full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod  

Kemal Özer

Her Telden Diğer Konular kategorisinde ve Tiyatro,Edebiyat,Sanat forumunda, bulunan Kemal Özer konusunu görüntülemektesiniz. KEMAL ÖZER ŞİİRLERİ YANGIN ŞİİRLERİ Akıl erdiremiyor dostları onun yokluğuna biraz da bu kararsızlıktan olmalı Onu görüyorlar hâlâ birine baktıklarında ...




Geri Git   full programlar-oyun yamalari-dizi arsivi-msn-cep-telefonu-ipod > Her Telden,Konular > Her Telden Diğer Konular > Tiyatro,Edebiyat,Sanat

Maşaallah

Kayıt SSS Üye Listesi Takvim Konuları Okundu İşaretle



Kemal Özer






Yeni Konu Gönder Cevap Yaz

 

LinkBack Konu Araçları Mod Seç
Eski 01-09-2007, 02:46   #1 (permalink)
Cool Kemal Özer

KEMAL ÖZER ŞİİRLERİ


YANGIN ŞİİRLERİ


Akıl erdiremiyor dostları onun yokluğuna

biraz da bu kararsızlıktan olmalı



Onu görüyorlar hâlâ birine baktıklarında

biraz da bu şaşırmışlıktan olmalı



Adını sesleniyorlar birini benzetirlerse ona

biraz da bu yalnızlıktan olmalı



Asaf'ı sarmak için dostlukla

her mızıka çalışında duydukları fırtına..



Mızıkadan göğe ağan sesi

niye bu denli candan konuşur

niye ömrü kısa kelebeklerle?



Mızıkada dile gelen bakışı

niye bu denli boyun eğmiş

niye yoluna bir hüzün çıkınca?



Mızıkayla yankılanan yüzü

niye sevgiye çağırırken gülümser

niye daha güzelleşir küstüğü zaman?



Asaf'ı yaşamak olmalı biraz da

yeni bir yanıt aramak bu sorulara..



TUTANAĞI YAZILIRKEN



Neyinden tanırım

gülüşünden belki

boynu biraz yana eğik

biçilmeyi bekleyen o bir sap ekin



Neyinden tanırım

gülüşünden belki

rüzgâr çıkıp da götürmezse

boşalmaya hazır o bir tutam bulut



Neyinden tanırım

karınca adını alışından

göze görünmez adımlarla

sabrı yürüyüşünden belki



Haksızlığı gözyaşıyla sorgulayıp

öfkeyi gösterişsiz yaşayışından

boyunca oğul yetiştirir gibi

her kitabıyla biraz daha çoğalışından



Halkın ekmeğini yoğurmaya

adanmış ellerinden belki de

tutanağı yazılırken sorsalar

neyinden tanırsın diye Asım’ı



CEZAEVİNDEN YOLA ÇIKAN GEMİ







Açılmayan bir cezaevi kapısının

kıymık kıymık sökülerek tahtaları

dönüşürse küçücük bir gemiye

şiirle açılır o gemi ancak

sözcüklerin denizine.



Sözcükleriyle açılır bir şiirin:

günle, güvercinle, hüzünle.

Gün belirsizdir, güvercin beyaz,

hüzünse şiirin gözlerinde.



Kanatlarını çırpsın diyor şiir

ağzında bir mektupla gelecekse

o beyaz güvercin,

hüznü silecekse gözlerimden,

sana kavuşacaksam sevgilim

durmasın çırpsın kanatlarını.



Ve son verecekse bir gün,

bir ses son verecekse yaşamıma,

patlasın isterim o ses

bir anlam bulmak için kulaklarda.



Ve öyle ki kanımın

bir damlası bile düşerse yere

bilsinler kızıl güllerin açacağını orada,

alev çemberindeki akrep gibi

korksunlar korksunlar o zaman,

gül dikenlerinden olacaktır

çünkü onların da ölümleri.



