full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

31 Mart ayaklanması

Bilgi Kulübü kategorisinde ve Tarih forumunda, bulunan 31 Mart ayaklanması konusunu görüntülemektesiniz. Mart Nedir? Ne Değildir? 31 Mart ayaklanması, çıkışı ve niteliği bakımından yakın tarihimizin en karışık olaylarından biridir. Olay üzerine çeşitli ...


Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Eğitim & Öğretim > Tez & Makale > Bilgi Kulübü > Tarih

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle
Eski 14-02-2008, 08:39   #1 (permalink)
Varsayılan 31 Mart ayaklanması

Mart Nedir? Ne Değildir?
31 Mart ayaklanması, çıkışı ve niteliği bakımından yakın tarihimizin en karışık olaylarından biridir. Olay üzerine çeşitli tezler ileri sürülmüştür. Bilinen görüşlerden ilki; ayaklanmanın tamamen gözü dönmüş bir gerici ayaklanması olduğudur. Derviş Vahdeti ile Said-i Kürdi (Nursi)'nin bu ayaklanmayı organize ettiğidir.1
Bu konuda bir doktora tezi hazırlamış olan Sina Akşin'e göre ise ayaklanma, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne muhalif kesimlerce örgütlenmiştir. Ahrar Fırkası’ndan tutunda İttihad-ı Muhammedi ve Volkan Gazetesi de bu gruba dahildi. Akşin'in dikkat çektiği bir başka nokta da ayaklanmanın örgütlenmesinde en aktif rolü medreseli softaların oynadığıdır.2
İttihat Terakki’ye göre ise ayaklanma bizzat Abdülhamid tarafından örgütlenmiştir.
Bir diğer tez Mizan Gazetesi sahibi Murat Bey'e aittir. Buna göre ayaklanma bizzat İttihatçılar tarafından hazırlanmıştır. Amaç, görünüşte gerici bir ayaklanma yaratılarak Abdülhamid'in ve istibdatın devreye sokulmasıydı. Böylece hem Abdülhamid'in tahttan indirilmesinin meşru zemini hazırlanmış olacak hem de İstanbul'a getirilecek ordu sayesinde iktidar İttihatçıların eline geçmiş olacaktı.3
Ahmet Altan'ın tezine gelince: Mizancı Murat Bey'in tezine neredeyse tamamen benzemekte. Altan romanında, İttihatçıların, II. Abdülhamid'i devirmek ve Selanik'teki Üçüncü Ordu'yu İstanbul'a getirmek için bir komplo düzenlediklerini yazıyor. Hatta İttihatçıların bu işte yalnız olmadıkları ve Almanlarla işbirliği yaptıkları belirtilmekte.4
Aslında o zamanlar İttihatçıların -özellikle Kamil Paşa'nın sadrazamlıktan alınmasından sonra- ilişkileri soğuyan İngilizlere karşı Berlin'de Ataşelik yapmakta olan Enver Bey liderliğindeki bir grup tarafından, İngilizlere rakip olan Almanlara sıcak bakması muhtemel. Ancak İttihatçıların Almanlarla böyle bir işbirliğine gitmesi çok uzak bir ihtimal. Üstelik II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde en faal rolü oynayan İttihatçıların, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra bile iktidarı tam olarak ele geçiremediklerini düşünürsek onların böyle bir organizasyona girişebilmeleri pek de mümkün görünmüyor. Tersine, 31 Mart’ta Almanya’nın değil, başka bir emperyalist ülkenin parmağı olduğuna dair pek çok göüş var.
