Her Telden Diğer Konular kategorisinde ve Tiyatro,Edebiyat,Sanat forumunda, bulunan Selim İleri'nin Romancılığı konusunu görüntülemektesiniz. SELİM İLERİ'nin ROMANCILIĞI Edebiyatın birçok türünde eser veren Selim İleri'nin asıl kimliğinin romancı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Romancı kimliğinin ilk ...
|
|||||||
|
Kayıt | SSS | Üye Listesi | Takvim | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
#1 (permalink) |
![]() SELİM İLERİ'nin ROMANCILIĞI Edebiyatın birçok türünde eser veren Selim İleri'nin asıl kimliğinin romancı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Romancı kimliğinin ilk ürünü olan 1973 tarihli Destan Gönüllerden bugüne, sonuncusu Mart 2004 te yayımlanan Yarın Yapayalnız olmak üzere on dokuz eser ortaya koyduğu düşünülürse İlerinin bu sahada hayli verimli bir isim olduğu söylenebilir. Zira bu, İlerinin her bir buçuk senede bir roman ortaya koyması demektir. 1999 da başka bir çalışma vesilesiyle İlerinin romancılığına bir iki açıdan genel bir bakış yapmış, bu bakışlar çerçevesinde yazarın romanlarını belli gruplara ayırmış ve çalışmanın odaklandığı bakış açısı merkezinde İlerinin romancılığına dair birtakım tespitlere ulaşmıştık. O tarihten bugüne başka kitaplara imza atan yazarın dört roman daha yayımladığı görülmektedir. Burada Selim İlerinin bahsedilen çalışmanın tamamlanmasından sonra yayımlanan romanlarını da içine alan romancılığı hakkında genel, bir anlamda tanıtıcı bilgi verilecek ve kısa bir değerlendirme yapılacaktır. Otuz yılı aşkın bir süredir romancı kimliğiyle okur karşısında duran, belki üzerinde durduğu konuların da etkisiyle romanda yeni yapılanışlar arayan bir romancının eser(ler)i üzerinde söz söylemek için bu eser(ler)i bir tasnife tâbi tutarak işe başlanabilir. Zaten kendisi bir söz söylemek, tespit yapmak olan tasnif işi genel içindeki özel yönlerin, özel yönlerin genel ile olan ilişkisinin daha iyi görülmesini de sağlar. Burada bir yönüyle bahsi geçen çalışmadaki tespitlere dayanan, ancak ondan farklı; İlerinin yeni romanlarını da içine alan yeni bir tasnife gidilecektir. ![]() Bir sanatçının eser(ler)inde o güne kadar söylenenlerin dışında yeni tespit ve değerlendirmelerin izini sürmek amacıyla, sanatçının eser(ler)i değişik bakış açılarına göre farklı tasniflere tâbi tutulabilir. Selim İleri romancılığına bakıldığında bu eserin zaman içinde belli değişimler, yeni arayış ve açılımlar gösterdiği, bu değişim, arayış ve açılımların kronolojik bir seyir takip ettiği görülür. Romancılığındaki değişim, açılım ve arayışlar ile bunların zaman çizgisinde izdüşümlerine göre İlerinin romanları şu şekilde bir tasnifle ele alınabilir: İlk / Klâsik Dönem (1973-1980): Daha sonra Bodrum Dörtlemesi adı altında yayımlanan Her Gece Bodrum, Ölüm İlişkileri, Cehennem Kraliçesi ve Bir Akşam Alacası ile yazarın ilk romanı olan Destan Gönüller bu başlık altına alınabilir. Geçiş / Arayış(lar) Dönemi (1981-1987): Yaşarken ve Ölürken ile başlayan, Ölünceye Kadar Seninim, Yalancı Şafak, Saz Caz Düğün Varyete, Hayal ve Istırap ve Kafes'in de içinde yer aldığı romanlar. Yeni Dönem; Yeni Yapı (1991-1997): Geçmiş, Bir Daha Geri Gelmeyecek Zamanlar başlığı altında da yayımlanan, Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, Kırık Deniz Kabukları, Gramofon Hâlâ Çalıyor, Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver. Son Dönem; Selim İleri Anıları ve Kurguları Arasında (1999-2004): Ada Her Yalnızlık Gibi, Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin, Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak,Yarın Yapayalnız. Destan Gönüller ile başlayan ilk grup; İlk / Klâsik Dönem romanlarında Selim İleri, çoğu sanat, üniversite çevresinden olan bir grup (genç) insan arasındaki ilişkileri anlatır. Fakülte öğrencisi Yusufun çocukluk ve ilk gençlik yıllarına ait hatırlamaların anlatıldığı ve yazarın ilk romanı olan Destan Gönüller e, peşinden gelen romanlarla kıyaslandığında, roman denemesi denilebilir. Bu grubun son üç romanında hikâyesi anlatılan bazı kişilerin aynı kişiler olduğu görülür. Her Gece Bodrum'da anlatılan, Cem, Murat ve Tarık merkezde olduğu gruba katılan birkaç kişinin Bodrum tatilidir. Kısa bir zaman aralığından verilen tatilde, roman kişilerinin iç dünyalarındaki huzursuzlukları, ifade