Sürdükçe bu söyledikleriyle şiir,

nereye koyarlarsa evin içinde

yüzmeyi sürdürecektir sözcüklerin denizinde

cezaevinden yola çıkan o gemi.


SENİ ANMAKLA ARTIYORUM

korkak değilim umutsuz değilim bundan böyle
değiştirdim sana yaraşmayan günlerimi verdiklerinle

sana yaraşmayan ne varsa bir bir çıkarıp attım
yeller esiyor şimdi o büyük karanlığımın yerinde

geldin kutsal bildiklerimi yeniden tanımladın
ülkemi bir bakışta bağladın güzelliğine

en varılmaz yerlere vardırdın ellerimi
en gizli denizleri açtın gemilerime

sensin artık adı bir dönülmezliği çağıran
kelimeleri ölümsüz kılan şiire



AYLI KARANLIK

saklı tuttun saklı tutmanı sevdim
en karanlığa açılan kapını sevdim
yüzümü döndürmek için az mı
denizler dalgalar az mı yangınlar bulutlar
geldi savruldu üstüme geldi yıkıldı

bir nice batık taşlara gemilerim
yıkılmış ağaçlara bir nice gölgelere
gemilerim dedim beni alır götürür
onun kıyısına bırakır onun ülkesine
koskoca bir uykunun ardında
bir ormanın ardında karıncaların

olmadı mı en çok onu sevdim
saçlarını kurutmaya yaz güneşi
olmadı mı ellerini sevdim gülüşlerini
ateşler yaktım ısındım karanlığında
yoluma çıktıkça gözlerinin akşamı
ne ürkek ne büyük olduklarının akşamı

sevdim çağrıladım ben seni geceler
günler yalnız olduğumun kıyılarında
aydınlığı sürüp giderken yan yana gelmelerin
dedim elleri kimbilir kimin elinde
saçları dudakları kimbilir kimin



AĞIT

annem mi bir kadın
geciken bir kadın gece yatısına
ölüm kendini göstereli babamın saçlarından
günübirlik bir kadın
üsküdar'la istanbul arasında

babamdı sakalıydı babamın
bir akşam göle batırdı
çıkmamak üzere bir daha
hepsi de ekmek kokardı
sayısı unutulan parmaklarının

akşam bir attır bütün ülkelerde
serin esmer bir attır
terkisine çocukların bindiği






