Her Telden Diğer Konular kategorisinde ve Tiyatro,Edebiyat,Sanat forumunda, bulunan Konstantin Kavafis Şiirleri konusunu görüntülemektesiniz. Yunan şairi. Şiirleri doğu Akdeniz kültürünü yansıtır. Yapıtları iki ana bölümde ele alınabilir, birincisi gençlik dönemine ait anılarını anlattıkları, ve ...
|
|||||||
|
Kayıt | SSS | Üye Listesi | Takvim | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
#1 (permalink) |
|
Duvarlar
Aldırmadan, acımadan, utanmadan Kocaman, yüksek duvarlar ördüler dört yanıma. İşte oturuyorum umutsuz Bu yazgı kemiriyor beynimi, başka şey yok aklımda; Yapacak neler vardı dışarda. Ah, duvarları örerken nasıl görmedim onları? Ne sesini duydum örücülerin, ne gürültüsünü. Çıt çıkarmadan kapamışlar bana dünya kapılarını 1903 Günleri Bir daha bulamadım onları - çabuk yitirilen şeyler... Şiirli gözler, solgun yüz... yolun alacakaranlığında... Bir daha bulamadım onları - rasgele kazanılan şeyler, kolayca bıraktıklarım; sonra peşinden koştuğum, acılar içinde. Şiirli gözler, solgun yüz, bir daha bulamadım o dudakları. Anlamları İlk gençliğimin yılları, cinsel yaşamım nasıl açık şimdi anlamları. Ne gereksiz yerinmelermiş onlar, nasıl boş... Ama bilmiyordum ki o zamanlar. Düşkün yaşamında ilk gençliğimin, ta derinlerde şiir yapısı biçimleniyordu sanat alanım çiziliyordu aslında. İşte, bu yüzden dengesizdi yerinmeler bile. Kendimi yenmek için verdiğim kararlar, değişmek iki hafta dayanıyordu olsa olsa. Aynı Kentte Dedin, "Bir başka ülkeye, bir başka denize gideceğim. Bundan daha iyi bir başka kent bulunur elbet. Yazgıdır yakama yapışır neye kalkışsam; ve yüreğim gömülü bir ceset sanki. Aklım daha nice kalacak bu ülkede. Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma, yıllarımı kıydığım boşa harcadığım." Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın. Bu kent peşini bırakmayacak. Aynı sokaklarda dolaşacaksın. Aynı mahallede yaşayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına. Bu kenttir gidip gideceğin yer. Bir başkasını umma -- Bir gemi yok, bir yol yok sana. Değil mi ki hayatını kıydın burada. bu küçük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada. Başlangıçları Tadına duymuşlar sapkın, tensel eğlencelerin. Doğruluyorlar şilteden ve konuşmadan çabucak giyiniyorlar. Sırayla çıkıyorlar evden, gizlice, kuşkudalar; hallerinden anlaşılacak az önce nasıl bir yatakta yuvarlandıkları. Ama nasıl kurulur ki bir sanatçının yaşamı? Yarın, öbür gün, yıllar sonra bestelenecek başlangıçları burda olan canlı satırları Elden Geldiğince Dilediğin gibi değilse yaşamın, hiç olmazsa çalış elden geldiğince: kirletme onu kalabalığında yeryüzünün, koşuşturmalarla, konuşmalarla. Kirletme yanına alıp sürükleyerek, sunarak ilişkilerin toplantıların günlük bayağılığına, yaşamak yabancı, ağır bir yük oluncaya. Okumaya Gelmişti Okumaya gelmişti. Önünde açık kitaplar, tarihçiler, şairler. On dakika zor dayandı, sonra bıraktı okumayı. Şimdi uyukluyor sofada. Kitaplara verdi kendini-- ama yirmi üç yaşında ve çok yakışıklı ve bu ikindi geçti Eros kusursuz teninden, dudaklarından. Safi güzellik olan teninden geçti erotik bir sıcaklık saçma bir utanç duymadan zevkin aldığı biçemden... Yaşlı Bir Adam Gürültülü kahvenin içerlek odasında yaşlı bir adam, masada iki büklüm; önünde bir gazete, yapayalnız. Sefil yaşlılığın ezikliği içinde düşünüyor, ne kadar az çıkardı hayatın tadını güçlü olduğu yıllar, yakışıklı, Biliyor, nasıl yaşlandı; farkında, görüyor her şeyi, ama gençlik yılları daha dün gibi geliyor ona. Hayat ne kadar kısa, ne kadar! Düşünüyor, Bilgelik denen şey nasıl da aldattı onu; nasıl hep güvendi -- ne çılgınlık!