sağ elinin parmaktlarını şaklatır durumda bir taş heykelinin
bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede" Anakyndarakes oğlu Sardanapal
, Anchiale'yi ve Tarsos'u bir günde kurdu. Ye, iç, neşelen, çünkü diğer şeyler
bundan daha değerli değildir." Şeklindeki metnin ,parmakların anlamını
açıkladığını söyler.
Anchiale,M.Ö.333 tarihinde Pers Kralı 3.Darıus ile
yapmış olduğu İssos savaşından hemen önce Alexander tarafından alınmıştı.Burada
su kemerleri, yapı kalıntıları,bir höyük,Romalılardan kalma Mozaikli bir hamam
kalıntısı vardır.
DİKİLİTAŞ
Bekirde Köyünün güneyinde
yüksekliği 15 metre, genişliği 4 metre, kalınlığı 2 metre olan bir dikilitaş
vardır. Üzeri işlenmiş bulunan bu taşın MO. 7. Yüzyılda Yunanlıları yenen
Asurluların bir zafer anıtı olduğu bilinmektedir.
AYDINCIK ÖREN
YERLERİ
TİYATRO

Günümüzde toprakla kaplı olan tiyatronun varlığı
yapının moloz taşlarla örülen sırt duvarının oluşturduğu yarım daire biçimindeki
kavisten anlaşılmaktadır.
ANIT MEZAR (DÖRT AYAK)
Kent
merkezinde, büyük kesme kireç taşlarıyla yapılmış ve halk arasında "Dört Ayak"
olarak bilinen anıt mezar, İlçenin en ilgi çeken antik yapısıdır. Kare planlı
ayak üzerine baldahinli olarak oluşturulmuş pıramidal çatılı anıt mezar M.S. geç
2 veya 3 y.y.başlarına tarihlenmektedir.
Pramidal mimari yapısıyla, mausoleum
mezar geleneğinin devam ettiğini göstermekte olup, oldukça iyi korunmuş
durumdadır.
Kentin yakın çevresinde görülebilen diğer yapılar,
Aydıncık-Gülnar yolu üzerinde 15.km.de orman içindeki kaynaktan kente su getiren
kemerler ve kanallar günümüze kadar ulaşan yapılardır.
BULUNTULAR

Bilimsel kazı ve araştırmaların başlatılmasından önceki 1960’ lı ve
1970’ li yıllarda, özellikle antik kent mezarlığında yapılan kaçak kazılarla
veya rastlantı olarak elde edilmiş çok sayıda eser bulunmaktadır. Yurtdışına
götürülen, sayısı ve nerede olduğu belirlenemeyenlerin dışındakiler, Adana,
Mersin, Silifke, Anamur Müzelerinde bulunmaktadır. Bunların büyük bir bölümü
pişirilmiş kil vazolar ile küçük boyutlu, taş, altın, gümüş , cam eşyalar ve
sikkelerdir. M.Ö.3.y.y.da darbedilen II.Ptolemaios'a ait altın sikkeler ile M.Ö.
6. Ve 5.y.y.a ait drahmiler Kelenderis'e ait önemli nümizmatik
buluntulardır.
Arkeolog Levent Zoroğlu’na göre, Doğu Akdeniz Bölgesinde ele
geçen ilk eserler olması bakımından Attik atölyelerinden gelmiş "Leythos"
denilen seramik vazolar,Kelenderis"in en ilginç buluntularını oluştururlar.
Bunlar, beyaz zeminli " siyah figürlü "Haimon" grubu,Figürsüz siyah gövdeliler "
grubu, "Bezekli Lekythoslar" gibi gruplara ayrılır.
BOZYAZI ÖREN
YERLERİ

NAGİDOS
Kelenderis gibi bölgenin en eski
kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın
bir tepe üzerindedir.Hakkında çok az bilgiye sahip olunan kentten günümüze
ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir.
Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış
olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri
yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir.
Nagidos'un
M.Ö.V.ve IV. Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan
satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Hellenistik Çağ'da, Mısır'daki
Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen korsan baskıları
kentin zayıflamasına yol açmıştır. Orta Çağda ise, önemsiz ve yerleşmenin sadece
kıyıya çok yakın Bozyazı Adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı
anlaşılmaktadır.
KİLİSE BURNU
Bozyazı'ya 14 km. uzaklıkta
Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç
Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir. Burada sur, sarnıç, bir
kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır.
Surun dışında
kuzeybatı yönünde ikisi yanyana , biri arkada olmak üzere üç adet 1. ve 2.
Yüzyıl'a ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır.
MARAŞ
TEPESİ (ARSİONE)

Bozyazı'nın 2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu
olan yerleşim, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik
bir liman kentidir. M.Ö. 3.yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en
önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı
kalıntılarıdır.
ERDEMLİ ÖREN YERLERİ

ELAİUSSA-
SEBASTE
Silifke-Mersin karayolu üzerinde Mersin'e 52 km. uzaklıkta olup
Kumkuyu Belediyesi, Ayaş (Merdivenlikuyu) da yer almaktadır. Şehir İÖ II.yüzyıl
sonlarında kurulmuştur. Strabon'a göre, bu şehrin bir bölümü kara parçasında bir
bölümü de karşı taraftaki adanın üzerinde yer almakta olup, bu antikkent
Elaiussa ve Sebasta kentlerinin birleşmesi ile meydana gelmiştir. Elaiussa daha
eskidir. İÖ 41 yılında Antious tarafından Kapadokya Kralı olarak atanan ve İÖ 20
yılında Elaiussa'nın çevresinde bulunan dağlık Klikya'yı Augustus'tan almış olan
kara parçası haline gelince kent eski önemini yitirmiştir.
Eski adının
tepesi ile batı yamacı ve adanın birleştiği kara parçası kumla kaplıdır.
Kumların altında Kral Archelaos'tan önceki zamanlara ait çeşitli tarihi eserler
bulunmaktadır. Bunlar iyi korunmuş 5 nefli Bazilika, tiyatronun caveası
(Theatron oyuğu), su kemerleri, kilise kalıntıları, zeytinyağı ve su sarnıçları,
iki mermer sütunlu saray saray kapısı, bu kapının 50 m. kuzeyinde çeşitli hayvan
resimlerini içeren döşeme mozaikli Jüpiter tapınağıdır. Jüpiter tapınağı 612
sütunlu bir Roma mabedi olup, erken Hıristyanlık döneminde (5. Yüzyıl) kiliseye
çevrilmiştir. Şehrin mezarlığı (Nekropal), doğu ve kuzeydedir. Burada antik bir
yolun iki yanında taş lahit ve mezarlar vardır. Bir lahitin üzerindeki yazıt
şöyledir: "Hijinos'nun oğlu Plütinos, sağlığında Sebaste mezarlığında kızı için
bir lahit yaptırdı. Öldükten sonra oraya yalnız kızı gömülecektir. Eğer başka
biri gömülürse bu kişinin ailesi Maliyeye 600, belediyeye 300 dinar
ödeyecektir." İki katlı bir anıt mezarın cephesindeki kabartmada ortada
kanatlarını açmış bir kartal, ayaklarının altında bir yılan, kartalın sağ ve
solunda zincirle bağlanmış birer çocuk ve çocukları birer kolları zincirlidir.
Aynı zincir üzerinde birbirine bakan iki aslan vardır. Bu yapıtların hepsi Roma
devrine aittir.2003 kazı sezonunda ortaya çıkarılan buluntular arasında
M.Ö.1,M.S.1.yy. arasına tarihlenen mermer Afrodithe Heykelciği,pişmiş toprak
kadın büstü ve Attis Heykelciği,çok sayıda cam Unguentariumlar,gözyaşı
şişeleri,koku kapları,altın küpe ve bilezik parçaları,cam kase ve
tabakalar,sikkeler,süs eşyaları ortaya çıkarılmış olup Mersin Müzesinde teşhire
sunulmuştur.
ÖKÜZLÜ ÖRENYERİ
Ayaş Kasabasına 12 km.
uzaklıktadır. Kanlıdivane-Çanakçı köyü yol ayırımından stabilize bir yolla
gidilir. Örenyeri Genç Helenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim
görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır.
Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize
yolun kenarında bulunmaktadır.
MUT ÖREN YERLERİ