KENDİ ANLATIMIYLA YAŞAMÖYKÜSÜ

1935 yılında İstanbul'da doğmuşum. Annem (Kevser), bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan topraklarda doğup büyümüş, ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etmiş sonra. Babam (Mehmet) ise, yirminci yüzyılın ilk yıllarında Sivas'ın Karaözü köyünden asker olup başkent İstanbul'a gelmiş, bir daha da baba ocağına dönmemiş bir başka göçmen. İstanbul, ikisinin yaşam çizgilerinin kesiştiği ve benim yaşantımın odaklaştığı yer oluyor. Çocukluk deyince, Devlet Demiryollarında tren sürücüsü olan babamın görevi dolayısıyla dört yıl kadar kaldığımız Çerkezköy'ü ve İstanbul'da Aksaray'da geçen günleri anımsıyorum. İlk anılarımdan biri, sabah erkenden uyandırılıp Atatürk'ün bana gösterilişi oluyor. Üstü açık bir otomobil, güneş gözlüğü ve kasket. Trakya manevraları için Atatürk'ün Çerkezköy'den geçtiğini ve gördüklerimin düş olmadığını, anılarımdaki görüntüyle tarih kitaplarındaki görüntünün örtüştüğünü sonraları biraz da şaşkınlıkla ayırt etmişimdir. Üzerimde iz bırakan ve kafamı uğraştıran ilk tanıklık bu.*Çocukluğumda tanıklık ettiğim ikinci duygu, babamın başka çocukların babası gibi her akşam eve gelmemesi duygusudur. İşi gereği, iki gecesini dışarda, bir gecesini evde geçiren bir baba ve başkalarından ayrı olmak kaygısı. Bir daha değişmemek üzere dar gelirli yaftası yapıştırılan bir aile, nasılsa satın alınıp başımızı soktuğumuz iki katlı bir ev. Çerkezköy'den İstanbul'a küçük bir göç yaşadığımı bu arada belirtmeliyim. Evet, Aksaray'da bu küçük evde yirmiüç yıl geçiriyorum. İlkokulu 1942-47 arasında okudum. Babam, Edirne'den Sirkeci'ye treni getirdikten sonra kalp krizi geçiriyor ve “adî malûl” emekli oluyor. Sonra da geçim darlığı artıyor ve evimizin odaları, buna koşut olarak, azalıyor. Çünkü yeni bir gelir kaynağı “keşfediyor” aile. Odaları üniversite öğrencilerine “pansiyon” veriyoruz. Beş odamız var; geçim daraldıkça oda sayısı azalıyor. Sonunda iki oda kalıyor kendimize.İlkokulu bitirdiğim yıl, babamın bir baba yurdu olduğu, akrabalarımın bir bölüğünün orada yaşadığı öne çıkıyor. Karaözü köyüne ilk uzun yolculuğum. Köyde, tanıdığımdan başka, benzersiz insanlarla karşılaşıyorum. Toz toprak içinde oynaşan bebelerden dişi dökülmüş ninelere kadar herkeste garip bir tutku. O köyden kimlerin yetiştiğini, ne iş tuttuklarını herkes sayıp döküyor ve onur duyuyor bundan. Kaç öğretmen, kaç subay, kaç ebe, kaç doktor yetişmiş, herkes biliyor ve kendi çocuğuymuş, yakınıymış gibi hepsini herkes benimsiyor. Kızılırmak geçiyor köy içinden ve Sinan'dan kalma bir köprü, üzerinde. Köyün ozanı, bizim gelişimiz için de türkü yakıp sazıyla çalıyor söylüyor bir akşam.Emekli olduktan sonra babamın beni yetiştirme konusunda neler düşündüğünü de öğrenmiş oldum. Okumama karşı değildi, ama kendi deyimiyle “hayatı anlamalı”ydım. Bu yüzden, koskoca bir yaz tatilimi, Aksaray pazarında manav çıraklığı, araba iterek sokak satıcılığı denemesine kurban etmişti. Emekli olurken verdikleri parayı o yaz tüketince benim de yakamı bırakmış oldu babam. Sonradan, kendisini başarısız bulduğunu, benim de başarısız, beceriksiz olmamam için kent yaşamasında para kazanmanın tek yolu olarak gördüğü ticarete beni zorladığını düşünmüşümdür.Bense, sokak aralarında yapılan sporla yetinmek istemiyor, spor alanlarına çıkmayı düşlüyordum. Bir yandan da, 1948 ya da 1949 yılında birdenbire karşılaştığım bir öykü kitabı aracılığıyla edebiyata yönelmiştim. Evimizdeki odalardan birinde pansiyon oturan bir öğrenci taşınmış, annem arkasından odayı süpürürken somyayla duvar arasına düşmüş bir kitap bulup bana vermişti. Yazarı Sait Faik'ti ve adı Lüzumsuz Adam'dı bu kitabın. Çocuk dergileri ve okul kitaplarındaki parçalar dışında ilk okuduğum kitap bu oldu ve beni derinden etkiledi. Okuldaki yazı ödevleri dışında yazdığım ilk denemeler, o kitaptakilere benzetmeye çalıştığım öykülerdi. Bir süre sonra, daha kolay yazıldığını görerek şiir yazmaya başladım. Varlık dergisini ve Varlık yayınlarını tanımıştım. Şiirlerimi daha çok Varlık dergisinde okuduğum şiirlere benzetmeye çalışıyordum. Bu yüzden, örneğin karısına seslenen bir adamın ağzından dizeler bile döktürüyordum. Çevremde ilk beğeniler, onları dergilere gönderme cesareti verdi. Bu arada, ortaokul son sınıfta kendi el yazımla defter sayfalarına yazıp yayınladığım dergide, sınıfımızdaki kızları iğnelediğim için Pertevniyal Lisesi'nden Kumkapı Ortaokulu'na gitmek zorunda kalmıştım. Lisede edindiğim arkadaşlıklarda, tanıştığım öğretmenlerde bu okul değiştirme olayının önemli bir payı olduğunu düşünürüm. Çünkü Kumkapı Ortaokulu'nu bitirenleri yalnız İstanbul Erkek Lisesi'ne alıyorlardı.*
Şiir yazmak ve yayınlansın diye dergilere göndermek, sıkılgan biri için o kadar güç değildi. Ama başarılı olacağıma o kadar inandığım sporda, birtakım işlemler yaparak yarış alanına çıkmak bayağı ürkütücüydü. İlk büyük cesareti gösterdim, kendi başıma beden eğitimi bölge müdürlüğünde sağlık denetiminden geçip kart çıkarttım. İnönü Stadı'nda atletizm yarışlarına katıldım. Uzun ve yüksek atlamada dereceye bile girdim, madalya aldım. Ne yazık ki sürekli olamadı, daha ötesini becerip spor yaşantımı sürdüremedim. Yeni serpilmekte olan bedenime atletizm çalışmaları ağır gelmişti.*
Sanıyorum, sporda bu yarım kalan isteklerim şiire daha çok yönelmeme neden oldu. Yılmadan gönderdiğim şiirlerden biri sonunda basıldı. Ankara'da, Harika adlı bir dergide. “Bir Yer Var” adını taşıyan ve 25 Ağustos 1951'de basılan bu şiir şöyleydi:

