Bilgi Kulübü kategorisinde ve Ziraat / Tarım forumunda, bulunan Kivi konusunu görüntülemektesiniz. GİRİŞ Dünya nüfusundaki hızlı artış, var olan kaynakların optimum şekilde kullanımını zorunlu kılarken yeni arayışlar içine girilmesine de neden olmaktadır. ...
|
|||||||
|
Kayıt | SSS | Üye Listesi | Takvim | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
#1 (permalink) |
|
Dünya nüfusundaki hızlı artış, var olan kaynakların optimum şekilde kullanımını zorunlu kılarken yeni arayışlar içine girilmesine de neden olmaktadır. Ülkemizin coğrafi konumu ve farklı iklim yapıları nedeniyle çok farklı ekoloji ve mikro klimalara sahip ender ülkelerden birisidir. Anadolu bir çok bitki türünün de gen merkezidir. Son yıllarda gelişen iletişim imkanları, tüketici ve üreticilerin yeni meyve türlerine karşı ilgisini artırmıştır.Kivi bunlardan biridir. Actinidia cinsi içerisinde yaklaşık olarak 60 tür bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de kitabımıza konu olan A. deliciosa’dır. Kivi, anavatanı olarak kabul edildiği doğu ve güney Çin’de doğal ortamda kendiliğinden yetişmektedir. Doğal yetişme alanında erkek bitkiler çoğunluktadır. Bunun nedeni tohumdan çıkan bitkilerde erkeklerin oranı %70-80’olmasıdır. Bu nedenle doğa’da erkek bitkiler daha fazla bulunmaktadır. Dünya’da ilk kez kültüre alındığı ve ilk ticari bahçelerin tesis edildiği ülke ise Yeni Zelanda’dır. Actinidia üzerinde çalışmalar bütün üretici ülkelerde yoğun olarak devam etmektedir. Kültüre alınması 60 yıl gibi çok kısa bir süreyi kapsamaktadır. Dünya’da en fazla kivi İtalya başta olmak üzere Yeni Zelanda, ABD, Fransa, Şili ve Japonya’da üretilmektedir. Bunları Çin, İspanya ve Yunanistan izlemektedir. Türkiye’de kivi üretim çalışmaları 1988 yılında başlamıştır. İlk olarak Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından sahil bölgeleri ağırlıklı olmak üzere farklı ekolojilerde adaptasyon bahçeleri kurulmuştur. Yapılan bu çalışmalar sonucu başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Marmara ve Ege sahil bölgelerinin kivi yetiştiriciliğine uygun olduğu tespit edilmiştir. Doğu Karadeniz bölgesi insanı ilk kez 1990’lardan sonra BDT ülkelerinden gelen turistlerin getirdikleri kivi fidanlarını alarak kiviyi tanımışlardır. Karadeniz bölgesinde kivinin tanınmasında özellikle Gürcü vatandaşların büyük katkısı olmuştur. O yıllarda ülkemize gelen fidanlar tohumdan üretilmişler ama aşılanmamışlardı. Bu yüzden 1990’larda dikilen fidanların büyük çoğunluğu meyve vermemiştir. Buna nazaran bölge insanının kiviye karşı ilgisi her geçen gün artmıştır. 2003 yılına kadar ülkemizde tesis edilmiş olan toplam kivi üretim alanı 5000 dekara yaklaşmıştır. Kivi bahçeleri daha ziyade Karadeniz sahil kuşağında yoğunlaşmıştır. Marmara bölgesindeki kivi bahçeleri büyüklükleri 10-40 dekar arasında olmakla birlikte, Karadeniz bölgesindeki bahçe büyüklükleri 0,5-3 dekar arasındadır. Bunun nedeni bölgede arazi darlığı ve üreticilerin tüm arazilerine kivi dikip risk almak istememeleridir. Ülkemizde yılda 10.000 tonun üzerinde kivi tüketilmekte, bunun 2000 tona yakını ülkemizde üretilmektedir. Geriye kalan kısım Yunanistan, İtalya ve Yeni Zelanda’dan ithal edilmektedir. Fakat 2002 yılında Rize