ALAHAN
MANASTIRI
Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor"
diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km.
kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km. içeride
Geçimli (Malya) köyü civarındadır. 1000-1200 m. yükseklikte ve Göksu Vadisine
bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.
Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya
(Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması,
inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa'ya inananları dağlık
bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa'nın havarilerinden
St. Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında
Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı
yolculuklar yapmıştır.
İşte bu iki Hristiyan Aziz'in gezileri sırasında
konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı
bunlardan biridir.
440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan
Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş
keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları,
Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır. Süslemesinde usta bir
taş oymacılığı görülür. İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe
ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri
kabartmalarla süslüdür. St. Paul, St. Pierre figürlerinden başka bir çelengi
taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen
aslan, kartal ve öküz sembolleri, incil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları,
asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasfir
edilmiştir.
Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin
yapıldığı dehliz, 11 m. uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir.
Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş
bulunmaktadı.Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en
görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır. Bu mezarların kuzey duvarı kayaya
yontulmuş, üst örtüsü yoktur. Ana nefin ortası ilginçtir. Burası paye ve
sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir. Kuli
yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür. Kapı çerçevesi süslüdür.
Alahan
Manastırının Mezarlarından birinin kitabesinde şöyle yazılmıştır. "Burada çok
mümtaz, Flavius Severinus ve Flavius Cadalaippus'un Konsüllüğün'den sonra
İndictio'nun 15. Senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk haftasının Salı
günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu T............ yatıyor."
Ayrıca,
Maya Köyü yakınlarında vade içinde ve yeraltında kırmızı ve yeşil boyalı "Renkli
kilise" vardır. Bu kilise yeni gibi görünmektedir.
DAĞPAZARI
ÖRENİ
Mut' un 45 km. kuzeyindeki bu köyde antik bir şehre ait kalıntılar
vardır. Bizans kilisesi ile 15 X 5.50 m. ölçüsündeki taban mozaik ilgi
çekicidir. Kilise köyün ortasına ve en yüksek yerine kurulmuştur. Uzaklardan
heybetli görünür. Hayvan figürleri ve geometrik motifler bulunan mozaikler
görülmeye değerdir. Köylüler tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılan
sarnıçlar vardır.
BALABOL ÖRENLERİ
Mut'un batısında 40 km.
uzaklıktaki Yalnızcabağ Köyü yakınındaki Değirmenlik yaylasındadır. Büyük bir
antik yerleşim alanı olduğu görülmektedir. Çok sayıda lahit ve duvar kalıntıları
vardır.
SİLİFKE ÖREN YERLERİ
ROMA TAPINAĞI

Şehir
merkezinde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun tabanlıkları orijinal
şekilde korunmuş olan tapınağın uzun kenarında 14’er, kısa kenarında 8’er sütun
bulunmaktaydı. Ancak, her biri 10 m boyundaki Korint başlıklı bu sütunlardan
bugün sadece biri ayakta kalmış olup 3 tanesi de yıkılmış durumda
yerdedir.
1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca başlatılan kazı çalışmaları
aralıklarla devam etmektedir. İ.S. II. yy’da yapılmış olduğu anlaşılan tapınak
V. yy’da planında önemli değişiklikler yapılarak kiliseye
dönüştürülmüştür.
İ.S. V. yy’da yaşamış tarihçi Zosimos “Tapınak, ovadaki
ürünlerine musallat olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı
Apollon’dan yardım isteyen ahali tarafından, çekirgeler Apollon’un gönderdiği
kuş sürüsünce yok edilince O’na bir şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır”
diyorsa da Zeus adına yaptırıldığı da söylenmektedir.
CAMBAZLI
KİLİSESİ

Adamkayalar’dan sonra Hüseyinler Köyü’nden geçilip Cambazlı
Köyü’ne varılır. Cambazlı’nın helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir
yerleşim merkezi olduğu Uzuncaburç (Diocaesarea) ve Ura (Olba) ile Kızkalesi
(Corycus)’ne döşeme antik bir yolla bağlantılı olmasından ve günümüze kadar
gelebilmiş zengin kalıntılarından anlaşılmaktadır. Burada, kaya mezarlarının
yanısıra birer küçük mabedi andıran anıtmezarlar, lahitler, sarnıç ve özellikle
köyün girişinde bulunan kilise görülmeye değer tarihi kalıntılardır.
Cambazlı
Kilisesi, benzerleri arasında orijinal özelliklerini korumuş en iyi durumdaki
örneklerden biridir. Kuzey cephesi tamamen kapalı olan yapının içindeki iki
sütun dizisinden sağdaki Korint başlıklı bütün sütunlarla bunların üstünde
sıralanan galeri sütunları ayaktadır. V. yüzyıla ait 20 m X 13 m ölçülerindeki
kilisenin apsisi ve tüm duvarları sağlamdır.
AYA TEKLA YERALTI
KİLİSESİ (MERYEMLİK)

Taşucu yolu üzerinde 4. Kilometreden sağa dönülüp
bir km gidildiğinde Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri
olan Meryemlik’e varılır. Meryemlik’in tarihi Azize Tekla’nın buraya gelişi ile
başlar.
İsa Peygamber’in havarilerinden St. Paul’ün vaazlarından etkilenen 17
yaşındaki Tekla kendini Hıristiyanlık dinine adar. St. Paul’ün bu değerli
öğrencisi Konya ve Yalvaç’ta Hıristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken
paganların baskılarına maruz kalıp, öldürüleceğini öğrenince kaçıp Seleucia’ya
gelir ve sonradan kiliseye çevrilen bir mağarada saklanır. Sığındığı mağaradan
yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını yayarken
mucizeler yaratarak hastaları da iyileştirir. Yine öldürüleceği bir sırada bu
mağarada kaybolduğuna inanılır.
Aya Tekla’nın içinde yaşadığı mağara onun
kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış; ta ki bu din İ.S. 312
yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır.
Bu mağara daha sonra IV. yy’da kiliseye dönüştürülmüştür.
Hıristiyanlığın
resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen Meryemlik’te Mağara
Kilisesinden başka, bu mağaranın üzerinde bugün sadece apsisinin bir bölümü
ayakta kalan Azize Tekla Kilisesi; imparator Zenon tarafından Aya Tekla’ya
ithafen yaptırılan kilise ile Kuzey Kilise; hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve
şehir suru kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.
TAŞUCU
(HOLMİ)

Silifke - Antalya karayolunun 10. km’sindeki Taşucu’nun bulunduğu
yerde İ.Ö. VII. yy’da kurulan eski Holmi kolonisinden bugüne hiçbir tarihi eser
kalmamıştır.
Holmi uzun süre varlığını sürdürmüş, ancak korsan saldırıları
nedeniyle İ.Ö. IV. yüzyıldan sonra zayıflamaya başlamıştır. Büyük İskender’in
komutanlarından ve Suriye Krallığı’nın kurucusu Selefkos Nikator şehrin bu zayıf
durumunu fırsat bilerek kolayca ele geçirmiş; halkını da bugünkü Silifke’nin
bulunduğu yere yerleştirmiştir.
Yolcu trafiği açısından Türkiye ile KKTC
arasındaki en önemli kapı olan Taşucu, bugün modern bir turistik belde olarak
hızla gelişmektedir.
Taşucu’nunu 2 km batısındaki bir tepenin güney yamacında
yerli halkın Manastır diye isimlendirdiği antik Mylai örenyerinde geç Roma ve
erken Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır.
LİMAN
KALESİ