Ağaçsız, gölgesiz bir yer var*
İçinde gezdiğim;*
Ayaklarım, ellerim dünyadayken*
İçinde olduğunu hissettiğim.*
Bir yer var;*
İçinde olduğum halde*
Nerde olduğunu bilemediğim,*
Hududunu göremediğim.*
Bir yer var;*
Ben uyuyunca uyuyan,*
Uyanınca uyanan,*
Benimle birlikte yürüyen.*
Bir yer var;*
İçinden insana sesler gelen,*
Benimle konuşan, dertleşen*
Halimizi bilen ve gülen.*
Ağaçsız, gölgeliksiz bir yer var*
Benimle birlikte büyüyen...
*
İstanbul Erkek Lisesi'nde beni sanata çeken öğretmenlerle karşılaştım. Özellikle Salim Rıza Kırkpınar'ın bu konuda büyük etkisi oldu. Kendim gibi yazan, edebiyat heyecanı ve sevgisi taşıyan arkadaşlar edindim. Adnan Özyalçıner, Konur Ertop, Ergin Günçe, Önay Sözer, Oktay Tuncer...Bu sürede okul içinde yoğun bir sanat etkinliğinin yanısıra dışarda da, özellikle taşra dergilerinde şiirlerim yayınlanıyordu. 1955 yılında, liseyi bitirip Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne girdim. Üniversitede özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan'ın etkileri geldi. Başka fakültelerden arkadaşlar edindim. Onat Kutlar, Ergin Ertem, Erdal Öz, Demir Özlü, Ferit Öngören, Doğan Hızlan, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Hilmi Yavuz...Liseden ve üniversiteden bu arkadaşlarla birlikte a dergisi'ni kurduk 1956 yılında. Bir yandan da yeni yeni yazarlarla, ozanlarla tanışıyor, çevremizi genişletiyorduk. Cemal Süreya, Edip Cansever, Asım Bezirci, Sezai Karakoç, Memet Fuat, Yusuf Atılgan, Hüseyin Cöntürk vb.*
Bu ilk dönemin sonunda başka bir şeyle karşılaştım: Yazdıklarıma benim diyebilme gereksinimi. Herkes yazıyordu; onlardan beni ayıran, şiirlerime benim diyebileceğim bir şey katmalıydım. Ardında yalnız benim olan bir karşılığı olmalıydı yazdıklarımın. Bu karşılığın ancak kendi yaşantım olabileceğini düşündüm ve o zamana kadar yazdıklarımı toptan yoksadım. Bir yandan üniversitede Tanpınar'ın dersleri, bir yandan Pazar Postası sanat ekinde Muzaffer Erdost'un İkinci Yeni adıyla andığı, savunuculuğunu yaptığı şiir hareketi, yeni bir şiir oluşturmamda etkili oldu. Özgün bir şiir dili yaratmak, yıkılmaz bir şiir yapısı kurmak, yazdığım her şiirde bir mükemmellik gözetmek istiyor, İkinci Yeni'nin çağrışımlara dayanan, dizeyi şiire birim yapan, anlamı rastlansala kadar indirgeyen atılımından yararlanıyordum.*
Bu ikinci dönemde yazdığım şiirlerden bir bölüğüyle ilk kitabımı yayınladım. 1959 yılında, Gül Yordamı adıyla. Aynı yıl, haftalık Kim dergisinde düzeltmen olarak çalışmaya başladım. Fakültedeki bir kız arkadaşıma sevdalandım. İçeriğinde bu ilişkinin büyük yer tuttuğu sonnet biçiminde 16 şiirimi Ölü Bir Yaz adıyla yayınladım 1960 yılında. Aynı yıl, Cumhuriyet gazetesindeki düzeltmenlik görevine geçtim. 1961 yılında, beni yaşam serüveniyle etkileyen babam öldü. Elli yıl kent yaşantısına bir türlü ayak uyduramamış, göçebeliğini alttan alta sürdürmüş bu bozkır insanının anısıyla oluşturduğum ve ona adadığım şiirlerimi Tutsak Kan adıyla bastırdım. 1962'de fakülte arkadaşımla evlendim. Yedeksubay öğretmen olarak Amasya'nın Destek köyü okulunda iki yıl çalıştım. Bir kızım dünyaya geldi. 1965-70 arasında kitapçılık yapmaya başladım. Şiir ve sinema alanında 13 kitap ve 20 sayılık Şiir Sanatı dergisini yayınladım.*