edilemeyen duyguları, birbirleriyle olan iletişimsizlikleri görülür. Yer yer kırıcı, incitici bir tatilin ardından, romanın sonunda şehri terk ederken Cemin zihninden belki içlerindeki huzursuzluğu, aralarındaki incitici tavırları kaldırmanın yoluna da işaret eden şu sözler geçer: Konuşamadığımız sürece, bireyselliğimizi dışa vurmadıkça yalana ve kötülüğün dolanlarına saplanacağız. Bir hercai menekşe değiliz ki güzel görünsün yüzlerimize taktığımız maskeler. Bir kaya yengeci değiliz ki, birbirimizden ve ayak seslerinden kaçalım. Bir kırlangıç sürüsü değiliz ki, sıcaktan sıcağa göç edelim. (s.250) Ölüm İlişkileri'nde anlatılan yine kısa bir zaman aralığından yine bir grup arkadaşın hikâyesidir. Bir sonbahar sonrası evinde bulaşık yıkarken ve resim yaparken boşandığı eşi Doğan ile arkadaşları Cemal, Emre, Korkut ve Gökmen üzerine düşünen Belkıs, aynı gün evinde Uğura mektup yazmaya çalışırken arkadaş grubunu ve çocukluğunu düşünen Cemal, yine aynı gün akşama yakın caddede yürürken arkadaşlarını, geçmişi düşünen Emre, aynı günün akşamı diğer arkadaşlarıyla birlikte bir meyhanede toplanırlar. Yetmişli yılların sonu Türkiyesinde geçen romanda hikâyesi anlatılan kişilerden ressam Belkıs, Doğandan ayrılmış ve bankacı Korkutla yaşamaktadır. Bir şeyleri ispatlamak için Bülentin eşi Zeyneple birlikte olmuş yazar Emre, Belkısa âşıktır. Bir taraftan Hegelden çeviriler yapan, bir taraftan annesine bakmak zorunda olan Cemal, Oya ile birlikte yaşayan tiyatrocu Uğuru sevmektedir. Yine varoluşcu yazar Gökmen de Belkısa âşıktır. Romanda ön plândaki roman kişilerinin iki yüzlü, dürüst olmayan aydın(ca) tutumlar, bireysel meselelerle toplumsal gerçeklikler arasında kalış, uğraşılan sanatsal gerçeklikle günlük hayatın pratiklerinin uzlaşmayışı... nedenleriyle mutsuz, huzursuz ve üstelik umutsuz kişiler oldukları görülür. Meselâ, insanın iki yüzlü bir yaratık olduğuna inanan (s.36) Belkıs, içinde bulunduğu aydın dünyasının cinsellikle kuşatıldığını (s.39) düşünür, sanat çevresini samimiyetsiz bulur: İlk sergisini yarıda bırakıp gitmişti, kimselere görünmeden, müthiş utanmıştı. Şarap içen, durmaksızın eleştiren kalabalıktan, bu elli kişi her sergi açılışında şarap içer ve eleştirirdi. Leonardo kadar ustalıklı...diyorlardı Belkıs yanlarına yaklaştıkça. (s.29) Türkiyede her şeyin cehaletle eş anlamlı olduğunu, solcuların okumamayı, kulaktan dolma bilgilerle yetinmeyi erdem saydıklarını düşünen (s.30) Emre ise toplumcu geçinenleri teşhir etmek ister. Uğurun Maoya tutkun görünmesini, Oyanın Marksist bilgiçliğini, Gökmenin çaresiz varoluşçuluğunu yazmayı tasarlar (s.218). Müthiş bir bölünmüşlüğün egemen olduğu savaş eşiğindeki toplumve kurt gibi uluyan çocukların kurtarılamayacak olmasına endişelenir (s.135-136). Tam bir kaçış içinde olduklarını; resim, edebiyat, estetik gibi bireysel üzünçlerle donandıklarını, hayat denen büyük yıkım karşısında alabildiğine sarsılarak pastanelerde çay içen insanlara düşman kesildiklerini düşünür (s.172-174). Parise tiyatro eğitimi için gitmeye uğraşan Uğur, Shakespearei okumamış; Sahi büyük yazar mı? Okumaya değer mi? diye soran birisidir. (s.140) Cehennem Kraliçesi'nde de benzer bir grubun hikâyesi anlatılır. 1978 yılı bir Ağustos öğleden sonrasında, 1977 yazı bir akşam üzeri ve aynı yıl bir Kasım sabahında, 1978 bir Eylül öğleden sonrası ile 1978in ilk bölümdeki aynı Ağustos öğleden sonrasında olmak üzere her bölümde farklı roman kişilerinin; Belkıs, Gökmen, Mehmet ve Şadiyenin anlatıcı konumunda olduğu romanda, roman kişilerinin daha çok geçmişe ait hatırlamaları verilir. Romanda, belli nedenlerle mutsuz ve bir kaçış içerisinde olan, kitapların; belli kuramsal düşüncelerin ve sanatın gerçekliği ile hayatın gerçekliğinin uyuşmadığını fark eden, düzenli bir aile hayatı ve arkadaşlık kur(a)mamış, kimisi dışlanmış kimisi de kendisini dışlayan roman kişilerinin bireysel tecrübeleri kadar, bir aydın grubu olarak yansıttıkları görünüm de önemlidir: Fakülte çevresindeki belli ilişkileri kabullenemeyip istifa eden asistan Mehmet, Türkiyenin problemleri üzerinde düşünür. Büyük kentlerde kolej eğitiminin ne istediğini bilmeyen, tutarsız, çelişkili, mutsuz insanlar yetiştirdiğine (s.200), hayatlarının yanılgılarla, yanlışlarla, küçük burjuva alışkanlıkları ve