full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

Siyasal Bilimler Yapılaşması

Bilgi Kulübü kategorisinde ve Siyasal Bilimler forumunda, bulunan Siyasal Bilimler Yapılaşması konusunu görüntülemektesiniz. Eski Yunanca’da şehir, “politikos” yani “siyaset” kelimesinden gelir. Atinalılar için “şehir” siyasetin yapılaşması demektir. Eflâtun ve Aristo, şehrin “toplumsal olarak ...




Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Eğitim & Öğretim > Tez & Makale > Bilgi Kulübü > Siyasal Bilimler

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle
Eski 11-07-2008, 14:15   #1 (permalink)
Varsayılan Siyasal Bilimler Yapılaşması

Eski Yunanca’da şehir, “politikos” yani “siyaset” kelimesinden gelir. Atinalılar için “şehir” siyasetin yapılaşması demektir. Eflâtun ve Aristo, şehrin “toplumsal olarak ayrıştırılmış ve ayrıcalıklı” olması gerektiğini söylemişlerdi. Ünlü filozofların, kadınları ve köleleri “demokrasi ve yurttaşlık hakları”nın dışında tuttuklarını düşündüğümüzde, şaşırtıcı bir tercih olmasa gerek. Atina’nın başlıca rakibi, Roma’nın lâkabı “asalak şehir”dir. Atina, hiç değilse kendisini beslerdi, Roma, yiyecekten hammaddeye, kölelerine varıncaya kadar her ihtiyacı imparatorluk lejyonerleri tarafından temin edilen, asalak bir şehirdi. Dünyanın en büyük şehriydi, bir milyon nüfusu vardı. Halkının yüzde doksan beşi sefaletin doruğunda sürünürken, saray mimarları altın varaklı kubbeler dikerlerdi. Dağ gibi yığılmış çöp yığınlarının, karpuz kabuklarının, yemek artıklarının arasından insan kolları, bacakları fırlardı. Roma’da yoksulların cesetleri gömülmez, çöplüğe atılır. Roma’ya, “sömürü kültürünün yapılaşması” olarak bakılmasının nedeni bu.

Fransız Aydınlanması, “hümanist” ideoloji doğrultusunda, Kilise’yi önemsizleştirdi, yerine “saray”ı getirdi. Üçüncü Napolyon Paris’i yeniden inşa ederken amacının şehirde “anarşistlerin ve diğer baş belâlarının” yuvalarını kurutmak olduğunu ilân etmişti. O geniş bulvarların açılmasının, köşeli mahallelerin kurulmasının nedeni, halkın denetim altına alınması, İmparatorun iktidarının sağlamlaştırılması arzusudur. İktidarın gücünü megalomanyak bir tutkuyla mekâna yansıtmak gayreti, Tanrılığa soyunan kayzerlere meşruiyet kazandırmak çabası, tabiatın fethedebileceği hezeyanının cismanileştirilmesi ki, bu gayret Avrupa’nın bugün hayran olduğumuz diğer şehirlerine sıçrayacaktır. Örneğin, St. Petersburg’un baba-oğul mimarları Rastrelli’ler ve onların saraylı patronları, Ruslar için bir şehir yapmamışlar, Rusların hayranlıkla seyredip görkeminin altında ezilecekleri bir “kurtarılmış bölge” kotarmışlardır.

“Paris modeli” daha sonra başta Cezayir olmak üzere Fransız kolonilerine de ihraç edilirken, Müslüman medineleri Fransız askeri mimarları tarafından acımasız bir biçimde “modernleştirilir.” Böylece perçinlenen “sömürü kültürü”ne öykünen İngilizler, ticaret yollarını güvence altına almak, sömürgelerini denetleyebilmek için dünya çevresinde kurdukları altmıştan fazla benzer şehirde aynı dünya görüşüne sadık kalırlar.