Taşucu - Antalya karayolunun hemen kenarında ve deniz
kıyısındadır. Taşucu’na 7 km mesafedeki kale Osmanlı yapısı olup, XIV. yy’da
inşa edilmiştir. Günümüze dek kalan az tahrip görmüş kalelerden
biridir.
KİLİKYA AFRODİSİASI
Halk arasında Ovacık Yarımadası
olarak bilinen, arkeoloji literatüründe Kilikya Afrodisiası diye geçen bu antik
yerleşim merkezine Silifke - Anamur karayolunun 35. Kilometresinde güneye
ayrılan tali bir yolla varılır. İ.Ö. XII. yy’da yapıldığı tahmin edilen ve
toplam uzunluğu 4 kilometreye yaklaşan kiklopik sur duvarları ve burçlar
görülebilen en eski kalıntılardır.
Antik kentin en önemli eseri St. Pantaleon
Kilisesi’dir. İ.S. IV. yy’a ait kilisenin tabanı tamamen mozaikle kaplıdır.
Geometrik şekiller, bitki ve kuş motifleriyle süslü mozaik taban oldukça iyi
korunmuş durumdadır.Şövalye evleri, sarnıçlar ve nekropol görülebilecek diğer
antik kalıntılardır.
DEMİRCİLİ (IMBRİOGON) ANITMEZARLARI
Silifke - Uzuncaburç
karayolunun 10. kilometresinde, antik Imbriogon şehrinin soylularına ait tek ve
çift katlı anıtmezarlar vardır. Dört tanesi hemen yol kenarında bulunan
anıtmezarlar İ.S. II. yy Roma dönemi kalıntılarıdır.
UZUNCABURÇ
(DİOCAESAREA)

İçel’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihi kalıntıları
Silifke’nin 30 km kuzeyindeki Uzuncaburç beldesindedir. Helenistik çağda merkezi
Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki (ura) Olba Krallığı’nın ibadet yeri olan bugünkü
Uzuncaburç yerleşim yeri, Roma döneminde, İ.S. 72 yılında İmparator Vespasianus
zamanında Olba’dan ayrılarak Diocaesarea (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk,
kendi adına para basabilen yeni bir site durumuna getirilmiştir.
Diocaesarea’daki Zeus Tapınağı, burç ve piramit çatılı anıtmezar Selefkoslar,
yani Helenistik; sütunlu cadde, tiyatro, tören kapısı, çeşme, Şans Tapınağı ve
Zafer Kapısı Roma döneminden kalma yapılardır. V. yy’da hristiyanlığın yörede
gelişmesi ile Zeus Tapınağı kiliseye dönüştürülmüş, ayrıca yeni kiliseler de
yapılmıştır. Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri buraya şehrin sembolü
olan yüksek burcun ismini vererek “Uzuncaburç”
demişlerdir.
UZUNCABURÇ’TAKİ BELLİ BAŞLI KALINTILAR
ŞUNLARDIR:

Sütunlu Cadde
Tiyatronun önünden geçen sütunlu
cadde Zeus Tapınağı’nın yanında kent kapısından gelen diğer bir sütunlu cadde
ile kesişir ve Şans Tapınağı’nda son bulur. İ.S. I. yy’dan kalma Sütunlu
Cadde’deki sütunların hepsi yıkılmış ve mimari parçalarının çoğu yok
olmuştur.
Tören Kapısı
İ.S. I. yy’dan kalma Tören Kapısı her
biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde Korint başlıklı sütunlarla heybetli bir
yapıdır. Sütun gövdelerinden çıkan konsollar üzerinde zamanında heykeller
bulunmaktaydı. Yarısı yıkılmış olan Tören Kapısı’nın 5 sütunu
ayaktadır.
Zeus Tapınağı
Tören Kapısı’ndan sonra antik çeşmeyi
geçince sütunlu caddenin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’nın
Selefkos Nikator (İ.Ö. 312 - 295) tarafından yaptırılmış olduğu düşünülmektedir.
Zeus Tapınağı, Anadolu’da dört bir yanı tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint
tarzında Peripteros planlı, en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde
önemli bir yere sahiptir. Romalılar tarafından da kullanılan tapınak,
Hristiyanlık döneminde, V. yy’da, önemli değişikliklerle kiliseye
çevrilmiş;cella'sı yıkılıp sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar
konmuş, doğusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine apsis eklenmiştir.
Zeus Tapınağı iki bin seneyi aşkın yaşı ve bugünkü muhteşem görünümü ile
geçen zamana meydan okurcasına hala ayakta durmaktadır.
Şans Tapınağı
(Tychaeum)

Sütunlu caddenin bitimindeki Şans Tapınağı İ.S. I. yüzyılın
ikinci yarısında yapılmıştır. Bugün beşi ayakta olan, 6’şar m yüksekliğindeki
yekpare granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki kitabe, tapınağın kentin
soylularından Oppius ile eşi Kyria tarafından yaptırılıp kente hediye edildiğini
bildirmektedir.

Zafer Kapısı
Güney - kuzey yönündeki ikinci
sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında
bir büyük; yanlarında iki küçük kemerli girişi vardır. Üzerindeki kitabede,
depremde zarar gören kapının Roma İmparatorları Arcadius (395 - 408) ile
Honorius (395 - 423)’un birlikte yönetimleri sırasında önemli ölçüde onarım
gördüğü yazılıdır.
Anıtsal nitelikli kapının çeşitli yerlerindeki konsollarda
vaktiyle heykel ve büstlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. “Zafer Takı” görünümlü
bu muhteşem yapı Zafer Kapısı olarak anılır.

Tiyatro

Roma
İmparatorları Marcus Aurelius (161 - 180) ile Lucius Verus (161 - 169)’un
birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu burada bulunan bir yazıttan
anlaşılmaktadır. Yer olarak doğal çukur bir arazi seçilerek oturma basamakları
arazinin meyilinden faydalanılarak yapılmıştır.

Helenistik
Anıtmezar
Uzuncaburç beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış
olan anıtmezar Dor biçimindeki mimarisi ile yörede tektir. Piramit çatılı, 15 m
yüksekliğindeki mezaranıt 5,5 m X 5,5 m ölçülerinde kare planlıdır. 2300 yıllık
anıtmezarın Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait olduğu
tahmin edilmektedir.
Helenistik Yüksek Kule
Şehri çevreleyen
surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m X 13 m oturumunda ve 23 m
yüksekliğinde olup yapımında hiç harc kullanılmamıştır. Her katı kendi içinde
bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar,
tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer
olarak ta kullanılmaktaydı.Kule kapısı üzerindeki yazıttan, İ.Ö. III. yüzyılın
2. Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği
yangın sonucu vali Petronius’un emriyle İ.S. III. yy solarında onarım
görmüştür.Eski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve
barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak
olmuştur: Uzuncaburç.
Kiliseler
Hristiyanlığın bölgeye
gelmesiyle, V. yy’da Zeus Tapınağı’ndan dönüştürme kiliseden başka üç kilise
daha yapılmıştır. Bunlar, kule yakınındaki Stefanos Kilisesi, nekropoldeki
Mezarlık Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir kilisedir. Bunlardan çok az
kalıntı mevcuttur.
Nekropol
Kentin kuzeyindeki bir vadinin her
iki yamacına yayılmış olan nekropol sahası, hem Helenistik, hem Roma, hem de
Bizans dönemlerinde kullanılmış olup kaya oyma çok sayıda mezar
vardır.
Ura (Olba)
Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki Ura,
Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli bir ticaret şehri idi.
Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş
kalıntılar arsında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol
bulunmaktadır.
Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus
Severus (İ.S. 193 - 211) zamanında yaptırılmıştır. Lamus Deresi’nden alınan su
kanal, tünel ve akuadüklerle bu çeşmeye akıtılıyordu.
Diğer bir önemli eser
ise nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m
yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür. Bu su kemerinin korunması ve çevrenin
gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermektedir.
Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su kemeri, Bizans İmparatoru II.
Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım görmüştür.Çeşmenin yanında bulunan
tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek
kalabilmiştir.
Olba kentinin oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya
mezarları ve lahitler görülebilir.
TARSUS
ESKİ CAMİ-
ST. PAUL KİLİSESİ