Ayaklanmada "Yabancı Devlet Parmağı” İhtimali
31 Mart Olayı’nda İngilizlerin önemli ölçüde pay sahibi olduğuna dair önemli iddialar mevcut. II. Meşrutiyet’in ilanı, Alman yanlısı Abdülhamid rejiminin yıkılması bakımından İngiltere'de memnuniyetle karşılanmakla birlikte Meşrutiyet’in İngiliz sömürgeleri üzerindeki etkileri çekingenlik yaratmıştır. Anayasa’nın ilanından bir hafta sonra 31 Temmuz 1908'de İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey'in sarfettiği sözler hayli ilginçtir: “Eğer Türkiye Meşrutiyet’i kurar, bunu ayakları üstünde tutmayı başarır ve güçlenirse, bunun sonuçları şu an hiçbirimizin göremeyeceği noktalara ulaşacaktır. Mısır'daki etkisi müthiş olacağı gibi Hindistan'da da etkileri hissedilecektir. Eğer Türkiye şimdi bir parlamento kurar ve bu parlamento ülkeyi etkilerse, Mısır'da Anayasa ve Meşrutiyet istemleri çok güçlenecek, bizim de bunlara karşı direnme gücümüz azalacaktır.”5
Görüldüğü gibi İngiltere, Mısır ve Hindistan'daki çıkarları açısından Meşrutiyet’in güçlenmesine çok sıcak bakmamaktadır. Ayrıca Derviş Vahdeti ve Volkan Gazetesi'nin İngiliz yanlısı olmaları da 31 Mart Olayı’nda İngiliz parmağı olabileceğini kuvvetlendiren delillerdir. Birinci Dünya Savaşı’nda emperyalist ülkelerin Türkiye üzerinde oynadıkları oyunlar gözönünde bulundurulursa, İngiltere'nin böyle bir şeye kalkışması uzak bir ihtimal değil.
31 Mart’a Neden Olan İç Nedenler
31 Mart Olayı, Meşrutiyet rejimini korumak için Selanik'ten gönderilen avcı taburlarının ayaklanması ile başlamış ve bunlara en büyük desteği medreseli softalar vermiştir. Ayaklanmada en önemli rolleri oynayan bu iki kesimin durumunu incelersek olayı daha iyi kavramış oluruz.
Meşrutiyet’in ilan edildiği sıralarda asker içinde, çoğunluğunu İttihatçıların oluşturduğu “mektepliler” ile eski sisteme göre yetişmiş “alaylılar” arasında bir çatışma mevcuttu. Modern bir ordu yaratmak isteyen İttihatçılar, alaylı sisteme karşı, Harp Okullarında yetişmiş ve askerlikte uzman kadrolardan oluşmuş bir ordu yaratmak istiyorlardı. İttihatçı subaylar artık alaylılığın sona erdiğini bildiriyorlardı. Bu durum özellikle onbaşı, çavuş gibi eski sisteme göre yükselmeye başlamış kesimde İttihatçı subaylara karşı bir düşmanlığa sebep olmuştur. Alaylı kesim o zamanki ordunun yaklaşık 2/3'ünü teşkil ediyordu. Bunun yanı sıra dönemin en güçlü kara ordusu olan Alman ordusuna karşı büyük bir hayranlık duyan İttihatçı subaylar, ordudaki disiplin sorununa çare aramaya başladılar. Onlara göre ordudaki disiplinsizliğin en önemli sebebi, ibadet bahanesiyle talimden kaçmaktı. İttihatçıların, ibadet bahanesiyle talimden kaçan askerlere karşı gösterdiği sert tavır, askeri din propagandasına açık hale getirmişti. Asker için şeriat adına ayaklanmanın meşru zemini oluşmuştu.
Ayaklanmanın hazırlanmasında en faal rolü oynayan softaların durumuna göz atacak olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkar: Medrese öğrencisi olan softalar, mezun olduktan sonra İlmiye sınıfına dahil oldukları için askerlikten muaftılar. Medrese öğrenciliğinin getirdiği bu avantajı kullanmak isteyen, özellikle Anadolulu gençler, askerlikten kaçmak için medrese öğrencisi oluyorlardı. Anadolu'daki nüfusun yaklaşık 1/3'üne tekabül eden bu kesim, ordunun asker potansiyeli açısından büyük bir kayıptı. İttihatçılar bu kesimi de askerliğe katabilmek için farklı bir yol denediler. Buna göre softalar basit bir okuma-yazma sınavına tabi tutulacak ve belli bir seviyenin altında kalanlar silah altına alınacaktı. Bu durum softaların aşırı tepkisine sebep oldu. İttihat Terakki ve Meşrutiyet karşıtı mitingler ve gösterilerde bulunan softalar, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nin açılışına başlarında Said-i Nursi olduğu halde gelmişler ve 31 Mart Olayı’nda tayin edici bir rol oynamışlardır.