-- "Yarın, bol bol zamanın var" diyen o yalancıya. Dizginlediği coşkular geliyor aklına; gözden çıkardığı onca sevinç. Yitip gitmiş her fırsat Şimdi alay ediyor kafasız sağgörüsüyle ... Bunca düşünce, bunca anımsayış başını döndürüyor yaşlı adamın. Ve gidiyor gözleri kahvenin masasında iki büklüm. Limanda Yirmi sekizinde, genç bir adam, Emis koku satıcısı olma sevdasıyla Suriye'nin bu küçük limanına geldi bir Tinos teknesinde. Ama yolda hasta düşmüştü; karaya çıkar çıkmaz öldü. Ucuzundan bir törenle buraya gömdüler onu. Ölmeden birkaç saat önce, "memleket", "büyükler... yaşlı... çok" gibi sözler sayıkladı. Ama kimsenin tanıdığı yoktu onları, ne de ülkesi belliydi koca panhelen dünyasında. Böylesi daha iyi. Ölüsü yatarken bu küçücük limanda, büyükleri sanacak hep, o yaşamakta. İkindi Güneşi Bu oda - ne kadar iyi bildiğim bir yer burası. Şimdi bu da, bitişik oda da işyeri olarak kiralanmış. Acentelerin, tüccarların, şirketlerin yazıhanesi olmuş bütün ev. Ah, ne kadar bildik bir yer bu oda. Bir divan vardı kapının yanında, onun önünde bir Türk seccadesi; hemen yanında, üzerinde iki sarı vazo duran raf. Sağda, hayır, karşıda, aynalı bir dolap. Ortada yazı yazdığı masa ve üç büyük iskemle. Pencerenin yanında yatak dururdu, üzerinde kaçkez seviştiğimiz. Hala buralarda olmalı bütün o zavallı eşya: Pencerenin yanında yatak dururdu, yarısı ikindi güneşiyle aydınlanan. ...Bir ikindi saat dörtte ayrıldık yalnız bir haftalığına..Ah, ah, bir türlü sona ermedi o hafta. İthaka İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman, dile ki uzun sürsün yolculuğun, serüven dolu, bilgi dolu olsun. Ne lestrigonlardan kork, ne kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon'dan. Bunların hiçbiri çıkmaz karşına, düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu ince bir heyecan sarmışsa eğer. Ne Lestrigonlara rastlarsın, ne Kikloplara, ne azgın Poseidon'a, onları sen kendi ruhunda taşımadıkça, kendi ruhun onları dikmedikçe karşına. Dile ki uzun sürsün yolun. Nice yaz sabahları olsun, eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin! Durup Fenike'nin çarşılarında eşi benzeri olmayan mallar al, sedefle mercan, abanozla kehribar, ve her türlü başdöndürücü kokular; bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar; nice Mısır şehirlerine uğra, ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden. Hiç aklından çıkarma İthaka'yı. Oraya varmak senin başlıca yazgın. Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın. Varsın yıllarca sürsün, daha iyi; sonundakocamış biri olarak demir at adana, yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin, İthaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan. Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka. O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın. Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka. Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini. Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki, Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini İthakaların. Uzak Bu anıyı anlatmak isterdim... ama nasıl solgun... hiç bir şey kalmamış gibi- çünkü uzaklarda gömülü, ilk gençliğim yıllarında. Yaseminden gerilmiş bir ten... o Ağustos gecesi? Ağustos muydu? - o gece... Yalnız gözleri hatırımda hayal meyal; gözleri, sanırım maviydi... Evet, evet mavi, gökyakut mavisi. Pencere Boş günlerde geçirdiğim bu karanlık odalarda dönenip duruyorum pencereleri bulmak için. Öyle rahatlaycacağım ki bir pencere açılsa Ama bir türlü ortaya çıkmıyor pencereler Ya ben ulamıyorum onları. Belki de Bulamamam daha iyi. Belki başka ikence olacak ışık Kim bilir neler çıkaracak karşıma Çok Ender Yılların, azgınlıklarının yıprattığı, belini büktüğü yaşlı bir adam, bitkin ağır ağır yürüyor dar sokakta. Ama evine girer girmez, gizlemek için yaşının o acılı halini, düşünüyor içinde hala sönmeyen gençlik ateşini Şimdi onun şiirlerini okuyor delikanlılar. Onların gözlerinde canlanıyor onun düşleri. Onun hayal ettiği güzellikte ürperiyor sağlıklı, şevket düşkünü beyinleri, güzel biçimli, dipdiri bedenleri. |
|
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| konstantin kavafis iirleri |
Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) |
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|