ilinin Ardeşen İlçesinden Yunanistan’a 40 tonluk bir ihracat gerçekleşmiştir. Bu da kivinin ülke ihtiyacını karşıladıktan sonra ihracata yöneleceğini göstermektedir. Dünyada milyonlarca insanın açlıkla karşı karşıya olduğu göz önüne alınırsa, önemli bir tarımsal potansiyele sahip olan Türkiye’de yaşayanların şanslı olduğu söylenebilir. İnsanlarımızın eğitim düzeyi, ekonomik durumları ve beslenme alışkanlıkları değiştikçe, kiviye olan ilgileri artacak ve önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde 20.000 tonluk bir tüketimden söz edilebilecektir. Üretim alanının 10 yıl sonra 15.000 dönümün üzerine çıkacağı tahmin edilmektedir. Elbetteki bu üretim, ihracat açısından yeterli değildir. Daha fazla üretilmeli fakat 15-20 dekar fındık veya çay bahçesine sahip olan bir üreticinin arazisinin tümünü söküp de kivi dikmesini uygun görmemekteyiz. Kivi üretiminin bölgede gelişmesi, mono kültüre dönüşmüş olan üretimin çeşitlenmesi, iş gücü isteklerinin yılın farklı aylarına dağıtılmasını, uzun yıllar tek ürünle yorulan toprakların dinlendirilip ıslah edilmesini sağlayacaktır. Kivi çok yıllık bir bitkidir. Dikildikten 3 yıl sonra meyve vermeye başlar. Çiçeklenmeden yaklaşık olarak 160-180 gün sonra meyveler hasat edilir. Dekar başına bitki yoğunluğu geleneksel dikimde 40, sık dikimde 80’e kadar varmaktadır. Kivi iyi drene edilmiş ve pH’sı 5,5-6,5 arasında olan toprakları tercih eder. Ayrıca kivi sık ve az miktarda sulanan bir bitkidir. Ülkemizde kivi yetiştiriciliğinin geçmişi kısa olduğundan bu konuda yeterli bilgi birikimi yeni yeni oluşmaktadır. Özellikle kaliteli ve yeterli sayıda kivi fidanı üretiminin yetersiz oluşu, kivi bahçelerinin uygun biçimde terbiye edilip taçlandırılmaması, yaz ve kış budamalarının yanlış ve yetersiz yapılması, bahçelerde yeterli sayıda tozlayıcı erkek çeşitlerinin bulunmaması, seyreltme yapılmaması, uygun sulama sistemlerinin kurulmamış olması, bitki beslenme normlarının yeterince araştırılıp uygulanmaması, hasat olum kriterlerine yeterince uyulmaması başlıca sorunlar olarak belirtilebilir. Bu konuların çözümü Ziraat Fakülteleri, Araştırma kuruluşları ile Tarım Müdürlüklerindeki teknik elemanların üretici ile bire bir ilişki içerisinde çalışarak problemleri çözecekleri kanaatindeyim. KİVİ’NİN BESİN DEĞERİ Kivi yüksek miktarda C vitamini içerir. Bu yönüyle bir çok meyveden üstündür. Bu özellik kivi meyvesine değer katan ve aranan bir meyve olmasını sağlayan etmenlerin başında gelmektedir. Hunan Tarım Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre, kivilerdeki C vitamini oranı şöyle tespit edilmiştir. Analiz yapılan kivilerin ¼’ünün 100 mg/100g’dan daha az C vitamini içerirken, ¼’ünde 100mg/100g’dan daha fazla, ¼’ünde de 200 mg’ın üzerinde ve geriye kalan diğer kivilerde ise 400 mg/100g’dan daha fazla C vitamini olduğunu tespit etmişlerdir. Meyvelerin C vitamini seviyesi çevre şartlarına, gelişme ve olgunlaşma durumuna hatta meyvenin bitkide bulunduğu yere göre de değişmektedir (Tablo 1.). Kivinin yenilebilen 100 gramındaki besin değeri Su g 83,05 Çinko (Zn) mg 0,16 Enerji kcal 61 Selenyum (Sl) mcg 0,6 Lifli Madde (Posa) g 2,6 Kükürt (S) mg 16 Protein g 0,99 Bakır (Cu) mg 0,1 Toplam Yağ g 0,44 Bor (B) mg 0,2 