Ayaklanmada Ulema’nın oynadığı rolü açıklamak için Sina Akşin'in birkaç cümlesi yeterli olacaktır: “Ulema zümresi 31 Mart Olay’ına adamakıllı bulaştı. Bir kere ayaklanma şeriat adına oldu: tek başına bu durum Ulema’yı ayaklanmada söz sahibi kılmaya yetiyordu. Hükümet, ayaklanmayı bastıracağı yerde Şeyhülislamdan, Fetva Emini’nden yani ulemadan ayaklanmanın yatıştırılmasını istedi. 31 Martçıların isteklerini Mebusan Meclisi’ne sunanlar da yine Ulema oldu.” 6
Bütün bunların yanısıra Derviş Vahdeti ve Volkan Gazetesi’nin ve yine Vahdeti'nin önderliğinde kurulan İttihad-ı Muhammedi örgütünün tüm gerici güçleri etrafında toplayarak ayaklanmanın hazırlanmasında çok önemli bir rol oymadığını da belirtmek gerekir. Vahdeti, 16 Mart günü, İttihad-ı Muhammedi Fırkası’nın tüzüğünü yayınladı. Fırka’nın sözcülüğünü Volkan gazetesi yapıyordu. Vahdeti, Volkan gazetesi aracılığıyla yabancı ülke kanunlarının uygulanmaması ve yeniden şeriat düzenine dönülmesi yönünde etkili bir propagandaya başlamıştı. Volkan’ın dinci yönü softaları onun yanına kolayca çekmişti. 3 Nisan günü Ayasofya Camii’nde bir araya gelen binlerce kişi İttihad-ı Muhammedi'nin kuruluşunu coşku içinde kutluyordu. Softalar da başlarında Said-i Nursi olarak orda hazır bulundular.
Softalarla başlayan kıpırdanmalar, durumdan rahatsız olan alaylı askerleri de gericilerin yanına itmişti. Serbesti Gazetesi başyazarı Hasan Fehmi'nin Galata köprüsünde öldürülmesi ayaklanmanın ateşleyicisi oldu. Hasan Fehmi, İttihat ve Terakki’ye muhalif olmakla beraber gerici değildi. Hasan Fehmi'nin öldürülmesine karşı kayıtsız kalan ve iddiaları inkar etmeyen İttihat ve Terakki, cinayetin suçlusu olarak görüldü. Bu olayı etkili bir şekilde kullanan Volkan gazetesi, İttihat ve Terakki Cemiyeti aleyhine etkili bir propagandaya başladı.
Ve İsyan Başlıyor
13 Nisan gecesi (Rumi 31 Mart) ayaklanma başladı. Ayaklanmanın öncülüğünü Selanik'ten getirilip Taşkışla'ya yerleştirilen Dördüncü Avcı Taburu yapmaktaydı. Hamdi Yaşar Çavuş, bölük yazıcısı Mehmet, tüfekçi ustası Arif gibi kişiler ayaklanmanın önderiydiler. Olaylar sırasında Harbiye Nazırı Ali Rıza Paşa’ya benzetilen Adliye Nazırı Nazım Paşa ve Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’e benzetilen Emir Arslan Bey ile birlikte birçok mektepli subay öldürüldü. Olayı haber alan Selanik'teki İttihatçılar, Üçüncü Ordu birlikleri ile İstanbul'a yürümek için hazırlanmaya başladılar. Bu birliklere Edirne'den İkinci Ordu birlikleri de katılacaktı. Ayrıca Selanik'ten gönüllü siviller de bu orduya katıldı. Ordunun başına Selanik Redif Tümeni Komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa, kurmay başkanlığına da Önyüzbaşı Mustafa Kemal (Atatürk) getirilmişti. Ordunun adı Mustafa Kemal'in önerisiyle “Hareket Ordusu” olarak belirlendi. 15 Nisan günü yola çıkan ordu, 19 Nisan’da Ayestefanos (Yeşilköy) istasyonuna vardı. Bir gün sonra Hüseyin Hüsnü Paşa komutasındaki ordu Hadımköy'e geldi. İttihat Terakki Genel Merkezi’nin Hareket Ordusu kumandanlığına yeni atadığı Mahmut Şevket Paşa, 22 Nisan gecesi yedi tren dolusu askerle Ayestefanos'a geldi.