bencillikleriyle dolu olduğuna (s.148) inanır. Kendisinin de dahil olduğu yaşları otuzun üzerindekileri, büyük bir bozgunda yitmiş bir kuşak; küçük burjuva, kendilerini beğenmiş aydınlar olarak gören (s.150) Mehmet yalnızdır. Bilgisinin yetersiz olduğunu, kuru kuruya işçi edebiyatı yapmanın Marksizmle bir ilişkisi olmadığını nice yıkımlardan sonra kavrar (s.186). Karısına bile kişiliğinin bölündüğünü, parçalandığını anlatamamıştır; amaçsızlık ve can sıkıntısı varlığını kemirir (s.178). Birlikte yola çıktığı arkadaşları tarafından dışlanan marksist Mehmet, karısı Semrayı da mutlu edemediğine inanır; intihar eder. İntihar eden Mehmeti sevmiş ressam Belkıs, İstanbul çevresindeki ilişkilerden kaçar, Bodrum yakınlarında bir adaya yerleşir. Beraber olduğu bankacı Korkut’tan ayrılmayı düşünür. Ancak anılardan kurtulmak mümkün olmadığından insanlardan kaçmak çare değildir (s.65). Evlilik, çocuk gibi şeyleri kendisine uzak bulan Belkıs, önce resimlerle kurduğu dünyayı, sonra da kendini yıkarak boşluğa düşer (s.298). Yine romanda hikâyesi ön plânda olan kişilerden felsefe asistanı Şadiye, bir kadın olarak aradığı aşkı, sevgiyi bulamayışını çirkin olmasına bağlar. Arkadaşı Bülbülün (Hüseyin) ile futbolcu RıfatGeçiş / Arayış(lar) Dönemi başlığı altında ele alınan ve 1980lerin başı ile 1990lara ulaşan bir dönemin ürünü olan romanlarda Selim İleri, bir taraftan önceki romanlarındaki meselelerini devam ettirirken (küçük aydın grubu arası ilişkiler, bu kişilerin huzursuzlukları, umutsuzlukları...) diğer taraftan 1990 sonrası romanlarında farklı bir şekilde ele alacağı yeni bir konu etrafında dönmeye başlar. Bu, hayatlarında yazmanın ya da okumanın etkili olduğu, gerçek dünya ile kitapların; kurgu dünyaların arasında kalmış kişilerin hikâyesidir. Yaşarken ve Ölürkende anlatılan, hikâyelerini bir romancıya anlatan bir grup insanın/arkadaşın hikâyesidir. Bu kişilerin de yazarın önceki romanlarında olduğu gibi toplumsal sorunlar karşısında çaresiz, âciz kalmış, yaptıklarını ve inançlarını sorgulayan, kendi aralarındaki yapay ve niteliksiz ilişkilerden usanmış kimseler olduğu söylenebilir. Meselâ, kendi kuşağında, dünyayı kolay tarafından algılamayı ve ihtirasların giderilmesini özgürlük sanmayı gözlemleyen (s.430) Cemil, Belki de bütün ilişkilerimiz bir dış görünümden ibaret. Bu yüzden acılarımıza ikide birde yabancılaşıyoruz. İç dünyamızdaki fırtınaları dile getirecek cesareti bir türlü taşımadığımızdan. Onları dile getirmedikçe de, bireysel sorunlarımız çözümsüz kalıyor ve biz, her türlü çılgınlığımızı toplum adına kusuyoruz. (s.410) diye düşünür. Toplumcu ya da bireyci olsun, birer panayıra benzeyen entelektüel yaşamlarını eleştirmeyi göze alamadıklarından daha uzun süre kahrolacaklardır(s.453). Sosyalizmlerinin artık ölüm kusmaya başlamasının korkunçluğunu partide açmak isteyince fena hâlde eleştirilen (s.302) Tuna ise, ölümle iç içe yaşamanın niçin sosyalizm mücadelesi sanıldığını, Orta Çağdan kalma bir kahramanlık ruhuyla sarmaş dolaş olunmasını anlayamaz (s.304) ve şehri terk eder.ı ayırır; parasal gücünü de kullanarak Rıfatla evlenir. Ama yine mutlu olamaz. Sosyalizme ve toplum hayatına inanmayan, zenginler ve onların yardakçıları fakirlerden tiksinen (s.228) Şadiye hayatın, korkunç bir insan sürüsü olan toplumun kendisine acımasız davrandığına inanır(s.221) . Grubun son romanı olan Bir Akşam Alacasında, yine bir aydın çevresi (mimar Göksel, iktisatçı Osman, ressam Belkıs, felsefeci Cemal, şairler Tayfun ve Atilla...) etrafında geçen romanın başkişisi roman yazarı Emrenin, belli bir birikim ve tecrübenin sonucu olan düşünceleriyle 1980lerin eşiğindeki Türkiye'nin problemlerine dair bir yaklaşım geliştirmeye çalıştığı görülür. Romanın başında Emrenin zihnini işgal eden siyasal cinayetler, saldırılar, yıldırı ortamı, kırsal kesim, yoksulluk, işsizlik, cinsellik, töre, karanlık yeni zenginler, faşizm tehlikesi (s.11) onun mesele edindiği konuları gösterir. Sokakta ölenleri sağcı solcu diye ikiye ayırarak, hangi barikattansanız onları sahiplenmek Emreye göre akıllara durgunluk verici bir bilinçsizliktir. Çünkü her ölüm, başka ölümlere gebe kalmaktadır (s.54). Sokakta olup bitenleri, geceleri basılan evleri, neden öldürüldüğü anlaşılamayan insanları düşünen (s.298) Emre, geçmişteki