full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

Y. Kemal ve N. F. Kısakürek Şiiri Üzerine

Her Telden Diğer Konular kategorisinde ve Tiyatro,Edebiyat,Sanat forumunda, bulunan Y. Kemal ve N. F. Kısakürek Şiiri Üzerine konusunu görüntülemektesiniz. YAHYA KEMAL VE NECİP FAZIL KISAKÜREK ŞİİRİ ÜZERİNE BİR ÇÖZÜMLEME Şiir gibi söz varlığını gize dönüştüren söylem düzeylerinde, simge önemli ...




Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Her Telden,Konular > Her Telden Diğer Konular > Tiyatro,Edebiyat,Sanat

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle



Y. Kemal ve N. F. Kısakürek Şiiri Üzerine






Yeni Konu Gönder Cevap Yaz

 

LinkBack Konu Araçları Mod Seç
Eski 23-08-2007, 02:36   #1 (permalink)
Cool Y. Kemal ve N. F. Kısakürek Şiiri Üzerine

YAHYA KEMAL VE NECİP FAZIL KISAKÜREK
ŞİİRİ ÜZERİNE BİR ÇÖZÜMLEME

Şiir gibi söz varlığını gize dönüştüren söylem düzeylerinde, simge önemli bir işlev üstlenmiştir. Simge, sıkıştırılmış bir enerji kaynağıdır. O, kendi var oluşunu arka planındaki anlam alanından alır. Simge, söz denizinin üzerindeki aysbergdir. Ancak simgesel varlığını borçlu olduğu ötekiyle ilişkisi anlamsaldır. Görüntü düzleminde uygun bir ilişkiden bahsedemeyiz. Simge, anlam alanının yeryüzündeki biricik gerçekliği ve tecellisidir. Bunun için uğruna kendisini feda ettiği değerle ilişkisi gayr-ı keyfidir. Bilinçdışının biçimlendirdiği bir uzlaşmanın ürünüdür. Bir bakıma karanlığın ve aydınlığın ortasındaki ince diyardır. “Bunun için bir ucu sonluya diğer ucu sonsuza bakar” (Gökeri 1979: 13). Simge, anlamlandırma ile ilgili her süreçte karşımıza yeni bir kılıkla çıkar. Öznenin okuma ve anlama ediminin tamlığıyla yakından ilgisi vardır. Bu nedenle simge çok yüzlüdür.
Yahya Kemal ve Necip Fazıl Kısakürek, Yirminci Yüzyıl Türk şiirinin iki güçlü şairidir. Her iki şairin anlatım düzlemlerinde simge önemli bir işleve sahiptir. Yahya Kemal, daha çok görüntü düzleminde çalışan somut ve perspektifi önceleyen bir şair olarak karşımıza çıkarken; Necip Fazıl, soyut ve derinlikçi yaklaşımıyla ****fizik bir şair görüntüsü çizer. Yüzünü daha çok yaşanmış ve yaşanılan hayata yönelten Yahya Kemal, şiir geleneğimizde bu yönüyle Nedim’e yakınlığıyla tanınırken; Necip Fazıl, ****fizik özelikler içeren Şeyh Galip’le birlikte anımsanmıştır. Biz, bu çalışmamızda bu iki güçlü şairi simge yaratma yetenekleri, düzeyleri ve özellikleri bakımından inceleyerek konuya açıklık kazandıracağımızı sanıyoruz.


Yahya Kemal, şiir dili bakımından rahat bir söylem düzeyine sahiptir. Şiiri, yatay bir düzlem üzerine kurulu gibi görünmekle kalmaz; simgeleri, somut özellikler içeren bir görüntü de sergiler. Örneğin;

Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,
Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye’de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan
( Süleymaniye’de Bayram Sabahı, )

dizelerinin dile geldiği Süleymâniye’de Bayram Saati şiirinin ilk iki dizesinde oluşturulan ışık konsepti, merkezden çevreye doğru bir yayılımı takip ettiği için başlangıç itibariyle yatay bir boyutta biçimlenmiştir. Ancak dördüncü dizedeki dokuz asır tamlamasıyla şiirin anlam alanında dikey bir boyutlanma sağlanır. Arkadan gelen; kalkıyor tozlu zaman perdesi aradan dizesiyle merkezi mekân konumuna sokulanTrForumuz.Biz Süleymaniye, geometrik bir sembole dönüştürülerek, anlam itibariyle yatay ve dikey boyutta bir derinlik oluşturulur. Şimdinin ve geçmişin merkezine oturtulan Süleymaniye, dünyanın göbek deliğidir. Süleymaniye, sonsuz büyüklükte olanın bir tecellisidir.

Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kutsî tepeyi.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Tâ ki geçsin ezelî rahmete rûh orduları…

Süleymâniye, iki dünyayı birbirine bağlayan ruhanî bir simge hüviyetine bürünür. Böylece sonlu dünya ile sonsuz dünyanın o arası doldurulmuş olur. Somut veçhesiyle yeryüzüne kök salan Süleymâniye’nin görünmeyen yüzünü “sonsuzluk”, “uhrevîlik”, “ezelî rahmet” ve “ruh orduları” oluşturmaktadır. Bir simge olarak Süleymâniye, “daha yüksek bir gerçekliğin yansıması ve gölgesi” (Lings 2003: 10) olmakla kalmıyor; aynı anda mikro kozmos olarak kendi altında olan her şeye kapalı; üstünde olan değerler dünyasına ise açık bir niteliğe bürünüyor. Böylece Süleymâniye’nin merkez olduğu, her iki dünyaya açık uhrevî bir kapı kurulur. Artık bütün akışlar onadır. Çünkü o çok birliliğin tek mekânıdır.


Dili bir, gönlü bir, îmânı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allâh’ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses

Türk-İslâm hayatına ait maddî ve manevî her türlü değer –bir büyük hayata ait her şey- Süleymâniye’nin etrafında şekillenir. Ancak o daha çok ruh diyarımızın somutlaşan simgesel dilidir. Yahya Kemal, Süleymâniye’nin şahsında geleneksel bir simge yaratarak manevî hayatımızın ruh kökenine iner. Böylece sessizliğe gömülen geçmiş hayatımız, Türk İslâm Medeniyeti’nin bakîyesi olan Süleymâniye’nin şahsında simgesel bir biçimde anlatım imkânı bulur.
Yahya Kemâl, benzer biçimdeki simgesel yürüyüşünü aynı düzlemde bir çok şiirinde de sürdürmektedir. Açık Deniz’in;

Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı,
Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!
Gittim o son diyâra ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!

dizelerinde aynı simgesel yürüyüşünü devam ettirir. Deniz, bir simge olarak bu dizelerde şairin ve yeryüzünün ruhuyla bütünleşir ve/ya ruh ufkunu oluşturur. Bir bakıma kolektif bilinçdışının biçimlendirdiği arketipsel bir simge olarak her iki diyarın arasında gerçek ruhaniliği yakalayan bin başlı ejdere veya görülmek istenilene (mutlak değere) dönüşür. Bu dönüşüm, eşya planından daha çok duygu ve anlam planındadır.Kısacası simgeseldir. Aynı dönüşümü Koca Mustâpaşa şiirinde de görmekteyiz. İlgili semt, İslâm sanatındaki soyutlama geleneği gereğince grafik kente dönüştürülür. Bir bakıma simgenin somut varlığı, mümkün olduğunca buharlaştırılır.
Âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,
O kadar komşu ki dünyâya duvar yok arada,
Geçer insan bir adım atsa birinden birine,
Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine

Dikey boyutların sembolü (Guenon 2001: 87), semti gittikçe mitik kılarak derinleştirir. Anlamın alımlaştığı ve çoğaldığı yerde sükûnet, ezeli bir aile evidir. Simge değer konumundaki semt ise Allâh’a yakınlığı ile sessizliğin ruhani kalıbı ve dilidir.
Görüldüğü gibi Yahya Kemal’in şiir dilinde simgenin oluşumu yatay ve dikey düzlemdedir. Yatay ve dikey boyutların sembollerini kullanarak eşyayı içkinleştiren şair, milli sembollere evrensel bir nitelik kazandırır.