Çarşıbaşındaki Kilisenin 1102 yılında St. Paul
Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. Roma sitilinde kalın ve yüksek
duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın
sütunları ile dikkat çekicidir. 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından
onarılarak camiye çevrilmiştir. . Bazı kaynaklarda Ortaçağın başlarına ait bir
Ayasofya Kilisesinden söz edilir ve Papa'nın elçisi Mainz Piskoposu Konrad Von
Wittelsbach'ın 6 Ocak 1198'de burada,Ruppenlerden l.Leon'u Ermeni Kralı olarak
tanıdığı ve taç giydirmiş olduğu anlatılır.1704'de Tarsus'a gelen P.Lucas'da
burada bir Grek ve bir Ermeni Kilisesinden söz ederek Ermeni kilisesinin
Paulus'un kendisi tarafından inşaa edildiğini belirtir.1851 yılında Tarsus'a
gelen V.Langlois de bu kiliseyi ziyaret etmiştir. Roma stilinde kalın ve yüksek
duvarları,iç kısmı geniş,dışa bakan tarafı dar,derin pencereleri ve kalın
sütunları dikkat çekicidir.
Kilisenin bahçesine.batı yönde bulunan ve
cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilir.Yapı bu bahçe içerisinde yaklaşık 460
m2.lik bir alanı kapsamaktadır.Kesme taşlarla inşaa edilen yapının dış uzun
cephelerinde kör kemerler bulunmaktadır.Batıdaki ana kapıdan girilen salonun
genişliği 19.30 m.,uzunluğu 17.50 m.dir.Girişin sağında ve solunda birer yarım
plaster sütun ve bu sütunların hizasında salonu üç sahına (nef) ayıran,ikişerli
iki sıra halinde dört serbest sütun yer alır.Kuzey ve güney duvarlarda da yine
yarım sütunlar bulunmaktadır.Aslında bu sütunlar gri renkli granit olup,antik
çağ yapılarına ait olmaları muhtemeldir.Orta salonun genişliği 12.60
m.olup,üzeri tonozludur.Tavanın merkezine rastlayan bölümde,ortada Hz.İsa olmak
üzere doğuda Yohannes ve Mattaios,batıda Marcos ve Lucas'ın freskleri
bulunmaktadır.Yapının kuzey-batı köşesinde ise bir çan kulesi yer
almaktadır.Yapı ve çevresi yıl içerisinde oldukça büyük bir restorasyon görmüş,
çevre düzenlemesi ve istimlak ile düzenlenmiştir.
AZİZ
PAULUS

Hıristiyanlık dininde İsa'nın 12 havarisinden biridir. Yahudi
kökenli bir aileden gelen Paulus yada Yahudi adı olan Saul M.S. 3 yılında
Tarsus'da doğmuştur. Baba mesleği olan çadır bezi dokumacılığı yapmıştır. 13
yaşına doğru hahamlıkla ilgili öğrenim görmesi için Kudüs'e gönderildi. Doğduğu
kent olan Tarsus'a döndüğünde çifte vatandaşlık hakkını elde etti yani hem
Tarsus hem de Roma vatandaşı oldu. M.S.34'e doğru yeniden Kudüs'e gitti.
Hıristiyanlık dinini yaymaya ve öğrenim görmeye devam etti. Bu arada Antakya'da
Hıristiyanlık öncülerinden Barnabas ile Hıristyanlık konusunda
çalışmalar yapan Saul adını Roma adı olan Paulus ile değiştirdi. M.S.36 yılında
hiç ummadığı bir anda İsa ile karşılaştı. Bu karşılaşma sonrasında İsa'nın
yolunda ilerleyeceğini açıkladı. Hıristiyan inancının temel öğelerini öğrendi.
Tarsus'a döndüğünde Hıristyanlık çalışmalarına devam etti. Ve bir Hıristiyan
topluluğu kurdu 43 yılında Barnabas'la yeniden karşılaşan Paulus Hıristiyanlığa
inananları ziyaret için tekrar Kudüs'e gitti. Barnabas ile ayrılan Paulus ikinci
dinsel görevine Silas ve Timetheos adlı din adamları ile devam etti. Suriye,
Kilikya, Anadolu, Efes, Kayseri, Filibe, Selanik, Pire'ye gitti. Bazı
söylentilere göre M.S.62 yılında serbest
bırakıldığı, bazı söylentilere göre
ise de M.S. 66'da idam edildiği söylenmektedir.
ST. PAUL
KUYUSU

Tarsus İlçe Merkezinde, Kızılmurat Mahallesinde Cumhuriyet
Alanının yaklaşık 300 m kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu
bölgede, öteden beri St.Paul'un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda
bulunan kuyu, St.Paulus Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yakın zamana
kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır.
St.Paulus'un Hıristyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıntıların ve kuyunun
çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan Hıristiyan
cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır.
Halen çevre düzenlemesi
ve çevre istimlakleri yapılmış olan kuyunun çapı 1.15 m dir. Ağız taşının
silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçimindedir ve
dörtgen kesme taşlarla yapılmıştır. Derinliği 38 m olan kuyunun suyu yaz- kış
hiç eksilmez. Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen Hıristiyanlarca kutsal
sayılan bu kuyu suyundan içilir. Bunun yanı sıra yapılan kazı çalışmalarında
St.Paulus'un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St.Paul
Kuyusu'nun hemen yanında gün ışığına
çıkarılmıştır.

GÖZLÜKULE

Neolitik Çağda (İ.Ö. 5000) toprak tepe
üzerinde kurulmuş en eski medeniyeti yaşamasıyla Anadolu kültürüne ışık tutan
önemli yerleşim merkezlerinden biridir. İlk çağda Tarsus limanı olarak
kullanılmıştır. Şehrin güneydoğusunda bugün park olarak ağaçlandırılmış 300 m.
uzunluğunda ve 22 m. yüksekliğinde bir höyüktür.
Burada 1934-1938 ve 1947
yıllarında Hetty Goldman tarafından yapılan Arkeolojik kazılarda, Neolitik
dönemden İslam dönemine kadar çeşitli yapıtlar bulunmuştur.
Neolitik döneme
ait, sıva parçaları, opsidon araç ve gereçler, ok uçları, küçük mızraklar,
seramikler,
Kalkolitik döneme ait içerisinde ölülerin gömüldüğü küpler, testi
ve çömlekler, aynı mimari tarzda yapılmış üst üste ev tabanları.
Tunç
dönemine ait Tunç silahlar, mühürler, dörtgen planlı taş ve kerpiç evler gibi
ilk mimari kalıntıları. Bu çağda kentleşme ve sınıflaşma ortaya çıkmış, kent
yangından sonra surlarla çevrilmiştir. Hitit döneminde Kuziwatna Kralı Isput
Ahşu ile Hitit Kralı Telepinus arasında yapılan anlaşmanın küçük bir bölümü,
Gözlükule'de bu anlaşmayı yapan İsput Ahşu'nun çevresi çivi ile yazılı, ortası
Hiyeroglif bir mührü, Hitit kralı 3. Hattuşil'in karısı Hepa'ya ait mühür, bir
arazi bağışı ile ilgili bir çivili yazılı Hitit tableti, bir din adamı tasvir
eden kristal bir heykelcik ve Boğazköy surlarına benzer bir kale kalıntıları
bulunmaktadır. Gözlükule'de çıkarılan eserler Adana Müzesi'nde
sergilenmektedir.
DONUKTAŞ
İlçenin, Tekke Mahalesinde bulunan
Donuktaş İlçedeki anıtların en eskisi olarak bilinmektedir. Yapı özellikleri ile
bir Roma mabedi olması muhtemeldir.
Dikdörtgen şeklinde iç içe bölümleri
bulunan çok eski bir yapıdır.Tekke Mahallesindedir.
Gayet kalın dış
duvarların boyu 115 m., yapının genişliği dıştan dışa 43 m, yüksekliği 7 m,
kalınlığı 6.60 m.dir. Prof. Nezahat Baydur'un yürüttüğü kazı çalışmalarından, bu
yapının tapınak olduğu anlaşılmıştır.
Donuktaş'ı gezen gezginlerden Sefir
Barbaro, 1545 yıllarında yazdığı eserinde buranın bir saray olduğunu yazar,
Hollanda'nın Tarsus Konsolosu Barker, 1835'de yazdığı "Kilikya" adlı eserinde
"Donuktaş bir kral ailesi mezarıdır. Fakat Serdanapol'ın mezarı değildir. Çünkü
Serdanpol Ninova'da yakılmıştır." Demektedir. Donuktaş bazı kitaplarda da
Jupiter Mabeti olarak geçmektedir.Bir efsaneye göre Donuktaş bir hükümdarın
sarayı olup Gözlükule üzerindeymiş, Hükümdar burada kızı ile yaşarmış, zamanın
peygamberi bu hükümdara darılarak sarayına tekme vurmuş. Saray ters dönerek
yuvarlanmış ve bugün bulunduğu yere düşmüş.
ALTINDAN GEÇME (ROMA
HAMAMI)