gibi salt sosyalistleri aydın sayarak gelmekte olan büyük kanlı fırtınanın durdurulmasını imkânsız görür (s.84). İnsanın acısının yalnızca sanat eserinde kalmaması gerektiğine inanır (s.262). Kendini edilgin kalmakla ve korkaklıkla suçlar, bir şey yapamadığından muhalif olmayı yeğlediğini itiraf eder (s.255). Bir şeyler yapabilmek için önce bulunduğu dar çerçevenin dışına çıkıp eserini okuyan herkesle iletişim kurması gerektiğini düşünen Emreye göre Türkiye, içinde bulunduğu meseleleri aşmak için büyük bir gönül eğitiminden geçmek zorundadır (s.55). Ekrem de meseleye onun gibi bakar. Kendi evinde oturdukları bir akşam, aşkın sona ermesiyle insanlığın hayvandan da daha aşağı bir düzeye indiğini ileri süren Ekrem, Yunustan Mevlânâdan örnekler getirir, kitaplıktan iki ciltlik Ariflerin Menkıbelerini indirir. Türk toplumunun Anadoluda yaşanmış büyük şiiri belleğinden silip atmakla bağışlanamaz bir yanlış yaptığını söyler (s.56). Yalancı Şafak'ta ise, tiyatro yazarı Belma Esen ve ayrıldığı Orhanın zihninden geçenlerle sanat, aydın çevresindeki ilişkiler, Belma-Orhan ilişkisi; içinde bulunduğu çevreden bıkmış Belma'nın huzursuzluğu dikkatlere sunulur. Belma'ya göre, duyarlıktan, tartışmadan uzak, hazır reçeteler üreten (s.14) aydınlar, yazarlar ve siyasa adamları her yerde geveze ve sahtekârdır (s.12). Gürültülü patırtılı gelip doluşulur, ilericilik, gericilik, özel tiyatro sorunları gibi hep aynı şeyler konuşulur. (s.123) Kırkını aşmış, yalnızlığını azaltacak bir çocuğu bile olmayan Belma (s.217-218), yorgun ve bıkkın, hayatın ortasında kalmıştır(s.15). Orhanla olan ilişkilerini onarmayı düşünür. Romanın sonunda Orhandan Ertuğrul Beyin öldüğünü öğrenir ve çok üzülür. Romanda, zaman zaman yaptıkları İstanbul/Üsküdar gezilerinde (bu geziler Huzurun kişileri Mümtaz ile Nuranın gezilerini andırır âdeta) ziyaretine gittikleri, kendilerinin bilmediği iç eğitimlerinden geçtiğine inandıkları, bütün zamanlara açık bir insan olan ve Belmanın alçak gönüllüğüyle hiçbirimizin olamayacağı kadar tek kişi, öfkesini ve ihtirasını yenişiyle de, bizden çok daha bütünlemiş kendini diye düşündüğü (s.317) ve saygı duydukları, yanında huzur buldukları Ertuğrul Bey, kendilerinden ve içinde yer aldıkları gruptan farklı bir kişilik olarak tezahür eder. Saz Caz Düğün Varyetede yazar bir opera çevresindeki ilişkileri anlatır. Okur, dış metinde de uyarıldığı gibi roman kişileri arasındaki ilişkilerde bir tuhaflık, abartı olduğunu fark eder. Başta olayların geçtiği opera çevresindeki ilişkiler olmak üzere romanda aydın çevre, Ahmet Oktayın tespitiyle siyasal bir parodi olan romanda ironi ve karaalayla dolaylı olarak eleştirilir; bu parodi ve ironi Cumhuriyet döneminin ideolojik yaşamının sergilenmesi, eleştirilmesidir.3 Hayal ve Istırap, Ölünceye Kadar Seninim ve Kafes, Selim İlerinin 1990 sonrası romanlarında farklı yapılanışla ele alacağı, metinlerarasılıkla kurulan ve okunabilecek olan romanlarına, geçmişin unutulan değerlerini yeniden ele alışa geçişin işaretlerini verirler. Hayal ve Istırapta anlatılan, yetmişine gelmiş Mediha Çilelinin gençlik yıllarında yaşadığı ve hâlâ unutamadığı aşkı, o yıllarda yaşadıklarıdır. Roman, Siyah Masal ve Yeni Çalıkuşu adlı iki bölümden oluşur. Gençliğinde kendisini Jane Eyre gibi korunaksız ve kimsesiz hissetmiş olan Mediha Çilelinin/Funda Öğretmenin macerası ile romanda da dolaylı ve açık olarak işaret edildiği üzere Çalıkuşunun macerası arasında belli noktalarda bir benzerlik olduğu gibi yine Funda öğretmenin hikâyesi ile özellikle Kerime Nadir romanlarında anlatılan popüler aşk hikâyeleri arasındaki benzerlik dikkat çeker. Ölünceye Kadar Seninim ve, Kafes ise belli bir yaşa gelmiş, bir zamanlar birçok roman yazmış, meşhur olmuş, ancak artık itibar edilmeyen, köşelerine çekilmek zorunda kalan popüler romancıların hikâyesini anlatır. Romanların ilkinde bir zamanların ünlü aşk ve karasevda romanları yazarı Süha Rikkatin, ikincisinde ise daha çok roman adapteleri ve çevirileri yapan; nakleden Neveser Reşatın zihninden geçenlerle geçmişleri verilir. Elli sekiz yaşını tamamlamış, otuz dokuz yıllık romancılık hayatında kırk kadar aşk romanı yazan (s.41), birinci sınıf büyük bir romancıya yaraşır şekilde haysiyetini koruyup benliğini bastırarak doğum gününe erişen (s.69) Süha Rikkat, zamanın gençliğinin beğenmediği, artık eskisi kadar önemsenmeyen romanlarında yoksunluğunu çektiği, acı ile tattığı aşk ve sevecenlik ihtiyacını yansıtmıştır (s.45). Yazar mevcut gerçeklerle, anılarında kalan gerçekler arasında kalır, mevcut toplumsal gerçeklere ve yaşının getirdiği gerçekleri kabullenemez. Seksen yaşına yaklaşan, gittikçe yalnızlaşan ve iç dünyasına kapanan Neveser Reşat, sevmemesine ve başarısını hak ettiğine inanmamasına rağmen, Hıçkırık romancısının hayat boyu süren kimsesizliğinin cenazesinde de devam etmesine üzülür. Son zamanlarını yalnız ve kimsesiz geçiren Muazzez Tahsin geçen yıl ölmüştür. Kendisinden daha genç olan Süha Rikkatin Bakırköydeki sonu fecidir (s.300-301). Bunları aklından geçirip kendisinin de ortak olacağı sonu hisseden yazarın şu düşüncelerinin her iki romanda dile getirilmek istenene işaret ettiği söylenebilir: Romancılar, yazıcılar, kalem sahipleri, bedbaht zavallılar birbirinize acıyınız ve birbirinizi mümkün olduğu kadar koruyunuz. Sizi sizden başka kim hatırlar ve kim arar? Bizlerin hayatı ancak ve ancak birbirimize el uzatmakla sürmeyecek midir?” (s.300) Daha önce de belirtildiği gibi bir buçuk, iki senede bir, bazı dönemlerde senede bir roman yayımlayan Selim İlerinin romanlarının yayım kronolojisine bakıldığında, roman yayımlanmayn en uzun aralığın Kafes (1987) ile Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın (1991) arasındaki dört senelik zaman olduğu görülür. Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, belirtildiği gibi, kendisinden önceki bazı romanlarda başlayacağı sezilen İlerinin romancılığında yeni bir döneme geçişi gösterir. Bu yeni dönemde ortaya konan tarzın Türk romancılığında da bir yeni bir durum olduğu söylenebilir. Bahsi geçen romanla başlayan ve Yeni Dönem; Yeni Yapı başlığı altında gruplanan romanlarda İleri, mimarisi, kurgusu, yapısı pek alışılagelmiş olmayan bir tarzla çıkar okurunun karşısına. Anlatıcı, o zamanlar, o günler diye bahsettiği zamanları anlatır. Kısa ve çok bölümlü bu romanlarda o zamanlara, o günlere ait, mahalle hayatı, komşular, semtler, eşyalar, şairler, yazarlar, romanlar, roman kişileri, sosyal ve siyasî olaylar hatırlanır, anlatılır, değerlendirilir. Bu romanlardan Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın'da 1990ların başında şimdi geçmiş zaman üzerine düşünen (s.77) anlatıcı, daha çok çocukluk ve gençlik yıllarına ait olan, Cihangir ve Kadıköy semtlerinden tanıdığı birtakım insanlardan, o zamanın günlük hayatından, okuduğu kitaplardan, o günlerin moda dergilerinden, fotoğraflarından, yazarların hayat hikâyelerinden, okuduğu ve dinlediği tarihî olaylardan bahseder. Bir zamanlar okunan ve etkilenen Nilgün romanı ile geçmiş zaman yazarı olarak nitelenen bir yazarın (bu yazarın Abdülhak Şinasi Hisar olduğu hemen anlaşılacaktır) hayatı, eserleri, çevresi üzerinde daha ağırlıklı durulur. Benzer bir yapı sergileyen Kırık Deniz Kabukları'nda romanın ağırlık noktasını Halit Ziyanın intihar eden oğlu Halil Vedad'ın hikâyesini anlattığı kitabı Bir Acı Hikâyesi, bu kitabı okuyan anlatıcının acı hikâye etrafındaki yorumları oluşturur. Anlatıcı, acı bir hikâyeyi anlatan ve acı çeken bir babanın diğer eserlerindeki hikâyelere ve kişilere eğilir; değerlendirmeler, yorumlar yapar. Halit Ziya ve oğlu Vedad etrafında dönemin; 1930lu yılların edebiyat, siyaset çevresindeki ilişkilerden kesitler sunulur. Gramofon Hâlâ Çalıyorda yeniden hatırlanan o zamanlara ait daha çok günlük hayat gün ışığına çıkarılır. Anlatıcı, çocukluğunun geçtiği Kadıköy(ü) ve Cihangirden ya da mahalle dışından olup da tanıdığı kimi kişilerden bahseder. Bu kişilerden bazıları (Alafranga Selma Hanım, Solmaz Hanım, Cemil Şevket Bey...) biraz daha ön plândadır. Kadıköy(ü), Moda, Papazın Bağı, Boğaziçi... gibi kimi semtler ve mekânların o günlerine değinilir, Yedigün gibi dönemin kimi dergilerinde rastlanan resimlerden, okunan ya da mahalleli kadınların okuyup/dinledikleri kitaplardan (Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi gibi), seyredilen filmlerden, değişik eşyalardan (annenin mantosu, ceviz kaplama gardrop, çikolata yaldızları...) bahsedilir. Cemil Şevket Bey Aynalı Dolaba İki El Revolverde ise anlatıcının çocukluğunu yaşadığı Cihangirden tanıdığını söylediği, Yakup Kadri, Reşat Nuri, Halide Edip gibi kuşağının yazarları arasında ikinci, üçüncü sınıf bir yazar konumuna düşmüş Muharrir Cemil Şevket6, çocukluğun pusları arasından çıkarılır (s.250). 