Aşk & Sevgi kategorisinde ve Şiir & Güzel Sözler forumunda, bulunan GaLiba.......... konusunu görüntülemektesiniz. Galibalardan bir cümle yapsam İçinde kifayeti olmayan kelimelere yer versem Muallakta takılı kalsa aklımın meraklı köşesi Hangi istasyonda duracağını bilmeyen ...
|
|||||||
|
Kayıt | SSS | Üye Listesi | Takvim | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
#1 (permalink) |
|
İçinde kifayeti olmayan kelimelere yer versem Muallakta takılı kalsa aklımın meraklı köşesi Hangi istasyonda duracağını bilmeyen tren gibi Vagonlarımda ne yüklediğim belli değil Çuf çuf ederken sevda yeli umrumda değil Mısralar neye yarar ucu bucağı yokki bunun Kim olabilir ki bundan sonra duygularıma kefil... |
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Peşimdekiler! İşkenceciler peşimde… Yapayalnız bir çöle düşmüş, Binlerce endişe ve kırık umutlarla ilerliyorum Gecenin bağrında. Her şeyini kaybetmiş bir kaçak, Leyla'sını yitirmiş bir Mecnun, Aslı'sını gömmüş bir Kerem'in Acısı var kalbimde Yakalanacak mıyım? Yine gözlerimi kapatacaklar mı? Yine başıma Çuval geçirecekler mi? Lanet olası vatan caddesi, Merter kavşağı Beşiktaş Sahilleri… Üçgün yatmadan, uzanmadan, Yemeden beklemek! Hücreler… İnsanlara kapalı Allah'a açık hücreler. Yüzünü şeytan göresi soruşturmacılar… Allah'ım ne kadar büyük imtihan bu! Köpek sesleri geliyor. Gittikçe yaklaşıyorlar. Nefesim kesilmek üzere. Hacer, neredesin Hacer! Ey Musa gelsene, Daha dönmedin mi Sina'dan… Bazen hayatta en zor şey oluyor ölmek! "Kabe'nin Rabbine andolsun kurtuldum" Diye haykırmak En büyük arzusu oluyor insanın. Silahım da yok. Hayatta hiç sevmedim silahı ben! Kaleme sarıldım, Kalemimden korktu korkaklar. Allah'ım ne yapayım, Nereye gideyim? Beni de İsa gibi alsana yanına… Havarilerim ihanet etti bana, Buzağı'ya taptı dostlarım. Çöl, ey merhametli dost, Sarsana beni kollarınla, Kapatsa ya kumların düşmanın gözleri. Geçip gitseler yanımdan görmeden benim Biliyorum Peygamber gideli çok oldu. Yapayalnız, o yol sevdalısına döndü halim. Çölde yıldızlar bir tuhaf geliyor insana. Ali'nin sesi geliyor çek uzaklardan. Belki de sekine ağlıyor Kerbela uzak değil buraya. Annem olsaydı Yanımda kucağına alır, saçlarımı okşardı. Düşmana teslim etmezdi beni. Belki de İbrahim gibi bir mağarada Saklardı yavrusunu. Ama hep ağlardı. Neden doğurduğunu sorgulardı. Babam ne yapardı bilmem? Ama o da ağlardı hüngür hüngür. Nedense beni hep ağlayanlar anlıyor. Hep acılar tanıyor. Geliyorlar. Yine başa dönecek hikayem. Tırnağımı koparacak, Coplayacak sopalarla dövecekler. Ne istiyorlar benden? Musa'nın levhalarını! İsa'nın izini! Muhammed'in emanetini! Ali'nin feryadını! Hüseyin'in kesik başını! Bir ben miyim Allah'ım sadece bunları bilen? Bana mı kaldı o mukaddes emanetler? Delisi bir ben mi kaldım Allah yolunun? Hücreler, ey dost hücreler! Siz mi adımı verdiniz benim? Gardiyanların işkencesine Sizler de mi tahammül edemediniz? Ama düşünmediniz mi Ben nasıl dayanırım? Siz beton ve demirlerin Dayanamadığı işkencelere, Ben et ve kemik nasıl sabrederim? Ey sevgili, sil ne olur, sil gözyaşlarını! Göz yaşların bana Her şeyden daha acı geliyor… Artık takatim kalmadı, Ama geri dönmek yok! Teslim olmak mı asla! Varsın ağlasın eşim, Varsın babasız kalsın çocuklarım! Varsın gitsin her şeyim! Ama ben gideceğim! Nefesim yettiği kadar koşacağım, Gücüm olduğu müddetçe Sürünerek de olsa gideceğim, Hep gideceğim… İşte geliyorlar, Köpek sesleri yaklaşıyor, Geceler ağlıyor halime. Yıldızlar beni saklamak için sönmüş gibi. Ay nurunu gizlemiş! Adeta belki de göremezler beni. Ağaçlar dallarıyla sarıyor, Örümcekler ağını örüyor dört bir yanıma İşkenceciler geliyor, gittikçe yaklaşıyorlar. Bu da ne Allah'ım! Bir ışık! Musa'nın gördüğü yakamoz mu bu? Gidip ben de mi alsam o ateşten? Ama ateş de beni ele verirse! En azından işkenceciler uzaktan farkeder, Gelirler, biliyorum. Ne yapsam tanrım? Ateşe gitsem bulurlar mı? Aman Allah'ım acı bir ses geliyor! Kuyuların dibinden yankılanıp gelen Tanıdık bir feryat bu! Evet Ali'nin sesi bu! Namahrem duymasın diye Ellerini ağzına dayayıp Kuyulara haykırdığı figan bu! "Kaç" diyor, "ateşe doğru kaç! O ateş yakmaz seni. O ateş sana her şeyi aydınlatan, Ama seni her şeyden gizleyen bir ateş! Koş, durma, dayan az kaldı, koş, kooooş!