Roma İmparatorluk çağından kalma, Tarsus'un görkemli yapılarından
olan Hamam kalıntısı İlçe merkezinde olup, Eski Cami'nin 50 m kuzeyinde yer
almaktadır. Hamam kalın Horasan tabakaları, moloz taşlardan ve tuğlalardan
yapılmıştır. Kalın duvarın içinde yer yer baca ve havalandırma künkleri ve duvar
içinde tuğladan kör kemerler mevcuttur. Hamamın doğusundaki duvarlar kısmen
sağlam olarak kalmış ve üstünü kubbeyleörtülü olduğu yarım kalan kubbe
ayaklarından anlaşılmaktadır. M.S. 2-3. yy"a ait olduğu tahmin edilen yapının
kuzey ve batı bölümleri tamamen yıkılmış, güney duvarında 3.5 m.genişlikte, 4 m
yükseklikte delik açılmak suretiyle yol geçirilmiştir. Bu nedenle buraya halk
tarafından altından geçme denilmektedir.
KLEOPATRA KAPISI (DENİZ
KAPISI)

Kleopatra Kapısı, Tarsus'un girişindedir. Bizans Döneminde inşa
edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı
bulunuyordu.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için
İskele kapısı ismini takmıştır.Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır.
Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m, derinliği ise 6.18
m. dir. Tarsus'un 18. Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları,
1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak
üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır.
Mısır'ın ünül kraliçesi
Kleopatra'nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere
geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kule'de büyük bir törenle
karşılanmışlar ve Deniz Kapısından şehre geldiği söylenir. Bu nedenle Deniz
Kapısına Kleopatra Kapısı da denir
ONUR YAZITI (YENİ HAMAM)

Yeni Hamam İlçemiz Merkezinde Ulu Camiinin yanında yer almaktadır.
Hamamın giriş kapısı üzerindeki katabeden 1785 tarihinde yapılmış olduğu
belirtilmektedir. Bu kitabenin onarım sonrası konulduğu sanılmaktadır. Hamam
klasik Türk hamamlarının özelliğini taşımaktadır. Hamamda soyunma, ılıklık,
sıcaklık külhan olmak üzere dört bölüm mevcuttur. Soyunma yeri beşik tonozla,
ılıklık ve sıcaklık bölümü kubbe ile örtülüdür. Sekizgen planlı sıcaklık
kısmında dört yanda eyvanlar ve bunlar arasında halvet odaları bulunmaktadır.

Yeni Hamam'ın duvarında bulunmakta olan bu yazıt 1982 yılında yerinden
çıkarılıp şimdiki yeri olan Kleopatra Kapısının kuzeyine yerleştirilmiştir. Boyu
1.45 m. eni 0.52 m.dir. Romalılar zamanında bir heykelin kaidesi olarak
kullanılmıştır. Üzerindeki yazıtın Türkçe çevirisi şöyledir.
"Bu heykel
imparatorluk tapınağının koruyuculuğunu iki kez yapmak, gerek kent, gerekse
Kilikya eyalet yönetiminde bazı sivil ve resmi işlerde özel sorumluluk ve
yetkilere sahip olmak ve bağımsız eyalet meclisi kurmak gibi pekçok ve seçkin
ayrıcalıklarla onurlandırılmış bulunan Kilikya, İsaura ve Lycaonia eyaletlerine
başkanlık eden, en büyük, en güzel ve en önde gelen başkent olan Severus
Alexander'in Septimus Severus'un Caracalla'nın ve Handrianus'un kenti Tarsus
tarafından dindar ve talihli efendimiz imparator Marcus Aurelius Severus
Alexander'in esenliği için dikilmiştir."
Yazıt,Severus Alexander'in imparator
olduğu yıllar arasında yani İS 222-235 yıllırına
tarihlenmiştir.
JUSTİNİAUS KÖPRÜSÜ (BAÇ KÖPRÜSÜ)
Modern Tarsus
kentinin doğusunda bulunan Justiniaus köprüsüne halk tarafından eskiden şehre
girişte alınan Bac Vergisinden dolayı Bac Köprüsü denilmektedir.

Adana-Ankara karayolunun Tarsus girişinde ve kuzeyindedir. Berdan (Tarsus)
Çayı üzerindeki köprü, İ.S.VI. yüzyılda Bizans İmparatoru Justiniaus
(İ.Ö.527-566) tarafından yaptırılmıştır. Birkaç kez ve en son olarak 1978
yılında restore edilmiştir.
Eski dönemlerde köprüden geçme paralı olduğundan
bu köprüye vergi anlamına gelen Bac adı verilmiştir.
TARSUS ŞELALESİ
VE ROMA MEZARLARI