1996 yılında 46 yaşında, (s.250-252) şimdi geçmiş zamana karışan Cemil Şevketin çevresi ve zamanından unutulan, dikkat edilmeyen olaylar, kişiler hatırlanır, bunlara ya da bilinen kimi olaylara ve kişilere Cemil Şevket Beyin anlattıkları ve yorumlarından da hareketle yeni bir dikkat, yeni bir yorumla bakılır: II. Abdülhamitin tahttan indirilişi ve Hakan-ı Sabıkın dramatik sürgün günleri, Kahraman-ı Hürriyet Enver Paşa ve Bab-ı Âli baskını, son veliaht Yusuf İzzettin Efendinin intiharı, yaşarken ölüm sessizliğini bile isteye seçen Atatürk'ün boşandığı eşi Lâtife Hanım, 6-7 Eylül olayları, 27 Mayıs, Yassı Adada kendisini zorladıkları hâlde Menderes aleyhine konuşturulamayan; Anna Karaninalaşan Ayhan Aydan... Cemil Şevketin hikâyesi etrafında, onun yorumlarıyla okurun dikkatine sunulan olay ve kişilerden bazılarıdır. Selim İleri'nin Son Dönem; Selim İleri Anıları ve Kurguları Arasında başlığı altında toplanan romanlarında ise romanı anlatanın, daha doğrusu anlatım şekli itibariyle yazar/yazanın; Selim Bey'in / Selim İlerinin / S.İ'nin, daha önceki romanlarındaki, özellikle Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın ile başlayan çizgideki roman kişilerine ve bu romanların yazma zamanındaki anlatıcının/yazarın; Selim Beyin / Selim İlerinin / S.İ'nin yazma anlarına dönülür. Ancak Solmaz Hanım Kimsesiz Okurlar İçin, önceki gruptaki romanlara daha yakındır. Romanda hikâyesi anlatılan Solmaz Hanım, anlatıcının, Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydında çocukluğunun Cihangirinden söz ederken bahsettiği kişilerden biridir. Okur romanda Solmaz Hanımın hikâyesi çizgisinde, Cemil Şevket Beyin hikâyesinde olduğu gibi, ancak onunkinden daha genel olarak Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde de bir gezinti yapar. Ada Her Yalnızlık Gibi 'de yeni bir şey yazmak/anlatmak isteyen anlatıcının, bir çok şey yazmış romancının, yazma; geçmişinden bir şeyleri bir adaya toplama çabası anlatılır/yazılır: Anlatıcının bu yazma; adaya toplama çabası boyunca daha önce yazdığı romanlar, onların yazılma anları, okuduğu romanlar, roman kişileri, hayatının değişik dönemlerine ait anılar, tanıdıkları; akrabalar, hocaları, yazarlar... geçer zihninden. Bu zihinden geçenlerin akışı bozulmadan, bu akış ile yazma, zihinden geçenlerden bir adaya götürülecekleri seçme çabası bir bütünlük hâlinde anlatılır. Benzer şekilde Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacakta da anlatıcı/Selim Bey; okurun, yazarının Selim İleri olduğunu bildiği kimi romanların yazarı, daha önce yazdığı romanların yazma zamanına ait günlere gider. Hepsi yaşanıp biten, zamanları birbirine karışıp tek bir zaman gibi olan(lar), anı iskeletleri anlatıcı/Selim Bey tarafından anlatma zamanı olan (bu) gece yarısında anlatılmaya, sıraya konulmaya, çözülmeye çalışılır (s.1). Anlatıcının/Selim Beyin bir dönem çatı katında oturduğu ve Bir Acı Hikâyeyi okuyarak Vedaddan da bahsettiği romanını yazdığı Köşe Palasın ikinci kat beş numarasında oturan yaşlı Nur Hanım, Halil Vedadın hikâyesini anlattığı romanını okuduktan sonra anlatıcıyı arayan ve kendisine akrabalarından birinden intikal eden Halil Vedadın mektuplarını ona vereceğini söyleyen Gülderen Hanım, diğer komşular, yazılan, okunan romanlar, bloknotlara, sararmış defterlere alınan notlar, çocukluğa, gençliğe dair anılar... birbiri ardına ve döne dolaşa, kül tablasının dolup boşaldığı, kenarı gravyer peynirinin yağıyla lekeli rakı bardağının yeniden doldurulduğu, erik ağacının çiçek açtığı aynı gece zihinden geçer; ağan gökyüzü, ilk mavilik zamanı kitaplar, notlar... fırlatılır. Yazmanın; yazma çabasının anlatıldığı, anlatma zamanı ile, bu çaba/olay zamanının aynı olduğu bu her iki romanda, yazanın/anlatanın Selim İleri olduğu (özellikle ikincisinde) roman dünyasının içinde açıkça belli edilir. Yine, her iki roman anlatıcının anılarının, okuduklarının zihinden akışıdır. Bu romanlar, bir önceki grupta bahsedilen romanlarla o zamanları, geçmişi anlatmaları itibarıyla benzerlik gösterirler. Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın'ın da içinde bulunduğu romanların bu romanlardan ayrıldığı nokta ise o romanlarda hatırlanan semtler, kişiler, okunanlar aracılığı ile bir dönemin; özellikle 1900-1960lar döneminin unutulan kişilerinin, olaylarının yeniden hatırlanması, yorumlanmasıdır. Ada Her Yalnızlık Gibi ile Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak daha çok anlatıcının kendi geçmişinin, anılarının hemen hemen toplumsal geçmişten sıyrılmış olarak hatırlanmasıdır. Bu anlamda Solmaz Hanım Kimsesiz Okurlar İçinin Yeni Dönem; Yeni Yapı başlığı altında gruplanan romanlar ile içine dahil edildiği Son Dönem; Selim İleri Anıları ve Kurguları Arasında grubunun arasında bir yerde durduğunu söylemek daha doğru olur. Bu noktada yazarın son romanı Yarın Yapayalnız da her ne kadar, belki son roman olması itibariyle son dönem romanları içinde ele alınsa da konusu ve yapılanışı itibariyle onlardan farklı bir yerdedir. Bu roman, yazarın Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın ile üzerinde durmaya başladığı ve belli noktalarda farklılaşsa da Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacaka kadar devam konu ve yapılanıştan çıkarak yeni konu ve yapılanış(lar)a geçişinin başlangıcıymış izlenimini vermektedir. Belki de yazarın bir önceki romanının adına da taşıdığı ayrılık buna işaret etmektedir. Şüphesiz bunu yazarın yeni eserleri gösterecek. Yarın Yapayalnız'da da anlatıcı, Selim Bey, daha doğrusu Selim İleri'dir. Romanda yine kendi anılarına, eserlerine zaman zaman gönderme yapan anlatıcı, Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak yayımlandıktan sonra, 2001'in sonbaharında kendisini telefonla arayan, Şehir Operası sopranolarından ve kendisinin okuru olan Handan Sarpla görüşmelerini, onun kendisine anlattığı ve bir kısmını yazdığı, kendisinden roman yapmasını istediği hikâyesini nakleder. Anlatılan/nakledilen, Aşk hep aynıdır. Bütün aşklar birbirine benzer. İster kadınla erkek arasında geçsin, ister iki kadın, iki erkek arasında. İnsanlar bu son ikisini konuşmaktan korkuyorlar. Şimdi değil eskiden korkuyorlardı. Şimdi biraz hoşgörü var, bir hayli de yırtıklık, bayağılık. (s.29) diyen soprano Handan Sarpın, Nişantaşında zengin kadınların uğradığı bir modaevinde çalışan, ücra ve fakir bir semtten, Kocamustâpaşadan genç kız Elem ile olan aşkı, aralarında bir dönem devam eden ilişki ve ilişkinin bitişidir. Soprano, Selim Bey'e/S.İ'ye Elem ile ilişkisi etrafında kendisinin ve başkalarının bayağılaşan ilişkilerini de anlatır. Selim İleri Romancılığına Genel Bir Bakış başlığı altında buraya kadar anlatılanlar, bir anlamda Selim İleri'nin romanlarına yabancı olan okurlar için, yazarın romanlarında hangi konular üzerinde durduğuna, meselelerinin neler olduğuna dair tasvirî bir anlatım oldu. Bu anlatılanlardan hareketle yazarın romancılığına ilişkin genel olarak şunlar söylenebilir: Yazar 1976-80 arasında ağırlıklı olarak sanatla, okuyup yazmakla ilgisi olan, bir kısmı üniversite çevresinden, aydın/aydın görünümlü bir grup insan arasındaki ilişkileri anlatır. Bu romanlarında ve bunlardan dört sene sonra yazdığı Yalancı Şafakta Türkiye'nin kültürel ve siyasal yaşamıyla, dolayısıyla aydınlarla köktenci bir hesaplaşmaya giren İleri, bu ilk dönem romanlarında eleştirisini küçük bir obadan toplumsal kesimlere, giderek toplumun tümüne açılan kurmaca bir dünyanın aracılığıyla yürütür. İlerinin romanlarında hikâyelerini ve hikâyelerini anlatmakla solcu küçük burjuvaları açımlamak amacını güttüğünü söylediği küçük kent soylu bu kişiler başka dikkate göre, hiçbir şeye bağlanamayacak kadar her şeyi iyi bilen küçük burjuva, aydınlar, sanat öğrencisi gençler, toplumla sağlıklı ilişki kuramayan şair, ömrü boyunca sevgiyi aramış ama bir türlü yakalayamamış gönül yorgunu geçkin bakireler, cinselliği netleşmemiş, daha doğrusu sapkın cinsel eğilimler içerisindeki incelik düşkünü erkekler, kadınlar, hayatta aradığını bulamamış sanatçılardır. Bu kişilerin gerek kendi içlerindeki gerekse birbirleriyle ve bir grup/çevre olarak toplumla olan ilişkilerindeki mutsuzluklarının, umutsuzluklarının, karamsarlıklarının nedenlerine dair yukarıda çoğu kendi ağızlarından ifadeler verilmişti. Bunların sebeplerine dair romanlarda genellikle sevgisizlik, iletişimsizlik, birbirini anlamama, sahte/çıkarcı