1887-1965, İsviçre doğumlu Fransız mimar Le Corbusier ki, asıl adı La Chaux-de-Fonds’dur, Yirminci yüzyıl modernizminin gurusu olarak bilinir. İsviçreli bir saat yapımcısının oğlu olan bu beyefendi, “Şehirler, vatandaşlara bırakılamayacak kadar önemlidirler” derken, Aristo-Eflâtun ikilisinin izindedir. “Ev, içinde yaşanacak bir makinedir” diyen Le Corbusier, şehirlerin “katıksız geometri” kurallarına uymaları gerektiğini savunur, “tabiata tecavüz ediyor olmalarını”överdi. Le Corbusier’in şehirden anladığı “köşeli dev binalar, geniş düzlüklere puantiye kumaşı anımsatır biçimde yerleştirilmiş tek tük ağaçlar.”

Stalin, seçkincilik, toplumsal sorumluluktan yoksunlukta Rastrelli’yi aratmayan Le Corbusier hayranlarındandır. “Stalin mimarisi” olarak da bilinen 1945 sonrası SSCB mimarisi, geometri kuralları doğrultusunda bir düzine tankın yanyana geçebileceği bulvarlar, devasa binalar, “ev içinde yaşanacak bir makinedir” şiarı doğrultusunda sosyal konut adı altında yükselen beton yığınlarına revaç verir.

Gelir, Amerikalı Frank Lloyd Wright. Mimarinin tartışmasız “guru”larından Wright, Yirmibirinci yüzyılda insanların uydu kentlerde kendi sebzelerini yetiştirebilecekleri birkaç dönümlük bahçe içindeki evlerde yaşayacaklarını, her biri bir şehir merkezi gibi işlev görecek olan bu meskenler sayesinde şehirlerin ortadan kalkacaklarını öngörür. Ne ki, Wright’ın ‘30’larda ABD için öngördüğü uydu kentlerde evler bugün bahçeler içindedir ama bahçelerde sebze değil, çim ekilidir. Ortadan kalkmak şöyle dursun, kentler her gün biraz daha büyümekte, kapitalist iktidarını perçinlemekte, eşitsizlik derinleşirken kent merkezlerinde şiddet her gün biraz daha artmaktadır. Yeni teknolojiler egemen metropollerde yoğunlaşır, New York, Londra, vb.vb. güçlerine güç katmaya devam ederler. Daha da vahimi her bir kuşak, daha büyüğüne, daha şaşalısına, daha debdebelisine öykünür.

Bize gelince: Moğollar, Tatarlar, Türkler, vb. Asya kavimleri, “gökkürenin rölevesi”ni çıkarır, barınaklarını kutsal gök cisimlerinden indirdikleri hayali çeküllerinin toprağa değdiği noktalarda inşa ederlerdi. Geldiğimiz yerlerdeki kentlerimiz bu nedenle toprağa rastgele düşen tohumlara benzerler. Meskenlerimiz, “göksel cisimlerin yansımaları” oldukları için kutsaldırlar ve öncelik, kutsal olanındır.

Anadolu’da sokaklara cetvel değmemiştir. Eğri büğrüdürler ama hiçbir plânlamanın hangi tasarımın insan yararına olduğu sonucuna ulaşamayacağı, huzura giden yolu önceden belirleyemeyeceği düşünüldüğünde çetvelsizliğin mahzuru olup olmadığı tartışmaya açıktır.

İslam’la birlikte kutsal meskenlerin mahremiyeti duvarlarla korumaya alınır. Duvarların, kapıların, pencerelerin yüksekliklerini hane halkının mahremiyetini korumak üzere ayarlanır. Dünyevi zenginlikle övünmek kabalık sayıldığından, yapılar “olmayanları imrendirecek” şekilde süslenmez. Mülkün asıl sahibinin Allah olduğu, malın en hayırlısının Allah yolunda harcananı; Allah yolunda harcananın da en hayırlısının halkın en çok ihtiyaç duyduğunu karşılayanıdır şeklindeki bilgi, sermayenin kalıcı yapıtlara değil, sevabı devam eden sadakalara, vakıflara - halkın en çok ihtiyaç duyduğu medreselerin, imaretlerin, aşevlerinin, misafirhanelerin işletme giderlerine harcanır.