Tarsus İlçe Merkezinin kuzeyinde Berdan (Kydnos) Çay'ı
üzerindedir. Berdan nehrinin bu bölümünde nehir suyu 4-5 metrelik bir
yükseklikten dökülerek şelale meydana getirmektedir. Romalılar döneminde
şelalenin bulunduğu alan nekropol (mezarlık) olarak kullanılmıştır. Şelalenin
bulunduğu alanda konalemera yapıya sahip kayalara oyularak yapılmış mezarlar
nehrin akış yükseltisi altında ortaya çıkmasından sonra oldukça tahrip olmuş
durumdadır.
CUMHURİYET ALANI ANTİK KENTİ
Tarsus İlçesi
Merkezinde çok katlı otopark projesi temel hafriyat çalışmaları esnasında zemin
seviyesinin 5 m. altında antik bir yola tesadüf edilmiştir. 68 m.lik bölümü
ortaya çıkarılan yolun genişliği 7 m. olup, poligonal teknikte bazalt taştan
inşa edilmiştir. Yolun altında 1.70 m. yükseklikte, 70 cm. genişlikte orijinal
kanalizasyon sistemi ve tali kanallarla, cadde kenarlarında konglemera taştan
yağmur sularını toplayan kanallar mevcuttur. Antik yolun sağ tarafında sütunlu
stilabot yer almaktadır. Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen yolun Bizans ve
islami dönemlerde de kullanıldığı yapılan çalışmalardan anlaşılmıştır. Kazı
çalışmaları devam etmektedir.
ANTİK MEZAR KALINTISI
Tarsus
İlçesi, Caminur Mahallesi, 305 ada, 21 parsel üzerinde yapılan Emniyet Sarayının
temel atma hafriyat esnasında ortaya çıkan kesme kireç taşından inşa edilen anıt
mezarın güneyinde bir giriş kapısının bulunduğu, girişin her iki yanında birer
kilinesi bulunan bir oda ile bağlantılı ikinci bir odanın bulunduğu görülmüştür.
Üst bölüm ikinci katta, orta zemine açıklığı olan ve yanlarda kilineler bulunan
bir mekan ve bu mekanın kuzeyinde yüksek kilineli bir mekanın daha mevcut olduğu
tespit edilmiştir. Müze Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar sonucunda mezar içinde
bulunan pişmiş toprak lahitler ve diğer buluntular Müze Müdürlüğüne
taşınmıştır.
ROMA YAPI KALINTISI
Tarsus İlçesi Merkezi, Eski
Ömerli Mahallesi, 875 ada, 101 parselde Milli Eğitim Bakanlığınca yaptırılmak
istenen Barbaros Hayrettin Lisesi inşaatı hafriyat çalışmaları sırasında
zeminden 3.30 m. alt seviyede açığa çıkan, Roma döneminde yapıldığı belirlenen
yapı kalıntısı dikdörtgen planlı olup, beşik tonozludur.Kesme kalker taşından
yapılma, sıvalı, doğu batı ekseninde olan koridorun uzunluğu 37.13 m. genişliği
3.30 m. dir. Doğu batı doğrultusunda uzanan koridorun kuzey cephesinde 8 kapı
açıtı, güney cephesinde ise kazı sonucu açığa çıkarılan bir merdiven girişi,
binaya girişi sağlayan ve içi temizlenen, duvarları freskli, zemini mozaikli oda
ve 3 kapı açıtı bulunmaktadır. Doğu cephede de kemerli bir kapı açıtı
bulunmaktadır. Roma yapısı Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun
19.01.1998 gün ve 2951 sayılı kararı ile tescil edilmiş ve koruma altına
alınmıştır.
SAĞLIKLI KÖYÜ ANTİK YOLU VE KAPISI
Sağlıklı Köyü
Tarsus'a 15 km. uzaklıkta olup, köyün yukarı dağlık kısmında ana kaya üzerinde
taş levhalarla döşeli Roma yolu vardır. Roma yolu yüksek bir yerde olup, buradan
Tarsus ve civarı sahile kadar görülebilmektedir. Yolun genişliği yaklaşık üç
metredir. Ve 3 km. lik kısmı sağlam durumdadır. Yolun her iki tarafında bulunan
korkuluk duvarı yol boyunca devam etmektedir. Yol güzergahı üzerinde Roma ve
Bizans devirlerine ait mezarlar ve yolla ilgili yazılı onarım kitabeleri
bulunmaktadır. Söz konusu bu roma yolu üzerinde kemerli bir yapı vardır. Bu
kapının zafer takı ve Kilikya sınırlarının başlangıç yeri olduğu veya sınır
kapısı olarak yapıldığı tahmin edilmektedir. Tek sıra kesme taştan yapılan
kapının genişliği 8.80 m, yüksekliği ise 5.20 m.dir.
ÇAVUŞLU KÖYÜ
GÖZETLEME KULESİ

Tarsus-Pozantı karayolunun 25. Km.sinden sağa dönülerek
7 km. stabilize yoldan sonra Çavuşlu Köyü mevkiindeki gözetleme kulesine
ulaşılır. Vadiye hakim bir tepe üzerinde bulunan ve ortaçağda inşa edilen
gözetleme kulesi dörtgen planlı, duvarları kesme taştan yapılmıştır. İki katlı
olan yapının orta kat ahşap kiriş yerleri görülmektedir.
GÜLEK
KALESİ

Tarsus İlçesine bağlı Gülek Beldesinin kuzeydoğusunda yüksek
kayalık dağ üzerindedir. Gülek Boğazına hakim olan kale, oldukça düzgün
taşlardan özenle yapılmıştır. Kalenin surları savunmaya zayıf noktalardan köşeli
ve yuvarlak kulelerle takviye edilmiştir. Kaleye giriş, kemerli abidevi bir
kapıdandır. Kale oldukça tahrip olmuş durumdadır.
SARIŞIH
HANI

Sarışıh Hanı, Tarsus İlçesi, Çukurbağ Köyü, Sarışıh Mahallesi
yerleşim alanının batısında bulunmaktadır. Han doğu-batı eksenli olup, tahminen
30 m. uzunluğunda, 12 m genişliğinde ve 5-6 m yüksekliğindedir. Dikdörtgen
planlı han küçük kesme taşlardan Horasan harcı ile yapılmıştır. Güney cephede
yuvarlak tonozlu giriş koridoru bulunmaktadır. Hanın içi yuvarlak tonozludur.
Tonozun üstü dıştan beton ile doldurulmuştur. Yapının muhtemelen beylikler
döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Hanın yanında bir de çeşme bulunmaktadır.
SU KEMERİ
Tarsus İlçe Merkezinin 700-800 m kuzeydoğusunda
bulunan Su Kemeri 10X3 m. ebatlarında, 12 m. yüksekliğindedir. Yapının içi moloz
taşlardan harç kullanılarak yapılmış, yüzeyi ise tuğla ile düzgün bir şekilde
inşa edilmiştir.
MAHMUT AĞA HÖYÜĞÜ
Tarsus- Adana karayolunun
sağ tarafında Mahmutağa Köyünün bitişiğinde bulunmaktadır. Geniş yayvan höyüğün
üst kısmı tarla malikince düzeltilmiş ve tahrip edilmiştir. Höyükte Hitit
dönemine kadar olan katlar tesbit edilmiştir. Höyük Adana Koruma Kurulunca
tescil edilmiştir.
ALİEFENDİOĞLU KÖYÜ HÖYÜĞÜ
Tarsus İlçe
Merkezine bağlı Aliefendioğlu Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Höyük Adana
Koruma Kurulunun 21.10.1992 tarih ve 1311 sayılı kararı ile tescil
edilmiştir.
NACARLI KÖYÜ HÖYÜĞÜ
Tarsus İlçesi, Nacarlı köyü
sınırları içinde yer almaktadır. Höyük köyün batısında yüksek bir tepelik
üzerinde olup, üst düzeyde yoğun Roma Bizans dönemi seramik kalıntıları
bulunmaktadır. Ayrıca köyün içinde geçen dere üzerinde tek kemer göze sahip bir
ortaçağ köprüsü vardır. Höyük koruma altına alınmıştır.
TEPE KÖYÜ
HÖYÜĞÜ

Tepeköyü sınırları içinde bulunan höyük doğal bir tepe üzerinde
yer almaktadır. Höyükte su sarnıçları, toprağa gömülü pt.küpler ve yoğun yapı
malzemeleri bulunmaktadır. Höyük koruma altına alınmıştır.
KAKLIK
TAŞI KÖYÜ NEKROPOL ALANI VE ÖRENYERİ