Necip Fazıl Kısakürek, ikinci dönemiyle birlikte simge kültüründe bir değişime giderek yatay boyutlu simgelerinin yanı sıra; dikey boyutlu eril simgeler de kullanır. Söz varlığının simgeleri ****fizik bir enerjiyle merkezden çevreye doğru sıçramalar yapmakla kalmaz; sonludan sonsuza doğru da geçişler yapar. Merdiven şiiri bunun en güzel örneğidir.
Diyorlar bana: kalsın şiir de söz de yerde !
Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde ? (s. 38)

Şiir, organik tabakasıyla yerde kalırken; tinsel tabakasıyla (Tunalı 1971: 21) merdiven gibi dikey düzlemde boyutlanarak, ****fizik âleme yönelir. Bu döneminde şiiri, yeni bir gayeyi üstlenmiştir: Allah’ı aramak. Sonsuzluk Kervanı’nda belirttiği gibi; şairin biricik niyeti ölmezi bulmaktır. Bu kervanın kendisini, kaostan kozmosa götüreceğine inanır. Kervanla birlikte sonlunun ufkunu aşarak sonsuzda erimek ve mutlak (salt) benle bütünleşmek ister.
1983 yılında yazdığı Çocuk şiiri, simgesel sağaltım bakımından kayda değer bir şiirdir.
Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk…

Çocukta, uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
Karıncaya göz atsa “niçin, nasıl?” ve hayret…(s. 72)
Bu şiirde, İslâm sanatında gördüğümüz geometrik sembolizminin prensipleri kullanılmıştır. Anne, çocuk ve Allah üçlemesi bir-çok-birliliğin gereğidir. Anne, arketipsel sembolizmin yüce anası ve yeryüzünün büyük rahmidir. Onun sonsuzdaki açılımı, büyük rahim olan Allah’tır. Çocuk ise, ağacın tohumu ve çokluğun simgesidir. Her üç varlık alanı arasındaki ilişki, teşbih ve tenzih düzeyindedir. Sonludaki anne simgesi, varlığı kuşatıcı ve yaratıcı yönüyle; çocuk simgesi ise yenileyici ve devam ettirici özelliğiyle ebedi simgeyi çağrıştırır. Ancak onun kendisi değildir. Merkezden çevreye doğru genişleyen simge, hem yatay hem de dikey boyutta kendisini büyüterek sonludan sonsuza geçip sonsuzla bütünleşmektedir. Simgenin dairesel bir özellik arz etmesi kayda değerdir. “Bu simge, İslâm’ın vizyonu bakımından tevhidî bir karaktere sahiptir.” (Sachiko-Chittick 2000: 139-140)
Necip Fazıl’ın ****fizik şiirlerindeki simgeleri, genellikle “çift kutupludur.” (Durand 1998: 27). Bu tür simgelerinde başlangıçtaki uzlaşma, yerini zamanla
Necip Fazıl Kısakürek, yirminci yüzyılın en güçlü simge yaratan şairleri arasındadır. Onun simgeleri nitelik bakımından iki düzlemde incelenebilir: Ben ve öteki merkezli simgeler. Birinci dönemindeki simgelerinin anlam alanı kaotiktir. Kısacası karşılığı yoktur. “Tedirginlik”, “hüzün”, “eşyadan yükselen trajik boşluk”, “meçhulden gelen soyut karakterli ölüm düşüncesi”, “insan ve kaderi” bu dönem ait simgelerinin arka plan kültürünü oluşturur.

Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri;
Dolaşıyor dışarıda, gün batışından beri.
Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime.
(…)
Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya…

Ayak sesleri, meçhulden gelen kurtarıcı özne düşüncesiyle birleşerek, sessizliğin simgesel diline dönüşür. Şairin amacı; kaosun doğurduğu trajik boşluğu doldurmaktır. Ayak sesleri, şairi hayata bağlayan isli alın yazısıdır. Arka planda duyumsanan ses, yatay bir düzlemde yer alan hayatı ve ölümü birleştiren “örgü sembolizmi”nin (Guenon 2001: 87) eril ve dikey simgesi görevini üstlenir. Böylece simgenin iki yönlü hareketiyle öznenin varlığında yoğunlaşma ve dağılma sağlanır. Şair, bu döneminde ****fizik imgeler yaratacak ruhaniliğe sahip olamadığı için bu şiirinde simgenin alanı korkuyla çevrilmiştir. Simge, söz ülkesinde kımıldanıp durur. Aşkınlaşmak için gerekli olan büyük sıçramayı yapamaz. Bu anlamdaki bir değerlendirmeyi Kaldırımlar şiiri için de yapabiliriz. Şairin içinde kıvrılan bir lisan şeklinde tecelli eden kaldırımlar, yatay boyutlu dişil bir simgedir. Kadınsı içtenliğiyle şairi kuşatan karanlık ve kaldırımlar, yatay boyutlu bir simge olan anima’nın (Frodhom…..) kendisidir. Bunun için şair, geceye bir yorgan gibi bürünerek, bu büyük rahmin güvenli ortamında kalmak ister. Kaldırımların üçüncü versiyonundaki; Bir esmer kadındır ki kaldırımlarda gece (s. 158) dizesi, anima arketipinin sevgili kadın formuyla bütünleşmektedir. (Gökeri 1979: 26) Merkezi simge konumundaki kaldırımlar, şiir boyunca insanın içini yoklayan korku, yalnızlık, ölüm ve tedirginlik duygularıyla birlikte yayılgan bir simge olarak sonlu dünyadaki alanını genişletir.

