Atatürk Özel Bölümü kategorisinde ve Nasıl Bir Türkiye forumunda, bulunan Gericilik ve Türban Üzerine konusunu görüntülemektesiniz. Türkiye kapitalizmin küreselleşme/sömürgeleştirme salıncağında savrulurken, gericiliğe batmaya mahkûmdur. Sosyal zemin üzerinde yükselen siyasal ve yönetsel kadro, kuşkusuz, gericiliği güçlendirmektedir. Çeşitli ...
|
|||||||
|
Kayıt | SSS | Üye Listesi | Takvim | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
#1 (permalink) |
|
İktidardaki siyasal yapı kamu kadrolarını kendi kafasına göre yapılandırdıktan, eğitim kadrosunu ele geçirdikten, adalet kadrolarını da düzenledikten sonra, sıra üniversitelere geliyor demektir. Cumhurbaşkanlığı makamına oturacak olan kişi rektör atamalarında güç sahibi olacağından, gerici zihniyetli birisinin bu makama oturması ile temel kalelerin hepsi fethedilmiş olur. Böyle bir durumda, maalesef, YÖK de aranır olur, 1982 Anayasası da! Gericiliğin kafalara nakşedilmesinin temel yeri eğitimdir. Danıştay cinayeti failinin babası bir eğitimci, eğitim ordusunda bir müfettiş olarak çalışıyor. Böyle bir müfettişin, teftiş ettiği imam-hatip okullarındaki durumu raporuna nasıl yansıtacağı çok açık değil mi! Böyle binlerce raporla toplumun karşısına çıkan Milli Eğitim Bakanı, söz konusu okulların bakanlığın denetiminde olduğunu, müfettiş raporlarının durumun normal olduğunu gösterdiğini söylerse, yalan söylemiş olur mu! Toplum öylesine gericileştirildi ki, bugün üniversite rektörlerinin seçimle veya atama ile işbaşına gelmesiyle fazla bir şeyin değişmeyeceği duruma gelindi. Aynı şekilde, bugünkü hükümetin önü bir şekilde kesilse de, ilerleme adına fazla bir sonuç elde edilemez. Çünkü, toplumu yapan ve ayağa kaldıran onun kurumlarıdır ve söz konusu kurumların çoğu dönüştürülmüş bulunmaktadır. Türkiye'de sokaklara yansıyan gericilik, aslında kurumlarda ve kurumsallaşmada gerçekleştirilmiş olan büyük değişimin yansımasıdır. Zira, kamu kurumlarının dönüşümü sağlanmıştır, eğitimin kuşatılması ile genç beyinler ele geçirilmiştir, güvenlik sistemi gericileştirilmiştir, vs... Bu kadar gerici hamleler, içte sermayenin, dışta da emperyalist güçlerin çıkarı doğrultusundadır Bu nedenledir ki, dış güçler varolan iktidarı her fırsatta övmekte ve mükafatlandırmaktadır. İçte ise, çıkar çatışması içinde olan çeşitli sermaye grupları da, emeği sömürebilmek ve yaşam sürelerini uzatabilmek için gericiliğin ana damarına karşı çıkmadan, hatta görmezden gelerek, sadece zaman zaman türban meselesine takılmaktadır. Türban bir simgedir, ama sadece gerici kuruluşların değil, aynı zamanda sosyal görevini yapamayan devletin vatandaşlarını hangi çamura attığının da acı bir simgesidir. Sorunun bir başka boyutunu da aymaz aydınların kafa karışıklığı, kim bilir belki de sermaye çevrelerine ya da dış sömürgecilere sempatik görünme hevesleri oluşturmaktadır! Aydın geçinenlerin bir bölümü türbanla başörtüsü arasındaki farkı dahî anlayamadan, kentlerdeki türban görüntüsünü hızlı kentleşme ile açıklamaya çalışmakta; bir bölümü böyle bir durumun olmadığını ileri sürmekte; bir bölümü ise, bazı marjinal önlemlerle soruna çözüm üretilebileceğini düşlemektedir. Aydın geçinenlerin hiç biri gericilik ile kapitalizm arasında, gericilik ile kamu bütçe politikası arasında hiçbir ilişki kurmamakta ya da kuramamaktadır. Aydının kafası da örümcekleşip, gericilik çamuruna gömülürse, zaten köprülerin altından çok sular akmış demektir. (alıntıdır)
__________________
Ne ağlayacak kadar günahkarım Nede göklere çıkabilecek kadar masum Geçmişte yaşadıklarımdan huzursuzum Ne şu an yaptıklarımdan mutlu Sırlar içinde bir dünyam var Birde sen varsın içimde Ne seni kaybedecek kadar cesurum Nede seni kazanacak kadar güçlü !! ![]() ![]() |
|
|
|
|