… Koşuyorum, durmadan koşuyorum… Oh tanrım! Nihayet vardım. Nirvana'ya ulaştım, Artık özgürüm her şeyden azade! Beni gizleyen Bana her şeyi gösteren Ateş kurtardı beni! Artık geri dönmeyeceği, O cehennemi bir daha yaşamak istemiyorum. Ali'nin feryadıyla gösterdiği ateşte yanacağım! Nirvana'da kalacağım! Gardiyanını seven bir mahkum gibi… |
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Bu dünya nereye gidiyor böyle Herşey yalan olmuş bu garip dünyada. Hayal bile kurmak imkânsız, Bu imkânsızlık dolu dünyada. Sahil kenarında balık tutan Yaşlı adamın gözleri kadar uzak , Artık mutluluktan sevgiden. Nereye gidiyor böyle Sessizlik için de bu garip dünya Sevgiden dostluktan eser kalmamış Artık gün batımında sessizce Sahile vuran dalgalar gibi Sessizliğe gömülüyor bu dünya. Sanki acının kuşattığı sessiz bir sokak gibi Yalnızlığa itiliyor bu zavallı garip dünya... |
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Beton kaplamadım Gönlümün üstünü Açtım,ortalığa saçtım Kandırılmaya gönüllü Açtım gönül gözümü Farklı açılardan baktım Asmadan hiç yüzümü Dar ağacında sallandım Dost,dost kim geç anladım Baktığım zaman aynada Her şeyi anlatan Yazılmıyor ki beyaz kağıda... |
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Uzaklarda kaldı gül bahçeleri Ve uzakta mercan adalarının pembe sahili. Denize düşüyor ayın sureti Sularda parçalanıyor güneş Hey damla! Dalgalanan sensin denizde Ve taşıdığın; sureti Yıldızların Bir sabah; inerken karanlığın perdeleri Ak sütü güneşin, ayın ve Yıldızın. Susuz kalmış iskele önleri Hey balık! Sana taş pişiyor Çöllerin sıcak güneşi. Bir çocuk kumlarda Atlar sahibini arıyor bozkırlarda Ve bir çocuk hayatın içinde Uzak iklimlerde Fırtınalarda eriyen ölüm korkusu Şimdi dostum sana kurtların musikisi Bir yaprağa miras kalan güllerin Kırmızısı Ey sonbahar! Kopardın fırtınaları. Bir habbede gizlenen kader Sarı, kırmızı ve mavi Yıldızlarla konuşurken laleler Kızardı meyveler ve gece Işıkları. Salınsın bugün turnalar meşelerde En koyu yeşili paylaşsın ağaçlar. Cennetin siyah taşına dokunurken beyaz eller Gök yüzünde gezerken kelimeler Ruhum seni kim tutabilir Ne ten kafesi Nede zaman. Ey sözü kaldıramayan kartal ! Sadece yalnızken anlat bildiklerini. Efsaneler gezer dağlarda Bir yıldızın gökteki ibadeti Sunulurken katran ağacında. Dökülürken yapraklar, parçalanırken cisim Düşler kurulurken, yıldız kayarken Sizi kim tutabilir, ey yağmur yüklü bulutlar Çöller bu kadar aç, bu kadar susuz iken... |
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
bu şuursuz beklemeler yıpratmaya başladı beni geceler gündüze anat bulaşıyor ellerime camlardan alnımı dayadığım pencereden dışarıyı seyrediyorum karanlık kopkoyu bir karanlık sarmış şehri sirenlerin umursamaz gürültüsü korkutuyor beni ambulanslar hızlı hızlı seni taşıyormuşcasına huzursuzum yoksun bulamıyorum seni en son o gece gördüm seni gözlerine bakmadan gittim baksam gidemezdim özlediğimi söylediğimde gülmüştün söylediğimde özlediğimi gülmüştün gülmüştün özlediğimi söylediğimde bu ilk seni çok sevdim tıpki seni tekrar bulamıyacağımı anladığımdaki kadar çok sevdim ambulanslar hala gelip geçiyor gece devam ediyor geceyi soluyorum ciğerlerim simsiyah deniz kudurmuş geceye