Karbonhidratlar g 14,88 Vitamin C mg 105 Kül g 0,64 Thiamin mg 0,02 pH 3,5 Riboflavin mg 0,05 Kalsiyum (Ca) mg 35 Niasin mg 0,5 Demir (Fe) mg 0,5 Vitamin B-6 mg 0,09 Klor (Cl) mg 50 Folik asit mcg 10,6 Magnezyum (Mg) mg 28 Lutein mcg 180 Fosfor (P) mg 40 Vitamin A IU 175 Potasyum (K) mg 332 Vitamin E mg ATE 1,12 Sodyum (Na) mg 4 Kolesterol mcg 0 Tablo 1. Kivinin besin değeri Yetişkinlerin günlük alması gereken C vitamini oranı 75-100 mgr arasındadır. Pazarlanabilir meyve ağırlıkları 80 gr’ın üzerinde olduğuna göre bir kivi meyvesi yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacını fazlasıyla karşılar. Ayrica C vitamini dış etkenlere bağlı kanserojen maddelerle mücadele etme gibi bir özelliği bulunmaktadır.Bu yüzden kivi bir çok kaynakta “sağlık meyvesi” olarak da bilinir. Genç meyvelerde fazla bulunan quinik asit, askorbik asidin oluşmasıyla ortamdan kaybolur. Meyve iki saat kaynatılırsa askorbik asit 20% oranında azalır. Ayni oranda askorbik asit donmuş meyvelerin oda sıcaklığına getirilmesiyle kaybolduğunu tespit etmişlerdir. Kiviler yumuşatıcı özelliği olan proteolitik enzimlerden aktinidin ihtiva ederler ve bu enzim ile sindirime yardımcı olurlar. Olgunlaşmış meyvelerde tanen oranı 0,95% gibi çok düşük değerdedir. Yeni Zelanda’da yapılan araştırmalara göre kivi meyvesi folik asit, potasyum, krom ve E vitamini yönünden zengin olduğu tespit edilmiştir. Çin’in Shandong Tarım Üniversitesinde araştırma yapan bilim adamları kivinin; hepatit, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları gibi pek çok hastalığın kontrolünde önemli etken olduğunu ve ayrıca meyvesinin suyu sindirim sisteminde kanser oluşturan nitrit bileşiklerinin sentezini önleyerek yemek borusu, mide ve kalın bağırsak kanserlerinin oluşmasını engellemede önemli rol oynadığını tespit etmişlerdir. Ayrıca içerisindeki değişik mineral maddeler sayesinde stres azaltıcı etkisi de bulunmaktadır. Kivi üzerine araştırmalar dünyada ve özellikle ABD’de yoğun bir şekilde devem etmektedir. Amerika’da yapılan araştırma sonuçlarına göre; kivi kolesterol seviyesini düşürücü, kanı temizleyici özelliği yanında göğüs hastalıklarının tedavisinde çok faydalı olduğu, grip ve soğuk algınlığının çabuk atlatılmasını sağladığı, kan basıncını ayarlayıp tansiyonu düşürdüğü ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini artırdığını tespit etmişlerdir. Kivinin toksisitesi konusunda yapılan araştırmalarda, tüyleriyle birlikte yendiğinde boğaz tahrişine (kaşıntısına) sebep olabileceği ve ayrıca kiviye karşı vücudun reaksiyonu belli olmadan çok fazla kivi tüketilmesinin de sakıncalı olabileceğini belirtmektedirler. Eskiden Çin’de köpeklerdeki uyuz hastalığının tedavisinde , kivinin dal ve yapraklarını kaynatılarak elde ettikleri sıvıyı kullanmışlardır. Vücudumuzun günlük ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin onda birini kividen karşılamamız halinde, sağlığımız açısından çok önemli sonuçlar ortaya çıkacağını tahmin etmekteyim.
__________________
![]() ![]() |
|
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| kivi |
Şu an bu konuyu görüntüleyen üye sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) |
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|