. Şair, simgenin bu çift başlılığından bulantı ile çıkar. Ancak arayışını devam ettirerek, her iki kutbu birleştirecek, üçüncü bir yüze varır.
Kesilmiş bir kamış, ormanlıklardan,
İnsan…Rüzgârlara bağlı bir düdük.
İndik de dünyaya karanlıklardan,
Sıra sıra mezar, başka ne gördük ?
Ölmemek, ilk ve son, büyük kelime;
Çarpıldık, ölmemek için ölüme!
Ver Allah’ım, büyük sırrı elime;
Geçmez ân, solmaz renk, kopmaz bütünlük. (Ölmemek, Çile, s. 115)
Kamış ve düdüğün şahsında simgeleştirilen insanın, hayat ve ölüm karşısındaki çaresizliği dile getiriliyor. Simgenin bu çift başlılığı, şairi tedirgin ederek, arayışa sürükler. Hayat ve ölümün çarptığı şair, bir çare olarak ölümsüzlüğe sığınırken; zamanın durduğu, renklerin solmadığı ve sonlunun sonsuzla bütünleştiği tam bir hayatı (tek başlı) temenni eder. Son dizedeki bütünlük kelimesiyle evrensel uyumu yakalayan şair, simgenin yatay ve dikey hareket tarzı bakımından da geometrik bir nizam kurar. Bu uyum, öylesine bir hal alır ki sonlu ile sonsuz, yatay ve dikey boyutta gölgenin ve gerçeğin yerini alır.
Hey gidi, gölgeler ülkesi dünya!
Bir görünmez şeyin gölgesi dünya!
Boşlukta ayrılık bölgesi dünya (Dünya, Çile, s. 117)
Şaire göre dünya, eşiğin ikilemine ve ani geçişlerine sahne olan Araf’tır. Bu şiirde, mit ve gerçek, yaşam ve ölüm iç içedir. Şairin dünyasındaki ürperti, azap ve tedirginlik yerini hayranlık ve tevekküle bırakır. Geometrik hendeseden geçen simge, sözün dünyasında evrensel birliğe ve uyuma bürünür. Bu simgenin göze çarpan en büyük özelliği tevhidin tecellisidir.


Yahya Kemal ve Necip Fazıl Kısakürek üzerine yaptığımız bu çözümleme, simge yaratma biçimi bakımından her iki şair arasında önemli bir benzerlik olduğunu göstermektedir. Her iki şairin olgunluk dönemi şiirlerinde simgelerinin geometrik ve dairesel bir nitelik kazandığı görülmektedir. Yatay bir simge düzeniyle şiire başlayan şairler, zaman içerisinde ****fiziğe yöneldikçe simgeleri, dikey bir boyut kazanır. Söylem düzeyleri farklı olmasına rağmen simge yaratma biçimleri birbirlerinebenzeyen her iki şair arasındaki bu benzerliği, beslendikleri ve yöneldikleri kaynakların ortaklığıyla açıklayabiliriz. Aynı dönemde yaşamaları, şiir kültürlerini halk, divan ve batı edebiyatından edinmeleri ve müşterek Türk-İslâm kültürü içerisinde yetişmeleri, onların simge düzenlerini birbirlerine yaklaştıran sebepler arasında sayılabilir. Birbirlerinden farklı formlar kullanmaları, onları iki ayrı ve güçlü şair yapmıştır.





Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi, Arayışlar,Tarık ÖZCAN
 
 

Bu mesaj en son " 01-09-2007 " tarihinde saat 15:24 itibariyle Mülteci tarafından düzenlenmiştir....
Mülteci Çevrimdışı  
Alıntı Yaparak Cevapla
Reklamlar
Cevap Yaz

Etiketler
zerine, siiri, kisakurek, kemal


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:07 .



Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
THE SECURITY SYSTEM CBACK.de ACTIVE

sinema TOPlist Rambler's Top100


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397