saldırır durur kayalar bastırmaya çalışırken geceyi tüm kumsal adını haykırıyor rüzgara rüzgar şehriallak bullak ederek dağlara tırmanıyor tüm geceyi kaldırıp altına bakıyorum oralarda yoksun karakızım neredesin bulamıyorum geceyi fırlatmaya çalışıyorum olmuyor kötü bulaşmış şehre gece camlar simsiyah alnıma simsiyah gece bulaşık elimin tersiyle terimi siler gibi siliyorum geceyi çirkin yazılmış elyazısı gibi duruyorum şu dünyanın üzerinde kimse silipte yani baştan yazmak istemiyor oysa öyle hasretimki kerelerce defa yazılmaya kağıt olsam kalem olsam cümle olsam nokta virgül olsam gelsen kilometrelerce kilometrelerce hasret dolu şiirler yazsan benimle kitaplarca dolsam mısralarca ağlasam ellerinde uyanıyorum ansızın bu şiirsel dünyadan şehir kapkara karanlık şiirler okuyup simsiyah boşluğa seni çağıyorum sesime bugün yırt bu geceyi baştan sona dolaş tüm şehri bütün sokak lambalarını yak bütün kapıları çal herkes uyansın bir müjde olsun içinde senden birşeyler olsun bu gece şehir uyumasın bu karanlık bu şehir bu gece bu son olsun bu gece bu simsiyah karanlığı yırtan bembeyaz çığlık bana seni getiren müjde olsun bu son olsun içinde sen olsun... |
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Ah...şu gecelerim Bir konuşabilseydi Vitrinin camında Yansırdı gün ışığı Ah.. bir konuşabilseydi Acaba söyler miydi Kül tablosunda izmaritlerim Beni neden zehirlediğini Ah şu gecelerim Beni hiç umursamaz Sessiz şiirlere teslim Ki artık hiç konuşmaz... |
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Ey Sevgili.. Bu gecede yazacağım seni, Nemli gözlerimle Buğulu gecenin kederden çatlamış Köhne defterine. Bırak ay kıskansın, Yıldızlar ağlaşsın gecenin kuzeyinde, Şafak teninde sökene kadar yazacağım seni geceye, Öyle kuralsızca, mısraları katledercesine… Lügat çaresiz kalacak hislerimi telafüz etmeye, Dirilecek Ölü düşler sersem sabahın geceye kapanan gözlerinde Ürperecek ölüm Her imkansızım deyişimde... |
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Yaşadık yaşamadıklarımızı, Yada yaşayıp anımsamadıklarımızı, İyi kötü anılarımızı, Hatırladık ikimiz.. Bir zamanlar sevdik belki de, Sevdik ikimiz.. Geçmiş geri dönülmeyen, İnsan pişmanlıklarıyla yaşayandır.. Sevda konuşulmayan, Kalpteki duygulardandır.. Seni istemem nasıl geçmişte kaldıysa, Şuan ki düşüncelerimde o boşlukta kaybolacak.. Bilki anılar yeniden canlanacak, Bilki hayaller hiç susuz kalmayacak.. İnan bir uçuruma düşmüş gibiyim, Yada bir boşlukta beklemekteyim, Çıkarım yada çıkamam, Kurtulurum yada kurtulamam bu boşluktan... Tek derdim, Sana olan sevgimden sonra, Şimdi sana hissettiklerim... İşte sadece budur, Sadece budur derdim... |
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Bu sabah anılarla dolu evimin perdesini araladım, Dışarı baktım buğulu penceremden. Geçmişe dönmek için yola çıktım, Seneler önce gezdiğim yollarda dolaştım, Mezun olduğum okulun bahçesine geldim erkenden. Nasıl da çabucak geçivermişti yıllar, Göçmen kuşların uçuşu kadar hızlı, küçük bi şehrin üzerinden. Bir ara gözlerim okulun bahçesine takıldı, Çocuklar kendilerini oyuna kaptırmıştı, Bir an aralarına katılıp onlar gibi olabilmek geçti içimden. Sımsıcak dostluklar, geleceğe dair umutlar, çoğu platonik, göz göze aşıklar... Nasıl da karamsarlığımdan sıyrılıp o masum düşlere dalıvermiştim. Tam da bir öğrenci edasıyla ''Dersimiz boş hocam biraz daha dışarıda kalalım'' diyecekken Çalan zille irkildim ve kendime geldim Okula giren öğrencilerin peşinden öylece tek başıma kalakaldım Sonra oraya ait olamayacağımı hatırladım. Biraz yaptıklarımdan utanmış, biraz da içim burkulmuş halde, uzaklaştım o sahneden, Tabi aklıma takılan şu iki soruyla; Zaman mıydı? Değişen, Yoksa ben miydim? Geçen yıllara yenik düşen... |
|
|
|
|