1963'ten 1970'e kadar olan yaşantım için söylenecek ayrıntı çok değil. Gazetedeki işi sürdürme, kitapçılık, yayıncılık gibi birkaç olgu... Bunun dışında, herkesi sürükleyen, giderek ilgilendiren ve ortak eden bir toplumsal kaynaşma, oluşma ve devinim sözkonusu edilmeli. Öyle ki, kişinin yaşantısıyla toplumun yaşantısı gittikçe birbirine yaklaşıyor, çakışıyor. Daha doğrusu bunun böyle olduğunu hızla ortaya koyan günler yaşanıyor. Saydamlık artıyor, neyin ne olduğu ortaya çıkıyor. Emek/Sermaye ilişkisi ve çelişkisinde yerini almak da saydamlaşan konulardan. Yalnızca akılcı bir yaklaşım değildir bu elbet. Etiyle kanıyla içinde olmak, kafayla gönülle özümlemek gibi çok daha derin, köklü, yaşamın tümüne damgasını vuracak genişlikte bir eylemdir.*
Saydamlık artınca, kişioğlu kendi konumunu daha iyi kavrıyor. Yaptığı sanatın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini de. “Sanata ilginin başlangıç nedenleri?” sorusuna şu karşılığı vermişim 1972'de bir dergide: “Bilinçlenmeden önce her şeyi birbirinden ayırıp tek başına ele alabiliyor kişioğlu. Böyle olunca da sanatı türlü karşılıklarla algılayabiliyor. Ülkemizde ve benim gibi içe kapanık kişilerde çoğunluk bir yücelme gereksinimi, kendini bir şeyle özdeşleştirme, aşma aracı oluyor sanat. Kendini önce kendisine, sonra çevresine, giderek topluma kabul ettirme olanağıyla bir tutuluyor. Bu yolda hazırlanmış kılıflar dergilerden, kitaplardan, kısaca sanat eğitimimizden geçerek bize gelip yeteneğimize göre yapıtlarımızda gerekli uzantıları sağlıyor. Kılıflar, yani önceden kotarılan avuntular o kadar iyi düzenlenmiş, öyle iyi besleniyor ki, köklü bir bilinçlenme olmadan bunları aşmak, bir bakıma sanata yeniden başlamak olanaklı değil.”
1960'tan önce a dergisi'ni çıkarmış, sonradan şu ya da bu oranda dünyaya bakışları değişmiş eski arkadaşlarla Yeni a Dergisi'ni yayınlamaya başladık 1972 Nisanında. Gerek bu dergide, gerekse daha sonra, yaşama bir bütün olarak bakma, onu bir bütün olarak kavrama, şiiri yaşamın hizmetine koşma gereğiyle ve bilinciyle yazmayı sürdürdüm. 1973, 1974 ve 1975 yıllarında üç şiir kitabı, bir de Nasrettin Hoca öykülerini şiirleştiren yapıtımı yayınladım. Bundan sonrası için şiirin yanısıra incelemeler, araştırmalar yapmak gibi, çocuklar için kitaplar yazmak gibi tasarılarım da var.
ŞİİRLER
  • Gül Yordamı (1959)
  • Ölü Bir Yaz (1960)
  • Tutsak Kan (1963)
  • Kavganın Yüreği (1973)
  • Yaşadığımız Günlerin Şiirleri (1974)
  • Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya (1975)
  • Geceye Karşı Söylenmiştir (1978)
  • Kimlikleriniz Lütfen (1981)
  • Araya Giren Görüntüler (1983)
  • Sınırlamıyor Beni Sevda (1985)
  • İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle (1990)
  • Bir Adı Gurbet (1993)
  • Oğulları Öldürülen Analar (1995)
  • Onların Sesleriyle Bir Kez Daha (1999)
  • Sevdalı Buluşma (2005)
  • Seçmeler
  • Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya (1982)
  • Çağdaş ve Boyun Eğmeyen (1985)
  • 100 Şiir (1996)
  • Birlikte, Aynı Ateşten Geçerek (2003)
  • Dalgayı Haber Veren Yakamoz (2005)
  • Takas (2006)