ilişkiler, sahte aydın tavırları gösterilir. Ancak, yazarın önceki romanlarında da gözükmekle birlikte Bir Akşam Alacasında merkezde olan, belki de yazarın kendi düşüncelerine daha yakın duran (s.28-29da yazarlığı üzerinde düşünen Emrenin zihninden geçenler İlerinin romancılığının ilk dönemiyle oldukça benzeşir.) Emrenin geldiği, yine görüşlerini ilginç bulduğu Ekremin de vurguladığı, Yalancı Şafakta da Ertuğrul Beyin şahsında dillendirilen Türkiyenin içinde bulunduğu meseleleri aşması için geçmek zorunda olduğu büyük bir gönül eğitimi, Türk toplumunun Anadoluda Yunus Emre, Mevlâna ile yaşadığı büyük şiiri belleğinden silip atmakla yaptığı bağışlanamaz yanlış üzerinde durulabilir, bu nokta işlenmek suretiyle yazarın ilk romanlarında mesele edindiği konuya farklı bir açılım getirebilirdi. Fakat yazar 1980lerin ortasından itibaren yeni bir konuyu mesele edinir, ilk romanlarında da izleri görülen sanatçı/romancı sorunlarını merkeze almaya başlar ve 1990larda Türk romanında pek görülmeyen bir tarzla, kurmacanın içinde gerçekliği yoğurarak geçen yüzyılın -edebiyat ağırlıklı olmak üzere- unutulan kişilerine, eserlerine, günlük hayatına, siyasî olaylarına döner. 2000 ve sonrası romanlarında ise yazar yine geçmiştedir ama bu sefer tarihî kişiler, olaylar, yazarlar ve eserlerden çok kendisi, kendi şahsî tarihi ön plândadır. Bu şahsî geçmişin, elbette romanlarda anlatıldığı kadarıyla, ne kadar roman biçimi içinde ele alınmaya değer bir konu olduğu, bu romanlarla anlatılanlarla okurun bilgi, deneyim dünyasına hangi katkıyı sağlayacak nasıl bir teklif/yorumla gelindiği tartışılır. Yazar aydın görünümünü zaman zaman toplumsal ortam bağlamında da ele alıp yorumladığı, daha sonra geçmişe dönerek o günlerin toplumsal hafıza tarafından unutulmuş yerlerinde gezindiği romanlarından sonra tamamen kendine dönmekte. Son geldiği nokta ise kadının kadınla ilişkisinin/aşkının anlatıldığı bir konu/mesele. Yazarın diğer romanlarında da zaman zaman gündeme gelen bu konuyu bir roman boyutunda, üstelik hacimli romanlarından biri olarak ele alınmasında bu tür konuların son dönemde belli çevrelerde ses getirmesinin etkisi olup olmadığını düşünmek gerekiyor. Buraya kadar ne(ler)den bahsettiği üzerinde durulan yazarın belki kısa da olsa nasıl bahsettiği üzerinde bir iki söz söylemek gerekir. Selim İlerinin romanın teknik yönü üzerinde uğraşan, düşünen bir romancı olduğunu söylemek gerekir. Yer yer araç değil amaç haline getirildiği hissedilen bu uğraşı zaman zaman yazarın romanlarını zor okunur bir duruma getiriyor. Dar bir zaman aralığı olarak seçilen mevcut hikâye zamanından geçmişin; olay zamanının verilmesi, süregiden iç konuşmalar, bilinç akışı ve bilinç akışının gereği olarak zaman çizgisinde sürekli gidip gelmeler yazarının anlatımında hemen öne çıkan belirgin nitelikler olarak gösterilebilir. Yazarın romancılığının diğer belirgin bir yönü de okurdan özellikle edebiyata dair zengin bir ansiklopedik birikim talep etmesidir. Roland Barthesin ifadeleriyle söylemek gerekirse, Selim İlerinin özellikle belli romanları sayısız kültür odaklarından alıntıların oluşturduğu bir dokuyu (buradaki alıntı elbette kes-yapıştır demek değildir) andıran metinlerdir. En son, bu tespitle bağlantılı olarak, İlerinin özellikle Yeni Dönem; Yeni Yapı başlığı altında ele alınan romanlarının her an ormandan/romandan çıkıp, öteki ormanları/romanları, kültür evreninin ve metinlerarası etkileşimin uçsuz bucaksız ormanını düşünebilecek okurlara seslendiğini belirtmek gerekir. Bu mesaj en son " 01-09-2007 " tarihinde saat 02:44 itibariyle Mülteci tarafından düzenlenmiştir.... Sebep: Webbilişim Otomatik Flood Önleyici |
|
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| romanciligi, ilerinin, selim |
Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) |
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| --> Yavuz Sultan Selim Belgeseli | Deadly | Osmanlı Tarihi | 2 | 25-07-2008 14:06 |
| Selim İlçesi Tanıtım Klibi | LokuMm... | Kars | 0 | 02-07-2007 13:58 |
| Yavuz Sultan Selim ve İran Şahı | Darkman | Türk Ve Dünya Tarihi | 0 | 11-05-2007 19:59 |
| Yavuz Sultan Selim 'in Zerafeti | Darkman | Türk Ve Dünya Tarihi | 0 | 11-05-2007 19:44 |
| acemi cadi aysegul-selim | Darkman | Acemi Cadı | 0 | 22-04-2007 11:25 |