İstanbul 1850’lere kadar belediye nedir bilmediyse nedeni çöp toplamaktan aydınlanmaya kadar, belediyelerin işlerini vakıfların yapmalarındandır. Bu vakıfların üçte ikisi Osmanlı hanedan mensuplarının kurdukları vakıflar olup, bir tahmine göre toplam işgücünün yüzde on altısını istihdam ederlerdi.

Ondokuzuncu yüzyıl İstanbul’u sanayi devrimi sürecinde büyüyen fabrikalarla birlikte şehirlerin yoksullara tahsis edilmiş semtlerinin de büyüdüğünü söyleyen, Liverpool’da hektar başına üç bin kişinin düştüğünü, insanların bulabildikleri her delikte yaşamaya çalıştıklarını, mahzenlerin bile tıka basa insan dolduğunu anlatan, hava kirliliğinden, bronşitten, veremden yakınan Engels’in rüyalarını süsleyen şehirdir. Evet, şehirler “siyasetin yapılaşmış durumları” iseler, şayet, bizimki böyle bir siyasetin yapılaşmasıdır - daha doğrusu, yapılaşmasıydı.

Bunları söyledikten sonra itiraf etmeliyim ki, bugüne kadar görkemli bir metropol görmedim ki, insan kemikleri üzerine bina edilmemiş olsun. Görkemli bir bina, bir katedral, bir piramit, bir bulvar, şıkır şıkır bir şehir görmedim ki, temelinde sömürü, kan, cinayet, fuhuş, uyuşturucu, karapara yatmasın. Evsizlerin sığınmış titreştikleri karanlık köşeleri, şiddetin kol gezdiği arka sokakları bulunmasın. Bu nedenle olsa gerek, görkem beni ürkütür.

Mimari, diğer sanat dalları gibi değil, bilimle içiçe ve ideolojik. Bir ressam ya da bir heykeltraşın kullandığı malzemelerin türü eserine biçtiği değere hemen hiç yansımaz. Ama barınak, insanoğlu için hem yaşamsal hem de büyük çoğunluğumuzun ömrümüz boyunca yapacağımız en büyük yatırımdır. Hal buyken, mimarların ideolojik yapılanmaları yaşamsal oluyor; kararları, tercihleri, toplumun bütününü etkiliyor, yönlendiriyor ve hatta dönüştürüyor.

Geçtiğimiz günlerde, şehrimizin sorunlarını tartışmak üzere dünyanın dört bucağından kopup gelen mimarların, İstanbul’a nasıl bir “siyaset yapılaşması” öngördüklerini merak etmekten kendimi alamıyorum.


(Alıntı)
__________________





Bir gül olmak isterdim,,
dalımdan koptuğum an yalnız senin için kopayım
ve
yalnız senin avuçlarında solayım..


seηiηLe αηLαmLıчım beη
DarkgirL Çevrimdışı  
Alıntı Yaparak Cevapla
Reklamlar
Cevap Yaz

Etiketler
yapilasmasi


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Yılmaz Güney: Siyasal Yazılar ( 3 Cilt ) Deadly E-Kitap & E-Book 0 27-06-2008 16:54
Atatürk Ve Sosyal Bilimler IceMaN Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji 0 11-06-2008 17:58
Tarihin yararlandığı bilimler Darkman Tarih 0 27-05-2008 11:15
Sosyal bilimler liseleri Darkman Lise 0 20-05-2008 19:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:31 .



Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
THE SECURITY SYSTEM CBACK.de ACTIVE

TOPlist Rambler's Top100


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437