Kaklıktaşı Köyü sınırları içinde
vadiden batıya yükselen kaya kütlesine oyulmuş Roma devrine ait mezarlar
topluluğu bulunmaktadır. Kaya mezarlarından içeri girildiğinde geniş mezar odası
ve ortada diktörtgen çukurluk ve mezar odasının yanlarında ölü hediye nişleri
yer almaktadır. Söz konusu nekropol alanının çevresinde küçük yerleşim alanları
mevcuttur.
KARADİKEN KÖYÜ MEZAR ANITI
Karadiken Köyünde
yüksekçe tepe üzerinde dışı kesme taşlardan yapılmış mezar anıta M.S.2. nci -
3.cü yy. tarihlenmektedir. Anıtın üst kısmı yıkılmıştır. İç örgüsü ara kısım
molozlarla doldurulmuştur.
BELEN KÖYÜ NEKROPOL ALANI VE
ÖRENYERİ
Belen Köyü yakınında kireç taşı kayalık üzerinde M.S.2 ve 3. yy.
Roma devri lahit ve kaya mezarların bulunduğu nekropol alanı bulunmaktadır.
Yakın çevresinde küçük bir örenyeri mevcuttur.
KEŞBÜKÜ KÖYÜ NEKROPOL
ALANI VE ÖRENYERİ
Keşbükü Köyü sınırları içinde anayola girişin sağ ve
solunda M.S. 3-4. yy.a tarihlenebilen geniş bir nekropol alanı bulunmaktadır.
Nekropol alanının doğusunda tepe düzlüğü üzerinde aynı devre tekabül eden bina
ve su sarnıcı kalıntıları yer alır. En ilgi çekici olanı, yolun sol girişindeki
kayaya oyulmuş mezarlardır. Keşbükü köyünün içinden geçen çayın geldiği güzergah
içinde iki adet mezar ve bir adet küçük bir kaya tapınağı bulunmaktadır.
Tapınağın kaya civarına yazılmış beş satır yazı mevcuttur.
ÇEVRELİ
(MUHAT KÖYÜ KİLİSE KALINTISI)
Köy yakınında bir adet 6-7. yy'a ait kilise
kalıntısı bulunmaktadır. Kilisenin apsis ve yan duvarlarının bir bölümü ayakta
kalabilmiştir. Kilisenin duvarları çok tahrip olmuş, apsisin arka kısmı
yıkılmıştır.
ÇOKAK KÖYÜ HAN KALINTISI VE ÖRENYERİ
Çokak Köyü
sınırları içinde Kuzoluk mevkiinde büyük bir han kalıntısı yer almaktadır.
Duvarlarının bir kısmı sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. Han kompleksine
yakın kayalık arazi üzerinde yapı kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca bir de çeşme
binası mevcuttur.
ANAMUR ÖREN YERLERİ

TİTİOPOLİS

Anamur'un batısında Ovabaşı köyü yolu üzerinde 5. km'de sağda, köy
içinde ve kuzeyindeki hakim tepeler üzerinde çok geniş bir alana yayılan
Kalınören köyü kalıntılarının bulunduğu yere gelinir. George Evart Bean ve
Terence Bruce Mitford 1964-1968 yılları arasında Kilikya'da yaptıkları
incelemeleri sonucunda hazırladıkları Batı Kilikya'da bulunan antik yerleri
gösteren haritaların da bugünkü Kalınören köyünün yerini TITIOPOLIS olarak
işaretlemişlerdir.
Ören yerinde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerini içine
alan kalıntılar yer alır.
Titiopolis antik çağlarda Anemurium'a bağlı olmayan
bir site konumunda idi.
Antik kentte bugün görülmeyen bouleuterion, ninfeum,
odeon, tiyatro gibi yapılar büyük bir olasılıkla köy yerleşmesinin altında
kalmıştır.
Kenti düzenli olarak çeviren sur duvarları kabaca yontulmuş irili
ufaklı çok köşeli taşlardan yapılmıştır.
Köy girişinde solda bahçeler
içerisinde sert gri renkli taştan burmalı sütun çok önemli bir yapıya ait olması
gerekir. Bahçeler içerisindeki mozaik tabanlı mekanların işlevlerinin ne olduğu
dahi anlaşılmamaktadır.
Tepelere doğru çıkıldıkça ilk önümüze çıkan hamam
yapısı büyük bir olasılıkla bir gimnazyum yapısı olmalıdır.
Titiopolis
Bazilika - Titiopolis Basilica

Hamamın batısında narteksi belirgin üç
sahınlı bazilika yer alır. Yapıda sintronon basamakları vardır. Apsisin sağında
ve solunda diakonion odaları yer alır. Bu odalar apsisin arkasında revakla
desteklenmiş çok amaçlı bazilika tipini gösterir.
Köy yerleşmesinin
kuzeyinde, surlarla çevrili akropol kalıntıları içerisinde bazilika, hamam ve
nekropol sahalarının bulunuşu buranın bir şehir gereksinimine yanıt verecek
biçimde ele alındığını gösterir.
Yukarı şehirde bulunan batı ve doğu
bazilikaları tamamen tahrip olmuştur. Yapıların zeminleri gri ve beyaz renkli
mozaiklerle geobitkisel süslü olarak dekore edilmiştir.
Titiopolis
Mezar-Titiopolis Hereon

Dini yapıların doğusunda görkemli mezarların
bulunduğu nekropol alanı yer alır. Buradaki kesme taştan, iki katlı tonozlu
mezarlar yüceltilmiş birkaç ayrıcalıklı kişinin anıtsal
mezarlarıdır.
Akropol'ün doğu yamacında kapakları templum in antis tarzında
gri renkli sert taştan dikdörtgen formunda oyularak yapılmış sarkofaj'ın
cephesinde; kanatlarını açmış kartal figürü, yanlarda girlandları taşıyan
bukranion ve medusa başları görülür. Bu lahtin hemen yanında ön yüzünde elinde
asa tutan sepha üzerinde oturan erkek figürü lahtin ön yüzüne
işlenmiştir.
Kalınören'deki ilginç yapılardan biri de akropolün kuzey ucunda
yer alan tonoz örtülü üç ayrı mekanlı tylos tipli hamamdır. Hamamın su
gereksinimi 20 m. ilerdeki ninfeumdan sağlanıyordu.
ESKİ ANAMUR
(ANEMURİUM)