Hareket Ordusu 24 Nisan 1909 günü İstanbul'a girdi. Öncü birliklerin başında Binbaşı Enver Bey, Ali Fethi (Okyar) Bey, Kazım (Karabekir) Bey, İsmail Hakkı Bey, Muhtar Bey, İsmet (İnönü) Bey gibi genç subaylar bulunuyordu. Hareket Ordusu 26 Nisan'da duruma egemen oldu, 27 Nisan'da Abdülhamid tahttan indirildi. Yerine, Veliaht Reşat Efendi, Padişah ilan edildi. İsyanın bastırılmasından sonra askeri mahkemelerde yargılamalar bir ay kadar sürdü. Derviş Vahdeti idam edilenler arasındaydı.
Hal böyle olunca olay, Ahmet Altan'ın öne sürdüğü gibi İttihatçıların iktidarı ele geçirmek için düzenledikleri bir komplo olmaktan çıkıyor. Olayın özü şu ki II. Meşrutiyet, başını Osmanlı ordusundaki subayların çektiği, Rumeli ve Anadolu'da geniş halk kesimlerinin de desteklediği bir burjuva devrimidir. Bazı eksiklikleri bulunmakla beraber II. Meşrutiyet, Abdülhamid istibdadını yıkarak yerine Kanun-i Esasi'yi getirmiş ve Osmanlı tarihinde ilk kez anayasal rejime geçilmiştir. 31 Mart Olayı ise yeni rejimden rahatsız olan ve Meşrutiyetle birlikte çıkarları zedelenen kesimlerin şeriat sloganları atarak çıkardıkları düzen karşıtı bir isyandır. Ayaklanmanın dinsel yönü, hem isyanın kolaylıkla başlaması hem de olaya müdahale etmede güçlük çekilmesinde kendini gösterir. Çünkü din adına yapılacak bir propaganda sonucu çok kısa bir sürede çok sayıda taraftar bulmak mümkündür. Aynı zamanda din adına yapılan hareketlere müdahale etmek ve engellemek de bir o kadar güçtür. Ayrıca ayaklanma esnasında Abdülhamid'in kararsız tavrı da belirleyici olmuştur. Şayet Abdülhamid tahtı kaybetme korkusuyla çekimser davranmayıp tavrını açıkça belli etseydi vaziyet çok farklı bir hal alabilirdi. İttihatçıların böyle bir riske girmeleri de oldukça uzak bir ihtimal.
Türkiye’de Şeriat Tehdidi Yok Mu?
Ahmet Altan'ın ilginç iddialarından biri de 31 Mart Olayı’nın bir mürteci isyanı olmadığı, iki karşıt askeri grup arasında cereyan eden bir hadise olduğudur. Altan'a göre 31 Mart Olayı’nı yanlış öğreten zihniyet, Türkiye'de insanların yaklaşık yüz yıldır “şeriat korkusuyla” yaşamalarına neden olduğudur. “Bir yüzyıl boyunca, karanlık hatırasıyla bütün bir ulusu, hep bir “din ayaklanması” korkusuyla titretecek olan bu tuhaf isyan, havada uçan askerlerle sona ermişti.” 7 Ona göre Türkiye'de hiçbir zaman şeriat tehlikesi olmadı. Kendini “İkinci cumhuriyetçi” olarak tanımlayan Altan, Türkiye'deki şeriatçı tehlikeyi bir türlü göremiyor veyahut görmek işine gelmiyor.
Bu bölümde Türkiye'de şeriat tehlikesinin olup olmadığına değinmek oldukça faydalı olacaktır. Osmanlı Devleti'nin yenileşmeye başladığı dönemlerden itibaren, özellikle ulemanın başını çektiği şer güçler, askerleri de kullanarak “şeriat isteriz” naralarıyla mevcut düzene karşı muhalefet etmiş, çoğu zaman bu güçlerin çıkardıkları isyanlar kimi Padişahların ve üst düzey devlet görevlilerinin ölümüne neden olmuştur. Örneğin II. Meşrutiyet 'e karşı çıkarılan 31 Mart ayaklanması, Kurtuluş Savaşında Kuvva-i Milliye'ye karşı oluşturulan Hilafet Ordusu, Cumhuriyet Devrimi sırasında meydana gelen Menemen Olayı gibi hadiseler, Türkiye'de gericiliğin her zaman bir siyasi sorun olduğunu göstermektedir.
Altan'ın romanında göze çarpan önemli bir nokta daha var. Ahmet Altan, 31 Mart Olayı’nın tartışıldığı Siyaset Meydanı yazýlýmında da bu iddialarını dile getirmişti. Ona göre ordunun siyasete müdahale etmesinin referansı 31 Mart Olayı idi. Ve ordu bunu yaparken “şeriat tehlikesine karşı mevcut düzeni korumak” düşüncesini kılıf olarak kullanıyor. İşte tam da burada Ahmet Altan 31 Mart Olayı’ndan günümüze bir göndermede bulunuyor ve 28 Şubat sürecini ve bu sürecin baş aktörleri olan askerleri hedef alıyor. Altan'a göre Türkiye'de şeriat tehdidi olmadığı için ordu, siyasete müdahale etmek için yine bu kılıfı kullanıyordu. Altan'ın iddialarını komik bulmakla beraber, 28 Şubat’ı ve öncesini kısaca hatırlayalım.
28 Şubat’a Giden Yol
Cumhuriyet Devrimi ile birlikte feodal bir yapıda bulunan Osmanlı devleti yıkılmış, yapılan yeniliklerle feodal kurum ve onun ideolojisi bertaraf edilmişti. Mutlak Monarşik bir rejime karşı laik Cumhuriyet rejimini Türk toplumuna kazandıran Atatürk, gericiliğe karşı etkili bir mücadeleye girişmişti. Ancak Cumhuriyet Devrimi’nin bu mücadelede tam olarak başarı gösterdiği söylenemez. İrticanın geleneksel tabanı olan kırsal bölgelerde devrimci politikalar tam olarak uygulanamamış, feodal kalıntılar ekonomik anlamda tamamen tasfiye edilememişti. Köy Enstitüleri’yle başlatılan mücadele, özellikle Demokrat Parti ile temsil olanağı bulan egemen güçler tarafından yenilgiye uğratılmıştı. Ancak gericiliğin bir siyasi güç olarak 1950'lerde yeniden ortaya çıkması sadece iç dinamiklerle alakalı değildir. Türkiye'yi sömürgeleştirme süreci dahilinde, Amerikan emperyalizminin gericiliği büyütme politikalarının bir sonucu olarak, gericilik hızla yükselen güç haline getirilmiştir. Yeşil Kuşak Projesi ve Ilımlı İslam politikaları sonucu irtica, emperyalist güçler tarafından öne çıkarılmıştır. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri ile irtica artık devlete rağmen değil, devlete hakim olan sağcı hükümetler eliyle büyütülmüştür. Özellikle 12 Eylül darbesiyle açılan yüzlerce imam hatip lisesi, irticai güçlere militan yetiştirirken bir yandan da bu güçlerin bürokrasiyi işgaline olanak tanımıştır. Dışa bağımlılığın ekonomik ve toplumsal alanda yarattığı olumsuz durum,solun ezilmesiyle toplumun içine düştüğü çıkmaz, “adil düzen” söylemiyle öne sürülen irticanın alternatif bir düzen haline gelmesine neden olmuştur. 1991 ve 1994 seçimlerinde yıldızı parlamaya başlayan Refah Partisi, aldığı dış destek, yeşil sermaye sonucu oluşan aşırı parasal güç, imam hatiplerde örgütlenen genç bir kuşak ve sağlam bir şeriatçı parti ile pek de sürpriz olmayan bir şekilde 1995 seçimlerinde birinci parti çıktı. Asıl şeriat tehlikesi de bundan sonra başladı. Şer güçler ilk defa iktidar olanağına sahip olmuştu. 8
İşte böyle bir ortamda, Türkiye önemli bir dönüm noktasındayken ilerici güçlerin mevcut duruma bir şekilde müdahale etmesi gerekiyordu. Halk adına, sivil toplum örgütleri çeşitli eylemlerle seslerini yükseltmeye başlamışlardı. ADD ve ÇYDD tarafından başlatılan mücadele giderek yaygınlaşıyordu. Ancak bu güçler mücadeleyi başarıya taşıyacak örgütlülükten yoksundu. İrticanın karşısındaki en örgütlü güç olan TSK da tamamen anayasal bir kurum olan MGK da gerekli müdahaleyi yapmıştır. Esas görevi, devletin temel özelliklerini korumak olan TSK, MGK aracılığıyla üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. TSK bunu yaparken de siyasete müdahale etmek zorundaydı. Ancak bu şekilde gericiliğin önüne set çekilmiş ve yeniden cumhuriyetten, laiklikten, demokrasiden yana kesim güçlenmeye başlamıştır. Şunu da belirtmeliyiz ki 28 Şubat müdahalesi de kararları uygulayacak ilerici bir hükümet bulamadığı için tam olarak başarıya ulaşamamıştır. 28 Şubat’ın başarıya ulaşması da ancak halk güçlerinin ülke genelinde yeniden hakim olmasıyla mümkün olabilir.
Demek ki 31 Mart Olayı, Ahmet Altan'ın öne sürdüğü gibi İttihatçıların düzenledikleri bir komplo değilmiş; tamamen Meşrutiyet aleyhine karşı düzenlenmiş gerici bir ayaklanmaymış. Ve 28 Şubat müdahalesi, “şeriat tehdidi var” bahanesiyle değil, gerçekten böyle bir tehdit olduğu için TSK'nın haklı ve tamamen anayasal yollarla yaptığı, toplumun biraz nefes almasını sağlayan, laik ve demokratik cumhuriyetten yana bir müdahaleymiş.
Holdinglerin Resmi Yazarından “Gayri” Resmi Tarih
Tabii Altan'ın bunu görmemesi gayet doğal. Holding medyasının “parlak” çocuğu Ahmet Altan’ın “Gayri resmi tarih” yazdığını iddia etse de ne kadar “gayri” resmi olabileceği de ortada. İsmi Sibel Can, Hülya Avşar gibi reklam panolarından inmeyen ve yazdığı her kitabı holding medyası tarafından allanıp pullanarak pohpohlanan bir yazar ne kadar “gayri” resmi olabilir ki? Olsa olsa holdinglerin “resmi” yazarı olabilir. Peki, Altan’ın “gayri” resmi dediği tarih anlayışı nedir? Tek bir kıstas vardır Altan için: Mustafa Kemal’e karşı çıkmak ve tarihi gerçekleri çarpıtarak Mustafa Kemal’i karalamaya çalışmak. Ekonomik geleceği emperyalist sermayenin sözcüsü ve temsilcisi olmaktan geçen büyük-komprador sermayenin tarihin ilk anti-emperyalist Ulusal Kurtuluş mücadelesinin önderi Atatürk’ün bağımsızlıkçı ve devletçi yönünü saklama gayretni anlayabiliyoruz. Ahmet Altan işte bu gayretin “resmi” yazarıdır. Milyarlar harcanarak gerçekleştirilen tanıtım kampanyalarından anladığımız kadarıyla da bu “resmi”liğinin karşılığını da yeteri kadar almaktadır.