Toplu basımlar
  • XX. Yüzyıldan Duvar Kabartmaları 1 (2000)
  • XX. Yüzyıldan Duvar Kabartmaları 2 (2000)
  • Seslendirmeler (kaset ve cd)
  • Şiirlerden Bir Gökkuşağı
  • Birlikte, Aynı Ateşten Geçerek
Başka dillerde
  • Morskiyat Jetvar (Deniz Orakçısı)
  • Imellem Betragte Og Se (Bakmakla Görmek Arasında)
  • Nasreşten Vyatır (İki Yönlü Rüzgâr)
  • Opkomende Beelden (Araya Giren Görüntüler)



(Öykü dergisi – Mart 1976)
 
 
Mülteci Çevrimdışı  
Alıntı Yaparak Cevapla
Reklamlar
Cevap Yaz

Etiketler
kemal zer


Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)

 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Yeni cevap yazamazsınız
Eklenti gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kemal Sunal Belgeseli-2 ultrAslan Diğer Videolar 0 18-08-2007 23:55
Kemal Sunal Belgeseli-1 ultrAslan Diğer Videolar 0 18-08-2007 23:54
Zerrin Özer Şarkı Sözleri.... e_MuRi Şarkı Sözleri 26 27-06-2007 16:19
Kemal Sunal-Chacarron :) Deadly Komik Videolar 0 23-06-2007 18:29
Kemal Sunal dan seçmeler Deadly Komik Videolar 0 25-04-2007 18:57


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:09 .



Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
THE SECURITY SYSTEM CBACK.de ACTIVE

sinema TOPlist Rambler's Top100


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279<