Anamur İlçe merkezinin 6 km. güneybatısındadır. Kentin ne
zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, Roma
İmparatorluk Çağı öncesine giden kalıntılara da bu güne kadar henüz
rastlanmamıştır. Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için, M.Ö.
4.y.y.da var olduğu bilinmektedir. Anemurium'un adının "rüzgarlı yer" anlamında
kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir. 1.yüzyılda kentin çevresine ilk
surların yapıldığı, bir süre Kommagene Kralı Antiochus'un (38-72) yönetimine
bırakıldığı tarihi bilgiler arasındadır. Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle,
özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium; aynı
zamanda kara yoluyla Toroslardaki en önemli Roma kentlerinden biri olan
Germanskopolis ile bağlantılıydı. Böylece bölgedeki doğal kaynakların ihraç
edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştur.
Anemurium, 260' da Sasaniler
tarafından ele geçirilmiş 4 . ve 5. yüzyıllarda Toroslar'dan gelen korsanlar
tarafınden sık sık tahrip edilmişti.650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent, bu
tarihten sonra terk edilir. 12.ve 13. yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının Mamure
Kalesini ele geçirmelerinden sonra, bölge Türk egemenliğine geçer. Anemurium
kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölüme ayrılır. En göz alıcı
yapıları; surlar, 3 adet hamam, tiyatro, odeon (konser salonu) ve palestra aşağı
kenttedir. Liman Caddesi'nin her iki yanındaki kaldırımların belirli
bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların her kısmı müzede
sergilenmektedir.Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin tek katlı ve
iki katlı bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Kentin
surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş örneklerinden
biridir. Kentin içme suyunu sağlayan su kenarları dışında erken Hıristyanlık
dönemine ait kilise kalıntıları
bulunmaktadır.
Anemurium
Anemurium 19. yüzyılda İngiliz Francis
Beaufort'un Akdeniz'de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır.
1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından
kazılar başlatılmıştır. Daha sonra Kanada'lı Prof. James Russel tarafından
kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son
verilmiştir.
Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki
bölümdür. En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m. genişliğinde
tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu),
paleastra aşağı kenttedir. Liman caddesinin her iki yanındaki kaldırımların
belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı
müzede sergilenmektedir.
Anamur Müzesinde sergilenen mozaikler içerisinde;
barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan
leopar ve oğlak betimlemesi nekropol kilisesi tabanında
bulunmuştur.
Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi
korunmuş nekropol alanını oluşturur. Bunların sayısı 350-400 civarındadır.
Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında
freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Genel olarak mezarlarda lahit odası,
ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır. Beşik tonozlu en eski
mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir. Nekropol de
görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur.
Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite
olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir. Bunların dışında
edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de
yer alır.
AnemuriumNecropol
Kentin içme suyunu sağlayan su
kemerleri (akuaduct) dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait birkaç kilise
kalıntısı da saptanmıştır.
Müzede sergilenen Anemurium buluntularının en
ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur. Bunun dışında
süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma
çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı,
Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler
diğer önemli buluntular arasında yer
alır.
DEMİROLUK
Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz yaylasından
18 km. sonra sağda Demiroluk kalıntılarının bulunduğu yere
ulaşılır.
Demiroluk kalıntıları içinde ilk dikkati çeken blok kayalar üzerine
oyularak yapılmış kaya mezarlarıdır. Mezarların cepheleri üçgen alınlıklı olup,
sütun ve payelerle dekorlandırılmıştır.
Bu kaya mezarların birinde üçgen
alınlığın içinde aslan betimlemesinin iki yanında "Akroter" süslemeleri yer
alır. Antik kentin batı yönünde yine bir kaya mezarında üçgen alınlık içinde
kalkan tutan, sağa doğru hareket halinde şaha kalkmış at üzerinde yer alan
süvari yüksek kabartma olarak işlenmiştir.
Mezar kalıntıları Bozkır
yakınlarında bulunan Isaura antik kenti kaya mezarları ile büyük benzerlik
taşır.
KÖRİSTANLIK
Anamur-Ermenek karayolunda Akpınar yaylasını
geçtikten sonra Iconium, Germanikapolis üzerinden Anemuriuma ulaşan antik yol
üzerinde bulunan yörede "Çandır" olarak bilinen ören yerine gelinir.
Antik
kent yukarı şehir (akropol) ve yamaçlarda bulunan nekropol sahalarından ıneydana
gelir.
Antik şehirde kuzey batı yönünde çok sayıda kaya mezarı yer alır.
Mezarların cephesi "Templum in antis" tarzında ve iki sütun paye ile dekore
edilmiştir.
AZITEPE
Anamur Bozyazı karayolunda Çarıklar köyü
sınırları içerisinde Azıtepe kalıntıları yer alır.
Antik yerleşimin en
doğusunda İ.S. 4ncü yüzyıla tarihleyebileceğimiz apsisi ve sintronon izleri
belirgin geniş ölçekli bazilika yapısı görülür.
Ören yerinin güney doğusunda
moloz taştan beşik tonozlu hamam yer alır.
KIZIL
KİLİSE

Anamur'un 8 km. kuzeyinde Kızılaliler köyü içerisinde yer alır.

Ören yeri içerisinde üç şahinli bazilika görülür. Yapı 5.6. yüzyıl Isaura
yapılarını çağrıştırır.
ANITLI GÖZETLEME KULESİ
Yapı
Anamur-Alanya karayolunun Yakacık köyü içerisinde yer alır.
Yapı, kesme
taştan kalın temeller üzerinde ve iki katlıdır. Mekan açıklıklarını yuvarlak
tonozlu, üst örtü beşik çatılıdır. İ.S. 4, 5. yüzyıllara tarihleyebileceğimiz
gözetleme kulesi döneminde önemli bir karakol yapısı olmalıdır.
OTAK
KÖYÜ ŞAPEL BİNASI

Anamur -Alanya karayolunda Yakacık'tan sonra sağa
dönünce 10. km. de solda Kaladran çayının kenarında Otak Şapeli yer alır.
Geç
Bizans dönemine ait yapı moloz ve kesme taştan tek şahinli apsinin iki yanında
kült odaları bulunan küçük bir yapıdır.
AYVASIL
Anamur -
Ermenek karayolundan 2 km. uzaklıkta, sağda basit kale surları, yapı kalıntıları
ve bir hamam yer alır.
KANDACIK NEKROPOLÜ
Anamur Ermenek
karayolunda Malaklar köyü yakınlarındaki Kandacık Nekropolünde Roma dönemine ait
küp biçiminde mezarlar ve diğer yapı kalıntıları görülür.
ARAP
ÇUKURU

Çukur Abanoz köyü yakınlarında Arap Çukuru mevkiinde yüksek
kayalar üzerinde yer alan yüzlerce oyuk ahşap mertekler üzerine yerleştirilmiş
lahitlerin oyuklarına ait olmalıdır. Ören yerinde ayrıca üçgen çatılı haç
kabartmalı kaya mezarları görülür.

ŞIHARDICI

Arap çukuru
yakınlarında yüksek hakim tepe üzerinde yer alan antik kent aşırı tahrip
olmuştur. Ören yerinde görülen korint tipi sütun başlıkları ve diğer mimari
parçalar önemi yapılara ait olmalıdır.
HALKALI
Anamur-Ermenek
karayolu üzerinde Abanoz yaylasını geçtikten sonra solda ormanlık saha
içerisinde halkalı kalıntıları yer alır. Ören yeri içerisinde Roma dönemine ait
üçgen alınlıklı ve sütunlu kaya mezarları dikkat çeker.
ABANOZ

Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz Yaylasında sağda hakim tepeler
üzerinde son derece tahrip olmuş kent kalıntıları görülür. Antik kentin sağında
nekropol sahasında sağlam kalabilmiş kaya mezarları yer
alır.
ZİNCİRLİTEPE
Anamur'un batısında Kızılaliler köyünün
kuzeyinde henüz fonksiyonu çözülememiş sayısız yapı kalıntısı ve nekropol alanı
yer alır.
FİLİR KALESİ
Anamur'un kuzeybatısında Vilayet köyü
yakınlarında Filir kale kalıntıları yer alır.
Ören yerinde Geç Roma dönemine
ait bir sarnıç, basit kale surları ve nekropol alanı görülür.
GÖZ
TAŞI

Anamur'un batısında Sarıdana köyü sınırlan içerisinde solda bir tepe
üzerinde aşırı tahribat nedeniyle işlevleri anlaşılamayan mimari kalıntılar yer
alır.
OVABAŞI
Anamur'un batısında Ovabaşı köyü sınırlan
içerisinde bulunan ören yerinde Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait apsis'i
belirgin bir bazilika, sarnıçlar ve nekropol alanı görülür.
NİNFEUM

Sarıdana köyü yakınlarında yer alan anıtsal çeşmenin sütunlu cephesinde
ortası aslan ve medüsa başlarıyla dekore edilmiştir. Yapı Roma dönemine
aittir.
ZAVRAK TAŞ
Anamur'un kuzey batısında Filir Kalesi
yakınlarında yer alır. Kalıntı yörenin gri renkli blok taşından yapılmıştır.
Taşın tam merkezinde apsis biçimindeki geniş açıklık nedeniyle zavrak (pencere)
taş diye adlandırılmıştır.
Ritüel amaçlı kullanıldığı sanılan anıt eser Hitit
dönemine ait olmalıdır.
KUDRET KALESİ
Anamur'un yayla kesiminde
Kaş yaylasının karşısında bir tepe üzerinde Roma dönemine ait kale surları ve
diğer yapılara ait kalıntılar görülebilir.
CENNET
KOYU

Anamur-Gazipaşa yolunun 17. km.sinde soldaki köy içerisinde apsisi
zamanımıza gelebilmiş bir bazilika ile diğer yapı kalıntıları yer alır.
 
 
Starlife Çevrimdışı  
Alıntı Yaparak Cevapla
Reklamlar
Cevap Yaz

Etiketler
yerleri, ren, muzeler


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş