Her Telden Diğer Konular kategorisinde ve Tiyatro,Edebiyat,Sanat forumunda, bulunan Arthur Rimbaud Şiirleri konusunu görüntülemektesiniz. Jean Nicholas Arthur Rimbaud (20 Ekim 1854 – 10 Kasım 1891) Akşam Duası Sapı eğri bir pipo gibi, ağza kurulmuş, ...
|
|||||||
|
Kayıt | SSS | Üye Listesi | Takvim | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
#1 (permalink) | |
|
Jean Nicholas Arthur Rimbaud (20 Ekim 1854 – 10 Kasım 1891) Akşam Duası Sapı eğri bir pipo gibi, ağza kurulmuş, Ya da bir Melek gibi berberin ellerinde, Yaşayıp gidiyorum işte öyle oturmuş Bardaklar arasında, duman yelkenlerinde. Tatlı yaralar açar içimde binlerce düş Sıcak dışkılar gibi boş bir güvercinlikte; Bakarım ki yaramın kabukları soyulmuş, Kanıyor yüreğim altın sıvıyla birlikte. Sonra, bütün düşleri yalayıp yuttuğum an, İndirince mideye otuz kırk bardak birayı, Bir boşalma gereği sıkıştırır o zaman. Lübnan selvilerinin Tanrısı gibi tatlı, Sidiğini göklere, yükseklere attıran Ben kulunuzu bağışlayın siğilotları! Asılmışların Balosu Yüzleri buruşuk, küçük, kara kulakları Çekmiş sayın Belzebuth bir iple gökyüzüne Oynuyorlar şakırdadıkça kunduraları Tutulmuşlar bir Noel ezgisinin hüznüne. Kara orglar gibi ince, uzun kollarını Bak şimdi kucaklıyor çarpık, küçük kuklalar Bir zamanlar aksoylu hanımların sıktığı Bilekleri iğrenç bir aşkla dokunmadalar. Hoyda! şen oyuncular, artık düşünmeyen baş! Takla atılabilir sehpalar öyle uzun! Hop! Bilinmesin artık bu ya da dans ya da savaş! Gıcırdarken kemanı kudurmuş Belzebuth'un. Ey bundan sonra sandal giymeyecek ayaklar! Hepsi derilerinden gömleklerini sıyırmış: Ama böyle çok daha memnun görünüyorlar Başları üstüne kar beyaz bir şapka örmüş. Titriyor bir tutam et arık çenelerinde Çatlak kafalarına sorguç yapmış kargalar: Çarpıp karton zırhlara gözüpekler, yiğitler Ölü karanlıklarda sanki dolanıyorlar. Esiyor balosuna iskeletlerin poyraz! Darağacı inliyor demirden bir org gibi Koşuyor ormanlarında aç kurtlar avaz avaz: Gökyüzü andırıyor kızıl bir cehennemi. Hoyda, beni de alın yaslı kabadayılar Kırık parmaklarından geçen sessizce, bir bir Bir aşk tesbihi solgun omuriliklerinde: Bura manastır değil, ölüler ülkesidir. Oh! işte ortasında ölüler dansının bak Sıçrıyor çılgın bir iskelet gökyüzünde Sürüklenmiş boşluğa, at gibi şahlanarak Sanki katı ipi boynunda duruyor yine. Çatlayan uyluğunda büzmüş on parmağını Dalgacı gülüşlere benzeyen çığlıklarla Ve bir soytarı gibi barınağa girip Sıçrıyor kemiklerin şarkılı balosunda. Balıkçıl darağacında Selahattin'in ölüleri Dansediyor, dansediyor Şeytan'ın şövalyeleri. Çalınmış Yürek Üzgün yüreğim akıyor gemiye, Bir gevişlik tütün salyası gibi; Çorba artıkları yüzümde, niye? Üzgün yüreğim akıyor gemiye; Ya bu kaba saba sözler ne diye? Adamların bu zevzek gülüşleri? Üzgün yüreğim akıyor gemiye Bir gevişlik tütün salyası gibi. Hep belden aşağı edepsiz laflar Onu nasıl baştan çıkardı, bakın! Dümende de o biçim resimler var, Sevişmeler, kalkmış cinsel organlar... Siz ey beni büyüleyen dalgalar, Alın kirli yüreğimi, arıtın Hep belden aşağı edepsiz laflar O'nu nasıl baştan çıkardı, bakın! Tütünün posası çıktı çıkacak Ey çalınmış yürek n'eyleyeceğim? Ayyaş hıçkırıkları başlayacak, Tütünün posası çıktı çıkacak; Midem boşalıp boşalıp dolacak, Ben ki, yenmiş yutulmuşsa yüreğim, - Tütünün posası çıktı çıkacak - Ey çalınmış yürek n'eyleyeceğim? Çapkın Kız Kahverengi bir salon, cila ve meyva kokan, Kurulmuş koca iskemleye tıkınıyordum, Bir Belçika yemeği, buyursun canı çeken, Yeter ki karnım doysun, aldırmayıp yiyordum, Rahattım - oh ne güzel çalar saatin sesi- Derken, mutfak açıldı, sürünmüş, sürmelenmiş, Kılık kıyafetine ise biraz boş vermiş, Yanaştı cilvelenip aşevi hizmetçisi. İstediği tatlı bir öpücüktü sanırım Belçikalı kızları bakışından tanırım, Fazla çatal kaşıkları masadan topladı, Dudak büktü gülerek çocuk bir yüzle bana: Bastırıp parmağını şeftali yanağına, "Buramı üşütmüşüm, dokun anlarsın" dedi. Çengi midir? Çengi midir, nedir?... İlk mavisinde sabahın Düşer mi ölü çiçekler gibi darmadağın... Duruyor önünde, ışığa gömülmüş kentin Soluduğu aydınlık, görkemli düzlüklerin! Her şey güzel! çok güzel! güzel olması gerek -Balıkçı kız ve şarkısı için böylesi gerek, Böylesi gerek çünkü hala inanıyorlar, Denizde gece törenleri var sanıyorlar! Duyum Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara. Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların Yıkasın, bırakacağım başımı rüzgara. Ne bir şey düşünecek, ne laf edeceğim; Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi; Göçebeler gibi uzaklara gideceğim; Mes'ut, sanki yanımda bir kadın varmış gibi. En Yüksek Kulenin Türküsü Sevdalar çağı dönsün Dönsün geri gelsin Ah nasıl dayandım nasıl da Unutamam artık dünyada, Nice korkular kaygılardı Uçup gitti göklere. Bir belalı susuzluk Karartıyor damarlarımı. Sevdalar çağı dönsün Dönsün geri gelsin. Bir çayır gibi tıpkı Unutulmuş bir kıyıda, Karamukların, gülüklerin Boyatıp çiçek açtığı, O yabanıl uğultusunda Korkunç pis sineklerin. Sevdalar çağı dönsün, Dönsün geri gelsin. Gönlümce Bir Kış - o kıza - Küçük, pembe, mavi yastıklı kompartımanda Yola çıkacağız bu kış. Çılgın öpücükler yuvalanacak her yanda İkimiz rahat, başıboş Akşamın gölgeleri sarkınca pencereden, O kurtların yüzünü, Ve o kara şeytanları görmemek için, sen Yumacaksın gözünü. Yanağın kaşınacak. N'oldu, böcek mi sokmuş? Yoo.. çılgın bir örümcek gibi küçük bir öpüş Ensende geziniyor... Eğip boynunu bana: "haydi ara" diyorsun, - Bu gezgin örümceği aramak, biliyorsun Tatlı zamanı yiyor. Kuytuda Uyuyan Asker Yeşil bir kuytudaki gümüş ot kümesine Takılmış deli gibi, şarkı söylüyor ırmak Şavkıyor, ışık köpüren koyağın sesine Vermiş kendini güneş, şavkıyor dağlardan bak. Genç bir asker, ağzı açık, başı çıplak, dalgın, Boynunu serin, mavi tereotuna salmış, Işığın yağdığı yeşil yatağında, solgun, Otlarda, bulutun altında uyuyup kalmış. Ayakları otlarda, sayrı bir çocuk gibi Uzanmış ve uyuyor, deliksiz bir uyku bu Üşüyor, Doğa onu sıcak kollarınla sar. Artık hoş kokulara bile yabancı işte; Ellerini göğsüne kavuşturmuş, güneşte Uyuyor. Sağ yanında iki kızıl delik var. Sesliler A kara, E beyaz, I kırmız, U yeşil, O mavi, Sesliler, nasıl doğdunuz onu da söylerim bir gün; A, pisliklerde vızıldayan kara sineklerin Parlak sineklerin siyah kadife korsesi Ve loş koylar; E saflığı buğuların, çadırların, Buz kargıları, ak eceler, çiçek ürperişleri, I erguvanlar, tükürülmüş kan ve gülüşleri Öfke ve esriklikler içinde, güzel dudakların; Çevrimler, denizlerin yeşil titreşimleri U Otlakların, kırışıkların barış soluğu Simya bilge alınlara adını kazır senin; O, garip çığlıklarla dolu yüce borazan, Geçen sessizlik dünyalar, melekler arasından: Ey Omega, menekşe ışığı gözlerin! Tartuf'un Yazgısı Sırtında kara cübbe, bir elinde eldiven, Dişsiz, salyalı ağzında dualar, pek tatlı, Ve yüreği avcunda, mutlu mu mutlu, Ermiş Tartufe, bir gün, başını alıp giderken, Usul usul yürürken, "Tövbe" -Haytanın biri, Sofu kulaklarından sıkıca yakalayıp, Bütün kötü sözleri yüzüne sövüp sayıp Yırttı ıslak tenine alışkın giysisini. Şeytan işi!.. Ermişin kıçı bağrı açıldı, Ne sırtında cübbesi, ne de tesbihi kaldı, Beti benzi kül gibi, sararıp soldu, şaşkın. Yakardı, bağışına sığındı Tanrısının. Ama ne çare, Hayta son çaputu alınca, Kutsal Tartufe, çısçıplak, döndü Adem Babaya! Alıntı:
|
||
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| arthur rimbaud iirleri |
Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) |
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|