Paranoya Ürünü Komplo Teorileri
Türk siyasetinde son dönemde komplo teorilerinin çok revaçta olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin en sağından en soluna çeşitli “paranoyak” siyasetçileri hiçbir belgeye dayanmadan ve bilimselliği önemsemeden komplo teorileri kuruyorlar. Türk insanına hiçbir gelecek vaat emedeyen bu siyasetçiler “paranoyaklık”larını kustukları komplo teorileriyle en azından gündemde kalmaya çalışıyorlar.
Ahmet Altan’ın “gayri” resmi olduğunu iddia ettiği tarih tezi de komplo teorilerinden ibaret. Burada şu soru da akla geliyor: Tarih, sadece komplolardan mı ibarettir? Ya da tarihi komplo teorileriyle açıklayabilir miyiz? “Resmi” tarih tezine karşı çıkan Ahmet Altan’ın oluşturduğu tez tamamen komplolardan ibaret, hiçbir tarihi gerçekliğe dayanmayan,hayal ürünü bir tez. Tarihi olayları, içinde geçtiği zamanın şartlarına göre ve belgelere, kaynaklara göre incelenir. Ahmet Altan, tezini sunarken zamanın şartlarını gözardı ettiği gibi hiçbir belgeyi de kaynak olarak göstermiyor. Çünkü kaynaklar, Altan'ın söylediğinin tam tersini söylüyor.
Sadece bununla da kalmayan Altan, kendi “ikinci cumhuriyetçi” fikirlerini kabul ettirmek için tarihi çarpıtmaktan kaçınmamaktadır. “Bana iki televizyon verin, halkı herşeye inandırayım” diyen Altan, sanki yaptığı bu değilmiş gibi bir de kendini ezilmiş olarak göstermektedir. Atatürkçü, ilerici, laik fikirler medyada çok az yer bulurken, bir kısım medya kuruluşunu arkasına alan Ahmet Altan, kendi fikirlerini halka empoze etmeye çalışıyor. Bu bir kısım medya kuruluşu da artık küreselleşen dünyada ulus devletlere yer olmadığı fikrinde oldukları için “Türkiye Batı’yla birleşsin, Mustafa Kemal unutulsun, ılımlı İslam olarak adlandırılan şeriatın önü açılsın” diyen Ahmet Altan gibi şahıslara geniş yer vererek, bu fikirlerin gündeme oturmasına yardımcı oluyorlar. Ahmet Altan da arkasına aldığı medya kuruluşu ve patronlarla emperyalizmin ve gericiliğin çıkarlarına hizmet etmektedir.
Romanının bir kısmında, bir tarikat şeyhi olan Yusuf Efendi ile İttihatçı bir subay olan Ragıp Bey arasında geçen bir konuşmada, Yusuf Efendi'nin Ragıp Bey’e söylediği birkaç söz oldukça düşündürücüdür: “Askeri dine düşman etmeyin... Din bir cemiyetin, hiç unutmayın, ahlakı ve vicdanıdır, dinini kaybeden bir cemiyet, ahlakını ve vicdanını da kaybeder... Hele ki dine düşman bir ordu yaratırsanız, bu cemiyetin istikbalini karartırsınız, halkın dinine, imanına, hocasına dokunmayın...” 9 İşte bu cümlelerle Ahmet Altan pervasızca “Askeri dine karşı olmakla” suçlamaktadır. Ve bu cümleler Ahmet Altan’ın gerçek niyetini gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
rx3004 Çevrimdışı  
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap Yaz

Etiketler
mart, ayaklanmasi


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Allah'ım Mart Gelsin malatyalı_onur Komik Resimler 1 28-11-2007 11:32
Akademik Bilişim 08, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde Gerçekleşecek malatyalı_onur Teknoloji & BiLim 0 18-11-2007 21:22
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi - Üniversite Tanıtımları cüneyt Üniversite 0 03-09-2007 11:43


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:18 .

eXTReMe Tracker




Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
THE SECURITY SYSTEM CBACK.de ACTIVE

TOPlist Rambler's Top100


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283